31 Aralık 2012





Köpek !


Lord Byron (1788-1824) ölen köpeğinin mezar taşına yazdırmış bu satırları. Bu arada soran arkadaşlar oluyor, köpeğimizin kaybolduğu günün ertesi, bir tarfik kazasında öldüğünü öğrendik, tarifsiz bir acı bu.


Burada kendini beğenmiş olmaksızın güzel olan,
Küstah olmaksızın kuvvetli, yırtıcı olmaksızın cesur;

Kendinde insanların hiçbir kusuru bulunmadan,
Bütün meziyetleri bulunan biri yatıyor.




25 Aralık 2012






Yılbaşı & Çocuk !


Tek kardeşimin tek çocuğu, dört yaşına yaklaşan yeğenimle yılbaşı ağacını süslerken ona;

- Yeni yılda Noel Babanın hediyesini bu ağacın altında bulmak istiyorsan, bir çorabın içine geyikleri için birkaç tane havuç ve onun içmesi için bira koymalısın, dedim. Koşarak buzdolabına gitti;

- Havuç çok ama bir tane bira var Noel Baba hediye bırakır mı bana? Diye telaşla sordu.

 Diyeceksiniz ki bana senin-sizin bir dininiz yok, bu ne hal? Ben de size, dinimiz yok diye masallara da mı yer olmasın hayatımızda diyeceğim.




24 Aralık 2012







Kibir ve Ceza !


[...Yaşını başını almış adamlar genç kadınlardan niye hoşlanır? Bunu dürüstçe söyleyene hiç rastlamadığım için parantez açıp izah edeyim müsaadenizle.

Kendinden yorulduğu için hoşlanır. Hayatı belli bir ilişkiler sistemi içine oturmuştur, iyi kötü tanınıyordur, saygı görüyodur, sorumluluk taşıyordur, konumuyla orantılı bir ağır başlılık sergilemeye özen gösteriyordur.

Saçmalama hakkı elinden alınmıştır. Her Allahın günü -lanet olsun- hep aynı insan olmak zorundadır.

Onun "kim olduğunu" bilmeyen bir gençle karşılaşmak bu yüzden taze bir esinti gibi gelir.








Arada cinsel çekim yoksa onu da beş dakikada hizaya getirmesini bilirsin gerçi. O işin tekniğini elli küsür senede sular seller gibi öğrenmişsindir; iki cümle, biraz ses tonu, biraz beden dili yeter egemenlik ilişkisini kurmaya.

Ama cinsel boyut varsa denge altüst olur. Karşındaki kadın, cüreti ve cehaletiyle orantılı olarak seni esir alır. Boynuna yuları takıp gezdirir.

Oh! Hafiflersin. Sırtındaki kendi yükünden kurtulursun. Ne rahatmış dört ayak üstünde yürümek...]*





* Sevan Nişanyan, Aslanlı Yol, s.332-333

21 Aralık 2012




 

Domuz Semra !


Nişanyan'ın otobiyografik yeni kitabı 'Aslanlı Yol'u çok sevdim. Dahilik ve delilik arasında korkusuzca gezinen bu cesur adamın hayat hikayesi oldukça ilginç. Kitaptan küçük bir alıntı yapmak istiyorum, s.124:

"Polonezköy’de gördük, dayanamadık aldık. Eve getirdiğimizde kedi kadardı ve soğuktan titriyordu. Biberonla besledik. Sekiz ayda yüz kiloyu buldu, pembe ciltli görkemli bir yaratık oldu. Sene 1988 olduğundan adını haliyle Semra koyduk.

Önyargılarınızı unutun: temiz bir hayvan. İkinci gün gitti bahçenin en uzak köşesine pisledi, bir daha da oradan şaşmadı. En büyük eğlencesi çeşmenin yalağında çamur banyosu yapmaktı. Hortumla üstüne su sıkınca isterik kızlar gibi haykırır, zevkten sıçrayıp tepinirdi.









Damak zevki şaşılacak kadar insana benziyordu. Sulu yemeklere, özellikle İzmir köftesi ile patlıcan musakkaya bayılırdı. Şeftalinin önce olgununu yer, sonra yüzünü buruşturarak kalan hamlara tenezzül ederdi. Çikolataya, gofrete, baklavaya, haşlanmış mısıra, balıklardan lüfere, ezo gelin çorbasına hayrandı. Ot asla yemedi, ama marula diyeceği yoktu. Baktık başa çıkamayacağız, Bebek’teki bellibaşlı sosyetik restoranlarla anlaşıp döküntülerini almaya başladık. En çok Çin yemeklerini ve tiramisuyu beğendi. Doymak bilmez bir iştahı vardı. Sonlara doğru bir oturuşta on kiloluk bir kazan mercimek çorbasına doğranmış beş ekmek yediğini, sonra bir saat uyuyup gene aç kalktığını bilirim.

Beş şişe bira içip bana mısın demedi, ama bir şişe şaraptan sonra ayakları dolanıp sırtüstü devrildikten sonra felsefi bir tavırla iç geçirmesi unutulacak sahnelerden değildi. Buna karşılık rakıyı sevmedi, kahveye de burun kıvırdı.










İflah olmaz bir sevgi arsızı idi. Başını okşayınca sırtüstü yatar, teker teker bacaklarını kaldırıp altının gıdıklanmasını talep eder, yapmayınca sinirlenip söylenirdi. Sabah yanına uğramadan evden çıkıp gitsek akşam mutlaka küslük yapar, sırtını dönüp homurdanırdı: işin yoksa yalvar, okşa, gıdıkla, dut ikram et, hanımefendinin keyfi gelsin.

Altı aylıktan sonra huyu değişmeye başladı, bunalıma girdi. Gece sabahlara kadar bahçede dolanıp ağladığı günler oldu. Anladık ki yalnızlık çekiyor. Bulalım bir kocacık dedik, ama doğrusu göze alamadık. Bunların cinsel taklavatları da inanılmaz bir şekilde insana benziyor. Acaba çeşitli dinlerde görülen domuz tabusunun nedeni bu olabilir mi diye düşünmedik değil. Etleri de insan etine çok benzermiş, yiyenler öyle diyor.









Sonunda bir gece kaçmış. Gitmiş Etiler yokuşunun tam orta yerinde durmuş. Trafik tabii kilitlenmiş, arabadan inip fotoğraf çekenler, tutup götürmeye çalışanlar, tekbir getirenler olmuş. Komşumuz olan bir Rizeli amca vardı, o kurtarmış. Gittik konuştuk. Ben hayvanları severim, bana verin dedi. E canımıza minnet, verdik gitti. Elli kiloluk mısır çuvalını da üstüne hediye ettik.

Bir hafta sonra adamın kızı geldi, domuzunuzu geri alın dedi. Amca kalp krizi geçirip ölmüş.

Ben o gün bir seyahat için Avrupa’ya gidiyorum, tesadüf. Gabriele zaten hayvandan illallah demiş, Semra’cıkla beraber beni kapıdışarı etmesi an meselesi. Kader utansın dedik, jamboncu Çerkezo’yu aradık. Yarım saat sonra kamyonetle geldiler, götürdüler, o günün parasıyla iyi bir para da ödediler."




27 Kasım 2012





Din, Eşcinsellik
& Homofobi !


Eşcinselliğe dini nedenlerle karşı çıkanların, genellikle dinen yasak ve günah olan başka şeylere aynı şiddetle karşı çıkmamaları dikkate değer bir ikiyüzlülüktür. 

Bu da eşcinselliği dini sebeplerden ötürü ayıplayanların bunu, dinleri öyle söylediği için değil, kendileri öyle istedikleri için yaptıklarını gösterir.

Başkalarını ayıplayan kişilerin önce kendi yargılarının ne kadar ahlaklı olduğunu gözden geçirmeleri gerekmektedir. (1)

Heteroseksüelliğini belirgin bir şekilde açığa vuran kişiler bile eşcinsel eğilimlere sahip olabilir. Homofobik olan heteroseksüel erkeklerin kendilerine gösterilen eşcinsel resimlerden, homofobik olmayanlara kıyasla çok daha fazla tahrik olduğu gözlemlenmiştir. (2 & 3)





(1) http://arsiv.ozgurdusuncehareketi.org/detay.aspx?kat=10&sira=9
(2) Adams, H. E., L. W. Wright Jr. and B. A. Lohr, 1996. Is homophobia associated with homosexual arousal? Journal of Abnormal Psychology 105(3): 440-445.
(3) http://arsiv.ozgurdusuncehareketi.org/detay.aspx?kat=7&sira=107


06 Kasım 2012






Freud & Eşcinsel !


Mazlumder Başkanı Ahmet Faruk Ünsal: ‘Eşcinseller bende acıma duygusu uyandırıyor. Freud psikanalizin kurucusudur ve eşcinselliği bir hastalık olarak görüyordu ve tedavi edilebileceğini söylüyordu.' demiş bir 'röportajda'.


Freud'un, eşcinselliği heteroseksüelliğe çevirmenin başarı şansının tam tersini gerçekleştirmek kadar olduğunu söylediğini eminim duymamıştır kendisi. Freud'un bir eşcinsel annesine 1935 yılında yazdığı mektubu yayınlamak istiyorum:


Mektubunuzdan, oğlunuzun bir eşcinsel olduğu sonucuna vardım. Onun hakkında verdiğiniz bilgilerde en çok, bu dönemde kendinizden söz etmemenizden etkilendim. Bundan neden çekindiğinizi size sorabilir miyim? Eşcinsellik elbette bir avantaj değildir ancak utanılması gereken bir şey de değildir, kusur değildir, rezalet değildir, bir hastalık olarak sınıflandırılamaz; eşcinselliğin, cinsel gelişimin bir çeşidi olduğunu düşünmekteyiz.










Geçmiş ve modern zamanların, saygı duyulan pek çok kişisi, eşcinseller olmuştur. (Bunların en önemlilerinden bir kaçı: Platon, Michelangelo, Leonardo da Vinci vb.). Eşcinselliği suç olarak görmek ve gaddarlık etmek de büyük bir haksızlıktır. Eğer bana inanmazsanız, Havelocks Ellis’in kitaplarını okuyun. (Freud’un çağdaşı olan Ellis, Studies in Physcology of Sex adlı yedi ciltlik yapıtı ile ünlüdür.)


Size yardım edip edemeyeceğimi sorarak, sanırım eşcinselliği ortadan kaldırıp normal heteroseksüelliği yerine koyup koyamayacağımı kast ediyorsunuz. Yanıt genel olarak, bunu başarmaya söz veremeyeceğimizdir.









Vakaların büyük bölümünde, her eşcinselde varolan, zarar görmüş heteroseksüel eğilimleri harekete geçirmekte başarılı olduk. Vakaların çoğunda, bu artık mümkün olmamaktadır. Bu, kişinin niteliği ve yaşı ile ilgili bir sorundur. Tedavinin sonucunu önceden bilmek mümkün değildir.


Oğlunuzla ilgili yapılacak çözümlemeler, farklı yollar izleyecektir. Eğer mutsuzsa, nevrotikse, çatışmalardan çok yıpranmışsa, toplumsal yaşamda çekingense, görüşmeler onu uyumlu hale getirebilir, huzura kavuşturabilir ve yeterliliğini artırabilir -eşcinsel olarak kalsa ya da değişse de.


Eğer karar verirseniz, benimle görüşmelerde bulunabilir! Sizin bunu yapacağınızı sanmıyorum! Oğlunuz Viyana’ya gelmek zorunda. Benim buradan ayrılmaya niyetim yok. Bununla birlikte, bana yanıt vermeyi ihmal etmeyin.




29 Ekim 2012






Bir
Of Çeksem !


Dün akşam geç saatlerde yazdığım, yayınla tuşuna basmadığım bir yazı:


Ümit: Tasması ve tel numarası yazılı künyesi boynunda görüldüğü haberini aldık, umutla bir haber bekliyoruz, bir ihtimal çocuklar oynamaya çalışırken ürkütüp kaçırmış olabilirler.

Zor: Sabahtan beri hiç kahvaltı yapmadan bir bardak kahve ve bolca su içerek onu aradık, bir sürü ilan yapıştırdık, eve az önce girdik, ayaklarımız şiş, duşa girmek için suyun ısınmasını bir bardak şarapla bekliyoruz.

(Şimdilik) Son söz: Tarif edilemez bir şey, yoksunluk, çaresizlik, bazen bastıran karamsarlık duygusu, çalan her telefondan bir haber ummak. Annem evlatları kayıp olan ailelerin, evlatları ölenlerden daha çok acı çektiğini boşuna söylemiyormuş.





27 Ekim 2012





Köpek !


Belli etmemeye çalışıyorum ama bayramın ilk günü öğle saatlerinden beri ağlamaktan gözlerim şişti.

Nakhar ablasına gittiğinde, eve köpekten korkan misafir gelince, kayınvalidemin bahçeye bağladığı köpeğimizi çaldılar.

3 yaşında olmasına rağmen rottweiler yavrusuna çok benzediği için çalındığını düşünüyoruz.

Boynunda kocaman bir tel numarası yazan künye olduğu halde kimse bize dönmedi. Bütün arama ve ilan yapıştırma çabalarımız işe yaramadı.




22 Ekim 2012






Hayvan Mezarlığı !


Bir gazete haberi: "(İstanbul-Tuzla) Hayvan mezarlığında, ölen hayvanlarına mezar taşı yaptıran hayvanseverlere çevre halkının tepki göstermesi üzerine, mezar taşı yapılması yasaklandı."

Bu haberi okuduğumda içimden sinirle "Türlü şekilde ezilirken gıkı çıkmayan halkın tepki gösterdiği şeye bak" diyerek söylendim. O hışımla bunu bir sosyal forumda paylaşınca, Burcu arkadaşımızın yazdıkları çok anlamlıydı...



Radikal bloga 4. yazımın devamını şuradan okuyabilirsiniz.
http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/hayvan-mezarligi-2339




21 Ekim 2012






Haftanın Şarkısı !


Klasik bir şarkının bu sıcacık yorumu haftanın takıntısı oldu bende. Umarım siz de seversiniz.


'Şuradan' dinleyebilir, farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.



19 Ekim 2012





Haftanın Güzeli !


Kaç haftadır haftanın yakışıklısı köşesi yapmıyorum. Bu foto bana çok masum geldi. Kulp takacaklar çekinmesin ama umarım beğenirsiniz kızlar.




14 Ekim 2012







Kar Prensi !


Bir kadın okuyucumun bana gönderdiği, gencecikken eşcinsel bir aşk cinayetine kurban giden deniz subayı dayısıyla ilgili hüzünlü anıyı yıllar önce burada yayınlamıştım.

Radikal bloga ekleyince, dramaturji okuyan bir arkadaş bunun üzerinde çalışmak istediğini söyledi, 'adsız abla' rumuzuyla bana yazan o hanımefendi blogumu okuyorsa acaba bana ulaşabilir mi? Mail adresim gaykedi@gmail.com


Bu dokunaklı yazıyı okumak isteyenler şuradan ulaşabilir.
http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/tutku-1321




09 Ekim 2012






Yaşlılar !


İşyerime çok yakın oturdukları ve kendilerini yalnız hissetmemeleri için haftanın bir kaç günü yanlarında kaldığım anne babam, semtimizden bir marangoza 900 TL vererek odam için yeni bir dolap ısmarlamış.

İnternette aynı ebatlarda bir dolap 250 TL üstelik 2 sene garantili ve 12 ay taksitle. Tatlıca söylenmeme, bana sormadan bir şey almayın dememe de alındılar biraz.

Yemin ederim yaşlılar gittikçe çocuklaşıyorlar ve duygusallaşıyorlar.




08 Ekim 2012






Çocukluk !


Radikal blogda ilk yazım. Çocukluğumdan, her aklıma geldiğimde hüzünlendiğim bir anı. Küçük çocukların derdini küçük görmemeli.






Foto- © Bronek Kozka. | The Son, Sunshine House Series, 2007.

24 Eylül 2012






Eşcinsel !

1. ve 2. dünya savaşının tüm vahşetini bizzat yaşayan eşcinsel Fransız yazar Maurice Rostand (1891-1968) "Ben, savaşta çocuklarını yitirmiş olan Alman analarını, hiçbir şeylerini yitirmemiş Fransız analarından kendime daha yakın hissediyorum" demiş.

Peki siz  çocuklarını yitirmiş olan Kürt analarını, hiçbir şeylerini yitirmemiş Türk analarından kendinize daha yakın hissedebiliyor musunuz? (Burada ocağına ateş düşmeyenlerden bahsediliyor, hemen manyamayın!)




20 Eylül 2012






 Gay & Eşcinsel !

Müdürü olduğum ama gay olduğumu bilmeyen, işe yeni giren bir Karadenizli kız, ikindi  molasında, şu ördeğe tecavüz eden herifin konusu geçince, Lut kavmi v.s diyerek eşcinsellerin de sapık, günahkar olduklarını, Allah'ın böyle insanları lanetlediğini söyledi.

Diğer arkadaşlarım, kendi cinsiyle de olsa, iki yetişkin arasında tecavüz değil, sevgiyle yaşanan bir olaya bu yaklaşımının doğru olmadığını söyledilerse de Kuran, peygamber v.s diyerek karşı çıktı.

Onu anında rezil ederek işten kovabilirdim ama bunu yapmadım, sadece konuyu değiştirip gülümsedim, yakında gay olduğumu öğrenince çok mahçup olacak eminim.


12 Eylül 2012






Clapham Junction !


Homofobi, gizli eşcinsellik, ergen istismarı, eşcinsel evliliği, karşı cinsle evlenmek zorunda kalan eşcinseller, kilise ve eşcinsellik, zengin eşcinsellerin ukalalıkları ve çok daha fazlası üzerine, çok özel tavsiyemdir.

 Imdb 7.4 puanı az bence, en az 8 küsür yapar diyorum.

Bu kadar sert, yer yer çok erotik ve suya sabuna dokunan filmi, İngiliz değil de bir Türk televizyon kanalının çektiğini ölmeden görebilir miyim acep, cidden meraklardayım arkadaşlar?



08 Eylül 2012






 Eşcinsel !


Ömer Ceylan'ın feedinde(1) gördüm, bir arkadaşımız(2) şu bilgileri üşenmemiş çevirmiş, bende anlamını bozmadan bir kaç küçük düzeltme-ekleme ile sizlerle paylaşıyorum:


1. Eşcinsellik doğal değildir. İnsanlar her zaman doğal olmayan şeyleri reddederler, misal gözlük takmazlar, naylon ürünler kullanmazlar ve klima açmazlar.

2. Eşcinsellik serbest olursa insanların eşcinsel olmaya eğilimleri artar, çünkü uzun insanların yanında takılan kısaların boyları uzamaktadır.

3. Eşcinsel evlilik yasal olursa her türlü çılgın evliliklerin yolu yapılmış olur. Mesela insanlar köpekleriyle evlenmek isteyebilirler, zira köpekler evlilik cüzdanına imza atabilecek bilinçte varlıklardır.

4. Geleneksel evlilik, yıllardır süregelen kutsal bir kurumdur ve tarih boyunca hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Bu yüzden kadınlar hala erkeğin malıdır, bir erkek dört kadınla evlenebilmektedir ve boşanmalar üç defa boş ol denmesi suretiyle gerçekleşmektedir.




 


5. Eğer eşcinsel evliliğe izin verilirse geleneksel evlilik manasını ve kutsallığını  kaybedecektir. Çünkü Seda Sayan'ın sayısız evliliğininin manası ve kutsiyeti toplum için çok önemlidir.
 

6. Geleneksel evlilikler çocuk üretirler. Eşcinsel çiftler, kısır çiftler ve yaşlı çiftlerin evlenmelerine izin verilmemelidir, çünkü yetimhaneler bomboş duruyor ve dünyanın daha fazla çocuğa ihtiyacı var.

7. Eşcinsel ebeveynlerin çocukları da eşcinsel olacaktır! Çünkü görüyoruz ki heteroseksüel ebeveynlerin çocuklarının hepsi heteroseksüel.

8. Eşcinsel evlilik dinen caiz değildir. Çünkü şeriat ülkelerinde bir dinin değerleri tüm ülkeye empoze edilir.

10. Eşcinsel evlilik toplumun hamuruyla oynayacaktır, insanlık yeni sosyal normlara alışamayacaktır. Zaten arabalara, uçaklara, cep telefonlarına, internete ve daha uzun yaşam sürelerine de hala alışamadık.


 



03 Eylül 2012






Class 2007 !


2007 Estonya yapımı The Class (Estonian: Klass) aman kaçmasın. 


Okullarda yaşanan psikolojik & fiziksel şiddet üzerine izlediğim en iyi filmlerden birisi, 8.0 Imdb puanını fazlasıyla hakediyor.

Senaryonun gerçek bir olaydan uyarlanması da filme ayrı bir derinlik katıyor, 2006 yapımı Avustralya filmi 2:37'den* sonra bu kadar etkilendiğim bir ergen filmi hatırlamıyorum.










Deney & Maymun !


Popular Science'in bu sayısında gördüğüm 'bkz. şu resimler' yüreğime oturdu.

 Acaba Çinli bilim insanları, ülkesinin her yıl idam ettiği yüzlerce suçluya, ölmektense kobay olmayı teklif etseler, bunu kabül edecek bir sürü azılı mahkum çıkacaktır eminim.

Hem bu masum hayvancıklara yapılandan daha etik olur gibi geldi bana, tabi idam cezası ne kadar ahlaki ise.





27 Ağustos 2012






 Haftanın Şarkısı !


Theremin üstadı Clara Rockmore'dan (1911-1998) iki parça seçtim, ben günlerdir defalarca dinlemekten kendimi alamıyorum, sevgilim de pek sevdi. Umarım sizler de seversiniz arkadaşlar.

'Şuradan' dinleyebilir, beğenirseniz 'farklı kaydet' seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.









Haftanın Güzeli !


Bu haftanın yakışıklısını kesin çok feminen bulacaksınız çoğunuz, oysa bana pek masum geldi bu foto. Ayol ben lezbiyen miyim, bu da ne böyle? Diyen sesleriniz kulağımda çınlıyor hard erkek sever gayler.




14 Ağustos 2012





 Hayvan Hakları !


"Biz aile fertlerimizi incitmeyiz. Biz arkadaşlarımıza ya da yabancılara zarar vermeyiz. Biz koltuk kılıflarına bile zarar vermeyiz. Bu listeye hayvanları da eklemenin aklımıza gelmemesine şaşırıyorum."(*)



* Jonathan Safran Foer'in 'Hayvan Yemek' adlı kitabından. Et yemenin psikolojisini ve et endüstrisinin vahşilikte günümüzde geldiği noktayı sorgulayan bu sürükleyici ve etkileyici kitabı özellikle okumanızı tavsiye ederim.

+ Resimdeki foto bana bkz. şu hüzünlü hikayeyi anımsattı, mutlaka okumalısınız arkadaşlar.

13 Ağustos 2012





 Köpek Yemek !


Filipin mutfağından, köpek etinden düğünlerde yapılan özel bir yemek tarifi: 'Düğün Usulü Köpek Kapama'.


Önce orta boy bir köpeği öldürün, tüyleri yüksek ateşte yakın, deriyi henüz sıcakken yüzüp ayırın. Etleri iki parmak genişliğinde küp küp doğrayın. Doğranmış etleri sirke, pul biber, tuz ve sarmısakla iki saat boyunca marine edin.

Yağınızı büyük bir tavada çevirerek etleri yüksek ateşte kızartın, sonra soğan ve doğranmış ananas ekleyerek yumuşayana değin hafif ateşte pişirin.

Domates suyu ve kaynar suyla beraber yeşil biber, defne yaprağı ve acı biber sosu ekleyin.

Tencerenin kapağını kapatın ve kısık ateşte etler yumuşayana kadar kaynatın. Ardından ezilmiş köpek ciğeri de katarak 5-7 dakika daha pişirin.*



* Bu tarif Jonathan Safran Foer'in 'Hayvan Yemek' adlı kitabından. Et yemenin psikolojisini ve et endüstrisinin vahşilikte günümüzde geldiği noktayı sorgulayan bu sürükleyici ve etkileyici kitabı özellikle okumanızı tavsiye ederim.


12 Ağustos 2012





The 
War Boys !


2009 yapımı The War Boys* umduğumdan çok daha iyi bir film çıktı. Karanlık işlere bulaşmış burjuva baba, oğlunu, erkek arkadaşı ile banyoya girerken görünce aralarında şu konuşma geçiyor:


- Bu çocukla çok vakit harcıyorsun. Git ve George'u evine gönder.

- Baba sana bişey söyliycem.

- Lütfen söyleme. İstediğin budur umarım. Benim için sorun değil. Ama en azından sınıfından biriyle düzüşseydin. George'un sonu son değil. Senin için ne yapabilir ki ?

- George beni tanıyor. Bu nasıl bir his biliyor musun? Bana bakınca kim olduğumu anlıyor. Sürekli uyanmak gibi bişey.





09 Ağustos 2012







Babaanne Duası !


Bildiğim tek duayı bana, yaşasaydı sanırım yaklaşık 100 yaşında olacak babaannem öğretmişti.

Küçükken ona sarılıp uyumadan önce, beraberce bu duayı okurduk, nasıl da hiç unutmamışım.

"Yattım Allah, kaldır beni, nur içine daldır beni, can kafesten ayrılınca, iman ile, Kuran ile gönder beni yarabbi."




07 Ağustos 2012





Gay
Kısa Film !


Kısa film vakti. Çok çok sevdiğim Fransız fotoğraf sanatçısı Pierre & Gilles gay çiftinin her biri olağanüstü güzellikte fotolarına benzeyen karelerle süslü, bence çok derin ve nefis bir kısa film, 1998 Belçika yapımı Matroos.*


Yaklaşı 15 dakikalık bu filmi 'şuradan' indirip izleyebilirsiniz arkadaşlar. İyi seyirler.




02 Ağustos 2012






Oruç !
 

Çalıştığım şirkette 16-17 yaşlarında güleryüzlü ve pek sevimli bir stajyer kızcağızı oldukça bitkin ve keyifsiz görünce, hasta mısın diye sordum. Oruçlu olduğunu söyledi.

 Üstelik ailesinde oruç tutan kimse yokmuş, gece tek başına sahura kalkmaya çalışıyor, kalkamasa dahi  sabah uyandığında niyet edip aksatmadan tutuyormuş.

Kilolu bir kızcağız da değil, hatta zayıf sayılır, diyet için oruç tutanlardan değil belli. İnancında çok samimi olmalı.

Bunu yadırgamak ya da bir eleştiri olarak söylemiyorum ama inanç konusu gerçekten çok ilginç bir şey.





01 Ağustos 2012






Haftanın
Güzeli & Şarkısı !


Yakışıklımızın sadece pipisinin silüeti gözüküyor ama ben hayal gücünüzün boşlukları fazlasıyla tamamlayacağına eminim kızlar. Haftanın şarkısında ise gayet eğlenceli bir şarkı ile Romanya çingenelerine konuk oluyoruz.


'Şuradan' dinleyebilir, beğenirseniz 'farklı kaydet' seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.




30 Temmuz 2012








Kınalıkuzu Firuz !


Osmanlı hamamlarının dünyanın ilk gay klüpleri olduğu söylenir, buralarda çalışan eşcinsel erkek fahişeler ile ilgili yazı bir serisi yapmak istiyorum. Buyrun eski risalelerden onları tanıyalım:


Ona şehrin meşhur kulamparaları Firuz şah derler ki, gerçekten de güzellik ikliminin padişahıdır.

Arnavut asıllı, güzel gözlü bir delikanlı olup, memleketinden gelince Çardaklı Hamamında hemşehrilerinin odasına misafir olmuş, o pis tellak orada başına musallat olup, Firuz'u sikip eritmiş, beline tellak peştemalını bağlayıp kese ve sabun ve lif ve lenger ile sanatına talim edip ortağı etmiştir.








Mertlik sahibi götçü biraderlerimiz, Çardaklı Hamama vardıklarında "Bir kınalı kuzucağınız varmış" deyince, o hayvan Firuz'u getirip el öptürür "Efendim, ortağımdır, oğlanın başını tutmam gerektir" deyip o şeytan  Arvavut serserisi tellak, Firuz'un boynuna kol atarak tutunca, oğlanın götü nur topu misali domalır, daha bir ortaya çıkar ki, aşkolsun o oğlana yarak basana.

İş bitince oğlan su dökünüp peştemalını bağlayıp, el öper "Yine beklerim ağam, buyur" deyip çıkar ve bahşişini ve narh kanununa göre belirlenmiş fuhuş ücretini ortağı tellak alır.

Öyle pervasız Arnavut piçidir ki o pis tellak, Firuz'a götünün kazancından günde birkaç akçe zor verir imiş.*



*Derviş İsmail'in yazdığı, Dellakname-i Dilküşâ'dan.
(Metin, tarafımdan anlamını bozmayacak şekilde günümüz Türkçesine uyarlanmış ve kısaltılmıştır.)

26 Temmuz 2012

  




Kız Softa !
 
  
Osmanlı hamamlarının dünyanın ilk gay klüpleri olduğu söylenir, buralarda çalışan eşcinsel erkek fahişeler ile ilgili yazı bir serisi yapmak istiyorum. Buyrun eski risalelerden onları tanıyalım:

Kız Softa, yani Ürgüplü ismail'dir ki, Zalpaşa Medresesi'nde hemşehrisi Dağlı Hüseyin adlı serseriye misafir olup, üçüncü gece o zalim herif "Oğlan sikmek dostça bir oyundur" deyip oğlanı kandırıp, içki de içirince, koca yarrağını gediğine koyup işini tamam görmüştür.

Olay duyulunca Dağlı Hüseyin firar etmiş, İsmail'e ise nice kapılar ardına kadar açılmıştır. Helvacı esnafından Telli Halil Ağa oğlanı alıp tezgaha oturtmuş, dükkanını bu peri yüzlü oğlan ile süslemiştir.

Gece dahi odasında yatırıp zevk ile seyretmiş, kucaklama, öpücükler, ayak öpme, göbek koklama, çakıl memecikler dişleyip altın kamış çük yoklama ile kendisine çokca iltifat etmiştir.



 
 





Bir sene sonra istanbul'un kulampara eşkiyası Kız Softa'yı rahat bırakmamış, dükkanı gözleyip ustasın yokluğunda müşteri gibi muhabbet edip envai çeşit hediye ve bahşişler ile oğlanın aklın çalarak birkaç ay bahçe, bostan, bekar odası ve hamam dolaştırıp Karakuş adlı bir piçin pençesine düşürmüşlerdir.


O da İsmail'i Yıldızababa hamamına götürüp soymuş ve beline siyah tellak peştemalını sarıp üstat elinde talimden sonra müşterilerin koynuna sikişe sokmuştur.

Gündüz her sikişte bir seferi 100 akça ve gece odada döşek yoldaşlığı sabaha dek üç sefer koymalı iki tafralı altın narhtır.

Oğlan üç seferden fazlasını kabul edince, müşterisi her seferi 100 akçadan koyar. Oğlan erkeğinden pek zevk alıp para talep etmese dahi, oğlanın ortağı tellak 20 akça payını yine alır.*




*Derviş İsmail'in yazdığı, Dellakname-i Dilküşâ'dan.
(Metin, tarafımdan anlamını bozmayacak şekilde günümüz Türkçesine uyarlanmış ve kısaltılmıştır.)
  

20 Temmuz 2012






 Kara Davud !
 
  
Osmanlı hamamlarının dünyanın ilk gay klüpleri olduğu söylenir, buralarda çalışan eşcinsel erkek fahişeler ile ilgili yazı bir serisi yapmak istiyorum. Buyrun eski risalelerden onları tanıyalım:

Uzun boylu, güçlü, bıyıkları yeni çıkmış bu yiğit, gece ve gündüz bey, paşa ve ağa ve efendi götü tokmaklayan bir it oğlu ittir.

Sikinin kazancını yine sikine yedirip, yalın ayak gezer . Üsküdar Kolluk Hamamı'nda ortaya çıkmıştır ama kapısı yoktur. Hamam hamam dolaşan bir serseridir.

Gittiği hamamda arka kapıdan girip, külhanda soyunup erkek gibi yürüyerek hamamcı ağanın eteğini ve natır ile dellak, baş nöbetçinin ellerini öpüp müşterisi nerede ise yanına gidip hizmetini görür. 






 

 Müşterisini önceden tanıyorsa, huyunu ve suyunu bilerek "Ağam, paşam, efendim, sultanım, işte Kara Davud'un geldi" deyip koynuna davet eder.

Ama müşterisi o ana dek görüşmediği birisi, ise natır ağa "Sanırım ki tokmakçı arar" deyince bacak ve ayak oğuşturup ağır ağır yukarı çıkıp maslahata el atar ve hemen onu yüzü üzerine çevirip bir hamlede biner, koyar ve işini tamam görür.

Saraç Ahmed Bey ki, Dördüncü Murad'ın silahdarı Mustafa Paşa'nın kapıcıbaşısı olmuş Kız Cafer adlı  kapıcıbaşının göz nuru oğludur. Kara Davud o nazlı beye ilgi gösterince, Bey çok parasını bu gence yedirir ki körkütük aşıktır. Amma saraç oğlanı da şakır şakır siker.*

 


*Derviş İsmail'in yazdığı, Dellakname-i Dilküşâ'dan.
(Metin, tarafımdan anlamını bozmayacak şekilde günümüz Türkçesine uyarlanmış ve kısaltılmıştır.)

16 Temmuz 2012






Keşmir Mustafa !


Osmanlı hamamlarının dünyanın ilk gay klüpleri olduğu söylenir, buralarda çalışan eşcinsel erkek fahişeler ile ilgili yazı bir serisi yapmak istiyorum. Buyrun eski risalelerden onları tanıyalım:


Fuhuş dünyasına güzellik katan, süzülmüş ışıktan bir delikanlıdır. Çingenedir. Babası hamam oduncusu, anası karılar hamamında natırdır. Göbek taşında uyumuş, kurna başında büyümüş, alnı kara, götü ak genç bir tellaktır.

Sikinin sırmadan kılları ile erkek gibi yürüyüşle yatağa gelip, şuh ama saygılı bir selam verip, yürekleri eritir.

Çingendir ama para, pulda gözü olmayıp ejderha misali kol kadar yarakları dibine dek alır ki, çingeneler içerisinde böyle nazik bir delikanlı bin oğlanda bir çıkar.

Ücret tarifesi yoktur, "Velinimetimin mutluluğuna bedel biçemem" deyip domalır ve ne bahşiş verilirse alır. Parayı sevmez, bekar ve parasız yiğitlerin gönlünü dahi bedavadan hoşnut eyler.*



*Derviş İsmail'in yazdığı, Dellakname-i Dilküşâ'dan.
(Metin, tarafımdan anlamını bozmayacak şekilde günümüz Türkçesine uyarlanmış ve kısaltılmıştır.)

11 Temmuz 2012









 Hamleci İbrahim !


Osmanlı hamamlarının dünyanın ilk gay klüpleri olduğu söylenir, buralarda çalışan eşcinsel erkek fahişeler ile ilgili yazı bir serisi yapmak istiyorum. Buyrun eski risalelerden onları tanıyalım:


Bostancı neferlerinin genç yüzlerinden Hamleci ibrahim, fidan boylu, melek huylu, dudakları pek şeker, memeleri çiçekten yapılmış, göbek çukuru sünbülden, bal çiçeğini sorar isek karanfil gibi kokan şöyle bir içim su tellaktir.

Sikiş esnasında döşekte çırılçıplak serilip yatınca, yarağının başı tokmaklı, yok uzundur, yok kalındır demeyip, ah of etmeyip gençlik gayreti ile tamamını alır ve adamın canına can katar.

Bu nazlı oğlan Karadeniz kıyısında bir Giresun kasabasından İstanbul'a bostancılar ocağında hamleci olan dayısının yanına gelmiş, dayısı onu acemilik günlerinde serseri olmaması için kendi işyeri yakınında, büyük Gümrük iskelesi Çarşısında Berber Salih Çavuş'un dükkanına çırak vermiştir.

Berber yamağı iken cümle milletin gözü ona takılmış,  nasıl böyle yakışıklı bir delikanlıya kaymasın ki gözler, gönüller.



 
 




 Tersane eşkiyasından zindancıbaşı Saçlı Deli Kürt diye bilinen Haso Ağa, bu oğlana ilgi gösterip, yakınlaşınca, delikanlının ilgisi de Haso Ağa'ya meyleder ki, Haso bir esmer kurttur, heybetli ve gayet yakışıklı, levent gibi çevik, ayrıca bolca altın dolu kesecikleri olan.


Zindancıbaşı, bir cuma günü Hamleci ibrahim'i Salih Çavuş'un dükkanından alıp "Gel seni biraz gezdireyim" deyip odasına götürür ve delikanlıyı kendi gençlik rızasıyla Kürt yarağı ile tanıştırır.

Ama Haso'nun dünyada eşi benzeri yok aygır misali sikinin İbrahimin narin deliğine girdiği duyulunca, Salih Çavuş dükkana ve dayısı olacak herif evine kabul etmeyince, çaresiz oğlan, Azapkapısı'nda Yeşildirekli Hamam'da soyunur ve tellak peştemalını bağlar. 

Yeşildirekli Hamam'ın tüm müşterileri serseri asker tayfası, tersane itleri, güçlü kuvvetli denizci yiğitleridir ki hepsi zincirini kırmış vahşi götçülerdir ve hepsinin yarağı demir kazık gibidir, her defasında oğlana arslan gibi hamle etseler bile, Hamleci İbrahim onları yarı yolda komaz.

Hamamcılar kahyası olduğumuz için İbrahim'i hamamdan çıkarıp bazen evimize götürebildik. Hele onu Yemenici Bali(*) adlı delikanlının koynuna verip seyreyledik ki, iki oğlanın altlı üstlü birbirini sikmesini izlemek bambaşka bir keyiftir.(**)






(**) Derviş İsmail'in yazdığı, Dellakname-i Dilküşâ'dan.
 (Metin, tarafımdan anlamını bozmayacak şekilde günümüz Türkçesine uyarlanmış ve kısaltılmıştır.)