30 Kasım 2011






Travestiler & Tanrıçalar !


Hindistanda 15 eşcinselin öldüğü yangın haberini okurken İkbal Gürpınar'ın yaptığı terbiyesizliğe tokat gibi bir cevap:

"Amerika Yerlileri'nden Okyanusya kabilelerine, Afrika'dan Hindistan'a kadar yeryüzünün pek çok bölgesinde 'travesti' denilen insanlar geçmişten bugüne itibar gördüler, hatta büyük manevi güce sahip olduklarına inanılarak yüceltildiler.

'Ne erkek ne de kadın' veya 'hem erkek hem de kadın' oldukları için lanetlenmek yerine kutsallaştırılan bu 'üçüncü cins'in günümüzde varlıklarını zor da olsa sürdüren en ilginç örnekleri, Hint Yarımadası'ndaki 'Hicre’lerdir.

Erkek olarak doğan ama kadın gibi yaşayan Hicre’ler, Hint toplumunun en canlı ve renkli üyeleridir. ‘Hicre’ olmaya karar veren biri, cerrahi operasyonla erkekliğinden olur. Ama bu, onu kadın yapmaz. Yani cinsel bir arayış, söz gelimi transseksüel olma isteği söz konusu değildir burada. Amaç, asıl olarak dinseldir.








Hindu bereket tanrıçası 'Bahuchara Mata'nın takipçisi olan ‘Hicre’ler, tanrıçaya tapınmayı yaşam amacı haline getirmiştir. Bıçak altına yatmalarının ve kadın gibi giyinip yaşamalarının nedeni budur. Onlar, hadımlaşarak tanrıçanın doğurganlık ve üretkenlik gücünün kendilerine geçtiğine inanmaktadırlar.

‘Hicre’lerin Hint toplumunun geleneksel törenlerinde hayli önemli işlevleri vardır. Doğumlarda veya düğünlerde, Tanrıçalarının 'doğurganlık' ve 'üretkenlik' gücünün taşıyıcıları olarak bulunur ve Tanrıçaya, bebeği bereketinden mahrum etmemesi, yeni evli çifte refah ve mutluluk getirmesi için dua ederler.

Onlarsız yapılan törenlerin uğursuzluk getireceğine inanıldığı için, varlıkları, 'olmazsa olmaz'dır. Sözün özü, ‘Hicre’ler cinsel değil ‘dinsel’ bir topluluktur."(*)




(*) http://www.t24.com.tr/tayfun-atay/kose-yazisi.aspx?author=52&article=4357


28 Kasım 2011






Ötenazi & Ölüm !


Özellikle ölümcül ve acı veren hastalıklarda ötenazi hakkı hakkında izlediğim çok duygusal ve başarılı bir belgesel Choosing to Die* daha önce 'size bahsettiğim' bir dostumun yaşadıklarını ve ölümünü getirdi aklıma.

Belgeselde dediği gibi, artık ölme zamanımızın geldiğine karar verdiğimizde "Sizi ölümünüz için tebrik ederiz, öbür dünyada görüşürüz" yazan kartlar alacağız bir gün gelecek sevdiklerimizden, kim bilir.




* http://en.wikipedia.org/wiki/Choosing_to_Die
Foto- © Alex Stoddard


27 Kasım 2011








Eşcinsel Dahi !


Bilgisayarın mucidi sayılan eşcinsel dahi Alan Turing'in (1912-1954) biyolojinin matematiksel mantığını gören ilk kişi olduğunu, 'The Secret Life of Chaos' belgeselini izlerken fark ettim.

Bu muhteşem belgeseli izlemenizi tavsiye edip, eşcinsel olduğu için Alan Turing'in uğradığı haksızlıkları anlatan Murathan Mungan'ın 'şu güzel' yazısını okumanızı öneririm. Aşağıdaki alıntı da bu belgeselden.







"Tıpkı, kumullarda ve Mandelbrot kümesinde, ciğerlerimizde, kalplerimizde, hava durumunda ve gezegenimizin coğrafyasında olduğu gibi, tasarım, aktif müdahaleci bir tasarımcıyı zorunlu kıImaz.

Dizayn zaten evrenin kendisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu fikrin, insanları bu kadar rahatsız eden yönlerinden biri, kendiliğinden model oluşumuyla isterseniz, şu ya da bu şekilde bir yaratıcıya zorunluluğunuzun kalmamasıdır.

Ama belki gerçekten zeki bir tasarımcının yapacağı şey; evrene dev bir simülasyon tarzında muamele etmek, başlangıç koşulunu kurup, tüm harikaları ve güzellikleriyle bütün her şeyin kendiliğinden olmasına izin vermektir."



26 Kasım 2011





Haftanın
Şarkısı !



Mormonların bir şeyini seveceğim aklıma gelmezdi. Mormon Tabernacle Korosu* 1847 yılında kurulmuş ve evet gene bir Greensleeves yorumu.

'Şuradan'
dinleyebilir, beğenirseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Bu haftanın yakışıklısını tamamen hayal gücünüze bırakıyorum ve resimdeki boşlukları zihninizde tamamlamanızı istiyorum. Kim bilir rüyanıza girer belki, hatta karşınıza da çıkar, neden olmasın?



23 Kasım 2011







Yaşanmıştır !


Geçen senelerde arkadaşımızın yeni doğum yapan köpeğinin çoğu yavrusu öldü. Doğuştan bir patisi olmayan sadece bir yavru yaşadı.

Onu daha çok küçücükken evlat edinince dünyalar bizim oldu sevgilimle. Adını bütün kardeşleri öldüğü halde, o yaşadığı için Şanslı koyduk. Bkz. http://ff.im/pKfFI

Bir kaç ay sonra bu sevimli kuçuya bir cilt hastlalığı geldi. Veterinerimiz teşhis koymakta haftalarca zorlandı. Egzama, uyuz, mantar mı bir türlü çözemediler ve denenen ilaçlar fayda etmedi.

En son tüy örneği alınıp tam donanımlı bir hayvan hastahanesinin labarotuvarına teste gönderilekti ki bu esnada bir mucize oldu.

Bir akşam köpeğimizi gezdirirken bir inşaatın dibinde, bir kaç haftalık, aç, sefil bir kedi yavrusu bulduk ve tabi onu orada bırakamadık.








Köpeğimiz olduğu için kediye uzun süre bakamayacağımızı düşünsek bile en azından hayatını kurtarır, bir yuva buluruz düşüncesiyle evimize getirdik. Bkz. http://ff.im/qQsAm

İkisi de yavru olduğu için hemen kaynaştılar ve mucizevi bir şekilde köpeğimizin cilt yaraları düzeldi. Olaya mucize dedik ama tabi mantıklı bir açıklaması vardı.

Biz işteyken sabahtan akşama kadar köpeğin canı sıkılıyordu ve cilt problemi tamamen stresten kaynaklanıyordu, kedicik ona bir arkadaş, can dostu oldu. Bkz. http://ff.im/tyTDm

Aradan bir seneden fazla zaman geçti, kedimiz büyüdü, kocaman azman bkz. http://ff.im/Nr48j bir kız oldu ve evden kaçtı.

Bir kaç haftadır köpeğimizin canı sıkılmasın diye evden çıkarken çizgi film kanalını açık bırakıyoruz ve kedimizi çok özlüyoruz.



17 Kasım 2011





Les Roseaux
Sauvages !



1960 Cezayir savaşı yılları Fransız taşrasında geçen, gay temasından öte Fransa yakın tarihi, Fransız komünistleri & milliyetçileri ve kızların neden eşcinsellerin dostluğuna önem verdiği hakkında ipuçları içeren oldukça iyi bir filmdi.

Gay olduğunu yeni anlayan yeni yetme geyimizin, kasabada eşcinsel olduğu bilinen yaşlı bir ayakkabı satıcısıyla konuşması unutulmazdı:


- Konuşabilir miyiz?

-Tabii ki. Konu neydi?








- Sizin gibiyim, eşcinselim... Ama henüz ruh eşimle tanışmadım. Beni istemeyen biriyle tanıştım. Vazgeçmem gerekiyor. Bu çok daha akıllıca olur. Ama akıllı biri değilim. Başka şansım yok, ama vazgeçemiyorum. Hevesim falan da kırılmıyor. Bir kere seviştik. Sadece bir defa. En başında. Artık istemiyor. O zamandan beri sanki bir hırsız gibiyim. O kısa anları çalıyorum. Bir keresinde onu bisikletimde sıkıcana sardım. Başka bir sefer yanında uyudum. Bu konuda tecrübelisiniz. Sadece siz yardım edebilirsiniz. Benim yaşımdayken böyle şeyler size de olur muydu? Bir oğlandan hoşlandığınızda ne yapardınız? Bu işler nasıl yürütülüyor?

- Dinle... çok uzun zaman oldu... Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum, ama her şeyi unuttum. Özür dilerim. Bekleyen bir müşterim var. Gitmem gerekiyor.




16 Kasım 2011





Homofobi Türleri !



Young-Bruehl, kitabı Anatomy of Prejudice’ta [Önyargının Anatomisi] yaptığı homofobi çözümlemesinde üç farklı homofobik karakter tipi belirler; saplantılı, histerik ve narsisistik.

Saplantılı: Young-Bruehl’e göre, saplantılı tutumun ayırt edici özelliği, homoseksüelliği kirli, yozlaşmış ve kadınlaştırıcı bir şey olarak görmektir. Mali güçle ve AIDS’le bağdaştırılır. İşte bu nedenle dünyanın gey erkeklerden temizlenmesi gerekmektedir.

Histerik: Histerik karakterlerin homoseksüellere ihtiyacı vardır ama “onlara yerlerini bildirirler”. Homoseksüeller, histeriklerin kendilerine yasakladıkları davranışları icra ettiklerinden onları cezalandırma yetkisini kendilerinde bulurlar. Dolaylı yoldan gey pornografisi seyredebilirler ama yaptıklarını “unutarak” kendi heteroseksüel dünyalarına dönerler.

Narsisistik: Aynı cinsiyetten olan kişilerin oluşturduğu ama ısrarlı bir vurguyla homoseksüel-olmayan grupların, örneğin erkek spor takımlarının, kulüplerin ve askeri birliklerin üyelerinde homoseksüellikle narsisistik bir ilişki baş gösterir.



Cogito- Cinsel Yönelimler ve Queer Kuram.
Sayı: 65 / Bahar 2011 (65-66)

Hastamız Homofobi- Mary Lynne Ellis