29 Aralık 2011






Arap Baharı !


Aylardır süren Arap halklarının haklı isyanı, şeriat kanunlarına göre az da olsa kazandıkları hakları kaybetmekten korkan, İslamcıların devrimlere gölge düşürdüğünü düşünen kadın ve eşcinseller arasında kısmen kaygıyla izlenmekte.(1)

Bu konuda okuduğum ilgimi çeken birkaç küçük alıntıya yer vermek istiyorum:

"Arap Baharı’nı sahipsiz çığlıklar olarak görüyorum. Yerli dinamikler ile patlamıştır fakat dünyada bunların sahibi yoktur. Sokaklara dökülen insanların yıkıcı enerjileri var ama kurucu enerjileri yok. Yıkıyorlar ama başkası gelip kuruyor. Süreci kontrol edemiyorlar."(2)









"Arap toplumlarında seni beni cebinden çıkaracak kadar çok entelektüel insan vardır. Bizim Türkçe bilmediğimiz yerde Arap toplumlarında nefis Arapça konuşan insan vardır.

Ama, Arap toplumu üretmez. Üretemeyen toplumlar örgütlenemezler. Böyle toplumlar 50 tane bahar yaşasalar, arkasından kızgın yaz sıcağı ve soğuk gelir. Evvela, toplumun üretmesi lazım. Bu olmadıkça, buralara bahar kolay gelmez."(3)

“Camideki imam 'eşcinsellik yanlıştır, yapmamalısınız' derdi, ama insanlar yine de yapardı. Hoş görülmezdi ama kimse bu yüzden cezalandırılmazdı bu coğrafyalarda o zamanlarda. Dolayısıyla, bunu kim geriletti ve çağdaş şeriat yasalarına kim ilham kaynağı oldu? Evet, bundan sömürgeciler sorumluydu.”(4)





(1) Dr. Khadija Arfaoui. http://www.hurriyet.com.tr/planet/19508989.asp
(2) İhsan Eliaçık. http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=10153
(3) Prof. İlber Ortaylı. http://www.aksam.com.tr/pacozlasma-var-ama-sokak-dili-kullanmazdim--67978h.html
(4) Samar Habib. http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=10161



25 Aralık 2011





Le
Concert !


Sanatın ihtişamını ve müzik tutkusunu size hissettiren, klasik müzik üzerine izlediğim en iyi filmlerden birisi Le Concert*.

Aynı zamanda SSCB'nin yakın tarihi üzerine de bir sürü şey görebileceğiniz, final sahnesinde sevgilimle gözlerimizin dolmasını engelleyemediğimiz bu filmi ısrarla tavsiye ederim.




* http://en.wikipedia.org/wiki/Le_Concert

18 Aralık 2011






Beginners !


Karısı öldükten sonra, oğluna gay olduğunu itiraf eden yaşlı bir adamın son yıllarını anlatıyor Beginners* filmi.

Yer yer durağanlaşsa da, mesela sevgilim bazı yerlerinde biraz sıkıldı, izlenmeyi hakeden bir film olduğunu düşünüyorum.



Fragman- http://www.youtube.com/watch?v=685zklWY_vU
* http://www.imdb.com/title/tt1532503/

15 Aralık 2011






Gay For Pay !


Ne zamandır kısa filmlere yer vermiyordum, Gay For Pay(*) konusu kafamı oldukça karıştıran bir konu, şu 10 dakikalık film bu konuya oldukça dramatik yaklaşmış.

'Bu siteden' indirebilir, isterseniz 'şuradan' online izleyebilirsiniz.




(*) http://en.wikipedia.org/wiki/Gay_for_pay

13 Aralık 2011





Haftanın Şarkısı !


Elektronik müzikle aram pek iyi değildir ama 'The Field'de(*) bir şeytan tüyü var sanki, tanıyınca bana hak verecesiniz umarım.

'Şuradan' dinleyebilir, beğenirseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.




(*) http://en.wikipedia.org/wiki/The_Field_%28musician%29





Haftanın Güzeli !


Yakışıklımızı ilk gördüğünüzde biraz şaşırdınız di mi kızlar? Umduğunuzu değil, bulduğunuzu yemeyi öğrenin artık diyorum size. Bu arada kendisi bir gay porno oyuncusudur, belki tanıyan çıkar.



11 Aralık 2011






Tiksinti !


Cumartesi akşamı izlediğim The Help(*) filmi yüreğime oturdu. Çocuklarını emanet ettikleri siyahi dadılara, pişirdikleri yemekleri yedikleri zenci hizmetçilere, beyaz insanın duyduğu hastalıklı ve anlaşılmaz tiksinme duygusu oldukça iyi işlenmişti. Daha önce okuduğum şu yazı düştü aklıma:

"Başkalarından kolay tiksinen insanlar (örneğin başkalarının giysilerini giyemeyenler ya da başkalarının oturarak ısıttığı sandalyeye oturamayanlar) göçmenlere, yabancılara, azınlıklara karşı daha fazla önyargı beslerler.

Muhafazakarlar çok çabuk tiksinti duyarlar, üstelik politik olmayan konularda da. Yapılan bir çalışmada farketmeden başkasının içeceğinden bir yudum alınca, tiksinti duyan bireylerin daha muhafazakar bir hayat görüşüne sahip olduğu görülmüştür. "(#)

+ 'Şu da' bonus olsun.




(*) http://en.wikipedia.org/wiki/The_Help_(film)
(#) Kanada Brock Üniv. Prof. Dr. Gordon Hodson.


05 Aralık 2011









Köprü !


Son 50 yılda İncil değişmediği halde, neden Hristiyanlar eşcinsellere karşı eskisinden daha hoşgörülü? Sosyal bilimci Robert Putnam ve David Campbell 'Köprü Modeli'ni öne sürüyor:

[...Hoşgörü büyük ölçüde bir ‘insanları tanıma sorunu'. Örneğin eğer işiniz sizi gayler veya Müslümanlar ile tanışmanızı sağlıyorsa bu tutumunuzu daha olumlu kılabilir.

Ve bu geniş hoşgörü bazı kutsal kitapları göz ardı etmeyi veya yeniden yorumlamayı gerektiriyorsa, varsın öyle olsun; böylece kutsal kitapların anlamı sosyal ilişkiler tarafından şekillenmiş olur.








Yine yıllar önce, çok sayıda Amerikalı ülkenin her köşesinde gayleri tanıyor ve seviyordu -ancak sadece bu insanların gay olduklarının farkında değillerdi. Dolayısıyla gayler eşcinselliklerini ilan ettikleri zaman bu köprü zaten inşa edilmiş durumdaydı.

Ve heteroseksüel Amerikalılar köprünün mantığını izlemeye başladıkça -yani gay oldukları ortaya çıkan insanları kabul ettikçe, daha fazla gay eşcinselliklerini daha rahat bir şekilde açıkladı. Gay olduklarını açıkça ifade eden kişilerin sayısı arttıkça da daha fazla heteroseksüel gay arkadaşları olduğunun farkına vardı, vs. sonuç, üretken bir döngü.

10 insandan birinin eşcinsel olduğu Amerika'nın çeşitli eyaletlerindeki insanların büyük bir kısmı da kendisi Hristiyan olarak tanımlıyor ve onların kitabı da eşcinselliği lanetliyor ama gördüğünüz gibi sonuç ortada...]




New York Times- Robert Wright
& http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=20756526


30 Kasım 2011






Travestiler & Tanrıçalar !


Hindistanda 15 eşcinselin öldüğü yangın haberini okurken İkbal Gürpınar'ın yaptığı terbiyesizliğe tokat gibi bir cevap:

"Amerika Yerlileri'nden Okyanusya kabilelerine, Afrika'dan Hindistan'a kadar yeryüzünün pek çok bölgesinde 'travesti' denilen insanlar geçmişten bugüne itibar gördüler, hatta büyük manevi güce sahip olduklarına inanılarak yüceltildiler.

'Ne erkek ne de kadın' veya 'hem erkek hem de kadın' oldukları için lanetlenmek yerine kutsallaştırılan bu 'üçüncü cins'in günümüzde varlıklarını zor da olsa sürdüren en ilginç örnekleri, Hint Yarımadası'ndaki 'Hicre’lerdir.

Erkek olarak doğan ama kadın gibi yaşayan Hicre’ler, Hint toplumunun en canlı ve renkli üyeleridir. ‘Hicre’ olmaya karar veren biri, cerrahi operasyonla erkekliğinden olur. Ama bu, onu kadın yapmaz. Yani cinsel bir arayış, söz gelimi transseksüel olma isteği söz konusu değildir burada. Amaç, asıl olarak dinseldir.








Hindu bereket tanrıçası 'Bahuchara Mata'nın takipçisi olan ‘Hicre’ler, tanrıçaya tapınmayı yaşam amacı haline getirmiştir. Bıçak altına yatmalarının ve kadın gibi giyinip yaşamalarının nedeni budur. Onlar, hadımlaşarak tanrıçanın doğurganlık ve üretkenlik gücünün kendilerine geçtiğine inanmaktadırlar.

‘Hicre’lerin Hint toplumunun geleneksel törenlerinde hayli önemli işlevleri vardır. Doğumlarda veya düğünlerde, Tanrıçalarının 'doğurganlık' ve 'üretkenlik' gücünün taşıyıcıları olarak bulunur ve Tanrıçaya, bebeği bereketinden mahrum etmemesi, yeni evli çifte refah ve mutluluk getirmesi için dua ederler.

Onlarsız yapılan törenlerin uğursuzluk getireceğine inanıldığı için, varlıkları, 'olmazsa olmaz'dır. Sözün özü, ‘Hicre’ler cinsel değil ‘dinsel’ bir topluluktur."(*)




(*) http://www.t24.com.tr/tayfun-atay/kose-yazisi.aspx?author=52&article=4357


28 Kasım 2011






Ötenazi & Ölüm !


Özellikle ölümcül ve acı veren hastalıklarda ötenazi hakkı hakkında izlediğim çok duygusal ve başarılı bir belgesel Choosing to Die* daha önce 'size bahsettiğim' bir dostumun yaşadıklarını ve ölümünü getirdi aklıma.

Belgeselde dediği gibi, artık ölme zamanımızın geldiğine karar verdiğimizde "Sizi ölümünüz için tebrik ederiz, öbür dünyada görüşürüz" yazan kartlar alacağız bir gün gelecek sevdiklerimizden, kim bilir.




* http://en.wikipedia.org/wiki/Choosing_to_Die
Foto- © Alex Stoddard


27 Kasım 2011








Eşcinsel Dahi !


Bilgisayarın mucidi sayılan eşcinsel dahi Alan Turing'in (1912-1954) biyolojinin matematiksel mantığını gören ilk kişi olduğunu, 'The Secret Life of Chaos' belgeselini izlerken fark ettim.

Bu muhteşem belgeseli izlemenizi tavsiye edip, eşcinsel olduğu için Alan Turing'in uğradığı haksızlıkları anlatan Murathan Mungan'ın 'şu güzel' yazısını okumanızı öneririm. Aşağıdaki alıntı da bu belgeselden.







"Tıpkı, kumullarda ve Mandelbrot kümesinde, ciğerlerimizde, kalplerimizde, hava durumunda ve gezegenimizin coğrafyasında olduğu gibi, tasarım, aktif müdahaleci bir tasarımcıyı zorunlu kıImaz.

Dizayn zaten evrenin kendisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu fikrin, insanları bu kadar rahatsız eden yönlerinden biri, kendiliğinden model oluşumuyla isterseniz, şu ya da bu şekilde bir yaratıcıya zorunluluğunuzun kalmamasıdır.

Ama belki gerçekten zeki bir tasarımcının yapacağı şey; evrene dev bir simülasyon tarzında muamele etmek, başlangıç koşulunu kurup, tüm harikaları ve güzellikleriyle bütün her şeyin kendiliğinden olmasına izin vermektir."



26 Kasım 2011





Haftanın
Şarkısı !



Mormonların bir şeyini seveceğim aklıma gelmezdi. Mormon Tabernacle Korosu* 1847 yılında kurulmuş ve evet gene bir Greensleeves yorumu.

'Şuradan'
dinleyebilir, beğenirseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Bu haftanın yakışıklısını tamamen hayal gücünüze bırakıyorum ve resimdeki boşlukları zihninizde tamamlamanızı istiyorum. Kim bilir rüyanıza girer belki, hatta karşınıza da çıkar, neden olmasın?



23 Kasım 2011







Yaşanmıştır !


Geçen senelerde arkadaşımızın yeni doğum yapan köpeğinin çoğu yavrusu öldü. Doğuştan bir patisi olmayan sadece bir yavru yaşadı.

Onu daha çok küçücükken evlat edinince dünyalar bizim oldu sevgilimle. Adını bütün kardeşleri öldüğü halde, o yaşadığı için Şanslı koyduk. Bkz. http://ff.im/pKfFI

Bir kaç ay sonra bu sevimli kuçuya bir cilt hastlalığı geldi. Veterinerimiz teşhis koymakta haftalarca zorlandı. Egzama, uyuz, mantar mı bir türlü çözemediler ve denenen ilaçlar fayda etmedi.

En son tüy örneği alınıp tam donanımlı bir hayvan hastahanesinin labarotuvarına teste gönderilekti ki bu esnada bir mucize oldu.

Bir akşam köpeğimizi gezdirirken bir inşaatın dibinde, bir kaç haftalık, aç, sefil bir kedi yavrusu bulduk ve tabi onu orada bırakamadık.








Köpeğimiz olduğu için kediye uzun süre bakamayacağımızı düşünsek bile en azından hayatını kurtarır, bir yuva buluruz düşüncesiyle evimize getirdik. Bkz. http://ff.im/qQsAm

İkisi de yavru olduğu için hemen kaynaştılar ve mucizevi bir şekilde köpeğimizin cilt yaraları düzeldi. Olaya mucize dedik ama tabi mantıklı bir açıklaması vardı.

Biz işteyken sabahtan akşama kadar köpeğin canı sıkılıyordu ve cilt problemi tamamen stresten kaynaklanıyordu, kedicik ona bir arkadaş, can dostu oldu. Bkz. http://ff.im/tyTDm

Aradan bir seneden fazla zaman geçti, kedimiz büyüdü, kocaman azman bkz. http://ff.im/Nr48j bir kız oldu ve evden kaçtı.

Bir kaç haftadır köpeğimizin canı sıkılmasın diye evden çıkarken çizgi film kanalını açık bırakıyoruz ve kedimizi çok özlüyoruz.



17 Kasım 2011





Les Roseaux
Sauvages !



1960 Cezayir savaşı yılları Fransız taşrasında geçen, gay temasından öte Fransa yakın tarihi, Fransız komünistleri & milliyetçileri ve kızların neden eşcinsellerin dostluğuna önem verdiği hakkında ipuçları içeren oldukça iyi bir filmdi.

Gay olduğunu yeni anlayan yeni yetme geyimizin, kasabada eşcinsel olduğu bilinen yaşlı bir ayakkabı satıcısıyla konuşması unutulmazdı:


- Konuşabilir miyiz?

-Tabii ki. Konu neydi?








- Sizin gibiyim, eşcinselim... Ama henüz ruh eşimle tanışmadım. Beni istemeyen biriyle tanıştım. Vazgeçmem gerekiyor. Bu çok daha akıllıca olur. Ama akıllı biri değilim. Başka şansım yok, ama vazgeçemiyorum. Hevesim falan da kırılmıyor. Bir kere seviştik. Sadece bir defa. En başında. Artık istemiyor. O zamandan beri sanki bir hırsız gibiyim. O kısa anları çalıyorum. Bir keresinde onu bisikletimde sıkıcana sardım. Başka bir sefer yanında uyudum. Bu konuda tecrübelisiniz. Sadece siz yardım edebilirsiniz. Benim yaşımdayken böyle şeyler size de olur muydu? Bir oğlandan hoşlandığınızda ne yapardınız? Bu işler nasıl yürütülüyor?

- Dinle... çok uzun zaman oldu... Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum, ama her şeyi unuttum. Özür dilerim. Bekleyen bir müşterim var. Gitmem gerekiyor.




16 Kasım 2011





Homofobi Türleri !



Young-Bruehl, kitabı Anatomy of Prejudice’ta [Önyargının Anatomisi] yaptığı homofobi çözümlemesinde üç farklı homofobik karakter tipi belirler; saplantılı, histerik ve narsisistik.

Saplantılı: Young-Bruehl’e göre, saplantılı tutumun ayırt edici özelliği, homoseksüelliği kirli, yozlaşmış ve kadınlaştırıcı bir şey olarak görmektir. Mali güçle ve AIDS’le bağdaştırılır. İşte bu nedenle dünyanın gey erkeklerden temizlenmesi gerekmektedir.

Histerik: Histerik karakterlerin homoseksüellere ihtiyacı vardır ama “onlara yerlerini bildirirler”. Homoseksüeller, histeriklerin kendilerine yasakladıkları davranışları icra ettiklerinden onları cezalandırma yetkisini kendilerinde bulurlar. Dolaylı yoldan gey pornografisi seyredebilirler ama yaptıklarını “unutarak” kendi heteroseksüel dünyalarına dönerler.

Narsisistik: Aynı cinsiyetten olan kişilerin oluşturduğu ama ısrarlı bir vurguyla homoseksüel-olmayan grupların, örneğin erkek spor takımlarının, kulüplerin ve askeri birliklerin üyelerinde homoseksüellikle narsisistik bir ilişki baş gösterir.



Cogito- Cinsel Yönelimler ve Queer Kuram.
Sayı: 65 / Bahar 2011 (65-66)

Hastamız Homofobi- Mary Lynne Ellis

30 Ekim 2011





Haftanın Şarkısı !


Amerikalı piyanist Liberace'yi (1919 -1987) taklit ettiği söylenen Zeki Müren (1931-1996) bunu bir röportajında şu cümlelerle inkar ediyor ama pek inandırıcı değil gibi sanki, çünkü Liberace kendisinden 10 yaş büyük.

"Mesela Liberace'yi bana benzetirler, giysi bakımından. Ben şu noktada 'Hayır' diyorum. Benim 1956'da giydiğimi 60'lardan sonra Liberace giydi. Ruh benzerliği olabilir."

Bu konuda yorumu size bırakıp hayatta en çok sevdiğim melodilerden eski bir İngiliz halk ezgisi Greensleeves'in Hristiyan ilahisine sokulmuş halini Liberace yorumuyla 'şuradan' dinleyebilir, beğenirseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Hem ülke gündemi, hem iş stresi pek boktan bir haftaydı, bu haftanın yakışıklısı özellikle güleryüzlü olsun istedim. Beğenmeyenlerin memesi, çükü düşsün, amı örümcek bağlasın.



26 Ekim 2011




Anılar !


Deneme-yamulma yönteminden daha iyi bir yöntem henüz yok. İki kişiyle ciddi aşk yaşadım ve üçüncüde mutluluğu yakaladım, denemekten ve yamulmaktan korkmayın dedikten sonra, ara dönemlerde yaşadığım, sadece 1-2 ay süren bir deneme & yamulmadan bahsetmek istiyorum size.

İyi bir üniversiteden mezun olmuş, çalışmaya yeni başlamış bir gayle tanışıyorum. Birbirimizden hoşlanıyoruz. Bir kaç defa sevişiyoruz ama oral yapsa bile pasif olmuyor. 'Hiç pasif olmadım, buna hazır değilim ne olur sabırlı ol' diyor -Tamam diyorum.

Onunla flört dönemimizde, oldukça ballı bir yurt dışı gezisine gönderiyor beni işyerim, yanımda bir kişi götürme hakkım var, beyefendiye teklif ediyorum, tamam diyor, gidiyoruz.









Gezimizin son gününde bizimki bana vermek istiyor, bakıyorum sarhoş değil, tekrar tekrar bundan emin olup olmadığını soruyorum.' - Çok istiyorum, hazırım' deyince tabi olanlar oluyor.

Dönüşte daha uçakta bunun yediği halttan pek bir pişman olduğunu hissediyorum. Ertesi gün arayıp '-Beni paranla satın alamazsın' deyip terkediyor.

İçimden gülüyorum. O geziye katılan 50 kişi arasında bir çekiliş yapıldı, o ultra lüks, bir ay süren dünya turu bana çıksaydı beni terketmeyecektin ve seni dünyanın bir çok ülkesinde, kıtasında sikecektim piç diyorum içimden.




23 Ekim 2011





Ölüm Kültürü !



Ülkemizin nitelikli çevirmenlerinden Ahmet Cemal, geçen gün ölen şehitlerimizin ardından her yerde bolca duyduğumuz klişe cümleleri ne güzel anlatmış eski bir yazısında;

[...Bir: "Vatanları uğruna gözlerini kırpmadan canlarını verdiler..."

Olmaz. Doğaya ve "canlı" kavramına aykırı. İnsanlar da hayvanlar da beklenmedik ölümle karşılaşma anında "gözlerini kırparlar", çünkü bu onların iradesinden bağımsız bir refleks hareketidir. Peki neden yadsıyoruz bunca doğal bir gerçeği? Gözlerini kırpanlar "korkak" sayılacakları için mi?



İki: "Canlarını seve seve verdiler..."

Bakın, bu da olmaz, hele ölme olasılığınızın da bulunduğu bir yerlere gönderilmiş iseniz, hiç olmaz. Ölmek, olsa olsa kuraldışı bazı durumlarda "yeğlenebilir" veya "göze alınabilir", ama asla SEVİLMEZ.









Üçüncü ve en büyük yalan: "Korkmadan ölüme gittiler..."

Bu klişeyi kullananlara sormak gerekir: Yanlarında mıydınız? Böyle mi dediler size? Kendi kulaklarınızla mı duydunuz? Bunun dışında, ayrıca çok cahilce bir yalan, çünkü cesaret, her zaman bir "korkuya rağmen" durumudur. Korkmanın olmadığı yerde cesaretten söz etmek anlamsızdır.


İsterseniz bırakalım artık şu yalan temelinde yükselen yanlış ölüm kültürünün hamasetini de, bunca genç geçmişte neler yapılsaydı ölmemiş olurdu, bu sorunun yanıtını/yanıtlarını -ama artık hiç bir yalana sığınmadan!- arayalım!...]




15 Ekim 2011





L'homme que j'aime



I Love You, Man filmini 'konuşurken' bir arkadaş, The Man I Love (L'homme que j'aime) filmini izlememi önerdi.

Dün akşam sevgilimle çok beğenerek izledik. Ama bu film, erkek erkeğe yaşanan cinsellik içermeyen dostluktan daha çok, biseksüalite üzerine kurulu gibiydi. Ve aklıma daha önce blogda bahsettiğim Fransız bir seksoloğun dedikleri geldi.

"Tecrübeli bir eşcinsel karşısına çıkan, eşcinsel olmayan ama ilgisini çeken insanları 'dönüştürmekten' çok hoşlanır." Tabi unutmayalım, az da olsa o kişinin biseksüel eğilimleri varsa başarabilecektir bunu. Bu kısa yazının tamamı bkz. 'şurada'.


11 Ekim 2011





I Love You, Man


Erkek erkeğe takılmayı seven erkeklerin, evliliklerinin ve cinsel hayatlarının daha iyi gittiğinin bulunması ile okuduğum 'şu haber', geçen hafta izlediğim I Love You, Man* adlı filmi anımsattı bana.

Özellikle eşcinsel olmayan kadın ve erkeklerin kendilerinden çok şey bulacakları bu eğlenceli filmi tavsiye ederim. Gay oğluyla, straight oğlundan daha çok anlaşan baba figürü de ayrıca pek ilginçti.




* http://en.wikipedia.org/wiki/I_Love_You,_Man

04 Ekim 2011






Yaşlı !


Pazar akşamı Friendfeed'de "Annem eve ağlayarak girdi, teyzesi can çekişiyor, keşke ziyaretine gitmeseydi." yazdıktan az sonra ölüm haberi geldi. İnsan ölen bir dostunun ardından, geçmişe bir yolculuk yapıp onunla ilgili tüm anılarını gözden geçiriyor.

Eski bir İstanbul semtinde bize yakın oturuyordu rahmetli teyzecim. Çok eski bir apartmandı, dairesinde ışık açma kapatma düğmesinin çevrilerek açılıp-kapanması pek ilginç gelmişti bir çocuk olarak bana, ve ah o eski apartmanların, yaşlı evlerinin huzur veren kokusu.

Annem bazen yardıma gönderirdi beni "Git teyzene sor bir ihtiyacı var mı? Çarşı-pazar alışverişini yap" diyerek. Hoşsohbet biriydi. Daima nefis kurabiyelerini koyduğu bir tenceresi vardı. Yanına çay da yapardı, "Otur soluklan, yordum seni biraz diyerek" hal-hatır sorar, Zeki Müren, Müzeyyen Senar konserlerini, bir kaç gün önceden bilet aldıkları o sinema günlerini, eski İstanbulu anlatırdı. Nur içinde yatsın.



02 Ekim 2011






Halil Cibran !


- Dünya kuruldu kurulalı bilinir: Aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varılır.

- Toprağın neresini kazarsan kaz, bir define bulacaksın. Ancak bir çiftçinin inancıyla kazmalısın.

- Hayatın bütün esrarını çözdüğün vakit ölümü arzularsın. Çünkü o da hayatın sırlarından biridir.

- Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi.

- Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rastgelirse ondan hiçbir şey çıkmaz.



Halil Cibran (1883-1931).
http://tr.wikipedia.org/wiki/Halil_Cibran

17 Eylül 2011





Patrik, Age 1,5


Sıcacık bir İsveç filmi Patrik, Age 1,5. Homofobi canavarının İsveç gibi bir ülkede bile kökünün kazınamadığını görmek ayrıca üzücü. Fragmanını 'şuradan' izleyebilirsiniz.




http://en.wikipedia.org/wiki/Patrik,_Age_1.5

12 Eylül 2011





2:37


2006 yapımı Avustralya filmi 2:37* modern bir Sineklerin Tanrısı gibi. Bu klasik eserdeki ada, burada bir liseye dönüşmüş durumda. Öğrenciler arasında gruplaşmalar ve birbirlerine karşı acımasızlıklar, kişisel hırslar diz boyu. İzlenmeye değer bir film, filmden iki sahne alıntılıyorum aşağıda;

- Memişlere bayılırım. Amcıklara bayılırım. Kadınlara bayılırım. Bunları söyleyince ben normal oluyorum galiba? İnsanlar bana bakıp şöyle diyebilirler: "O da normal, abazan küçük bir çocuk." İşin aslını bilmek ister misiniz? Ben yarak severim. Ben göt severim. Bunları söyledim mi, insanlar bana öyle bir bakıyorlar ki; ...sanki hasta, sapık, dönme bir mahlukatmışım gibi. Okul dediğin budur ama, değil mi?

- Sanırım, insanların çoğu beni asosyal, inek falan gibi görüyor. Yine de bana fazla sataşmadılar hiç. Bilemiyorum işte. Ama bana vurdukları tek tük zamanlarda... Onlara bakıp içimden şöyle geçiriyorum: "Beş sene içinde devlet yardımı alıyor ...ve McDonald's'ta benim siparişimi yazıyor olacaksın." Aynen öyle. Teselli edici bir düşünce.




* http://en.wikipedia.org/wiki/2:37


02 Eylül 2011




Haftanın
Şarkısı !



Günlerdir döne döne dinlediğim üç şarkı, 1960 doğumlu İngiliz besteci, piyanist ve viyola sanatçısı Jocelyn Pook'a ait. Kendisi Habitación en Roma filmi için yapmış bu müzikleri. Bakalım en çok hangisi saracak sizi, bu üç sağlam eserden.


'Şuradan' dinleyebilir, beğenirseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.









Haftanın Yakışıklısı !



Eminim bunu özleyenler vardır, kaç haftadır kaytardım çünkü. Beğenmeyenler, eleştirenler olacaktır gene biliyorum. Size yakışıklı beğendirmek deveye hendek atlatmaktan zor valla.




27 Ağustos 2011





Un Amour à Taire !


Umduğumdan çok daha iyi bir film çıktı 2005 Fransız yapımı Un Amour à Taire. Filmi izlerken aklıma faşizmin ağa babası Hitler manyağının eşcinsel takıntısı ile yazdığım eski bir yazım 'düştü'.

Hitler'in eşcinselleri katletmekteki amacı, gaylerin uzaylı gibi baska bir ırk oldugu ve dünyayı ele gecirmek istedikleri paronayasıymış.




25 Ağustos 2011





Charles Bukowski !


"Tanrının nerede olduğunu bilmek istiyorsan, ayyaşa sor."

"Kızlar uzaktan iyi görünüyor, güneş elbiselerinde ve saçlarında parlıyordu. Ama yakınlaşıp ağızlarından akan beyinlerini dinleyince silahlanıp yeraltına gizlenmek istiyordum."

"Afrikaya ilaç göndermeye karar vermiştik; fakat hepsinin üzerinde tok karınla yazıyordu."

Bu sözler tam bir kadın düşkünü Charles Bukowski'ye ait (1920-1994).

Kendisinin şuna benzer bir sözü de kalmış aklımda; "İki erkeğin sevişmesinden bana ne, sevişenlerden biri ben olmadığım sürece."



22 Ağustos 2011






Gay Simpsons !


Gayhaber sitesinde dikkatimi çekti, bu dizinin tamamen eşcinsel temalar etrafında dönen ilk bölümü.

GLAAD (Gay & Lesbian Alliance Against Defamation) tarafından medya dalında ödüllendirilen, izlerken çoğu yerde sesli kahkahalarımı tutmadığım Homer's Phobia* adını taşıyan bu bölümü, Fox tv (Usa) yayınlamayı uygun bulmayarak sansürlemiş, tepki sonrası bu kararını iptal etmiş.

'Şuradan' toplam 20 dakikalık bu çizgi filmi online olarak (dikkat iki kısımdır) izleyebilir, isterseniz gene iki parça halinde aşağıda verdiğim linklerden bilgisayarınıza indirerek seyredebilirsiniz.



1- http://www.speedyshare.com/files/29984738/1.wmv
2- http://www.speedyshare.com/files/29985133/2.wmv



- Bu arada resim sizi yanıltmasın arkadaşlar, bahsettiğim bölüm 1997'de yayınlanmış, videoyu izleyin.



* Sekizinci sezonunun on beşinci bölümü.
Hakkında şurada oldukça detaylı bilgi var. http://tr.wikipedia.org/wiki/Homer%27s_Phobia


21 Ağustos 2011





Alevi !


Can Yücel'in mezarına şarap dökenler için ileri geri konuşan Ak partili başkana kızıp "AKP ilçe teşkilatının amk, benim mezarıma istediğiniz kadar şarap dökebilirsiniz dostlar." yazmıştım 'friendfeed'de. O gece de mezarını paramparça etmişlerdi Can babanın.

Aklıma geçen sene merak edip araştırdığım Alevilerin cenaze törenleri geldi. Sünni sofuları götünden çatlatacak kadar çeşitlilik ve renklilik gösteriyordu.

'Şuradan' aldığım notları okuyabilirsiniz, kıyafetle gömülme, ölüye yakılan kına, mezarın üzerine bağlanan renkli bez parçaları, mezarda yakılan ateş v.s bana oldukça ilginç gelmişti.




14 Ağustos 2011






Zengin & Eşcinsel !


Sosyalist Müslüman kimliğiyle tanınan İhsan Eliaçık öne sürmüş bu saçma sapan fikirleri, çoğu dindar gibi beyni su kaynatmış eşcinsellik konusunda:


"İçki, kumar, eşcinsellik hep zengin zümrelerin davranışları olarak görülür. Zenginlerde bu heves vardır. Çünkü eşcinsel ilişki yüksek derecede bir haz dışında bir şey vermez.

Kadınla ilişkiye girersen evlenmek zorunda kalabilirsin, çocuğun olur sorumluluk almak zorunda kalırsın. Eşcinsel ilişkide böyle değildir, sadece anlık haz vardır.

İnsanlar bu sorumlulukları almamak için kadınları bırakıp erkeklere gidiyorlar. Bunun için eşcinselliği uygun bulmuyorum."*



* http://www.dipnot.tv/10053/islami-camianin-boyali-kusu


11 Ağustos 2011





Komşu !


Ülkemden profesör manzaraları. 'Dine aykırı yaşayanlar için ayrı semtler, bölgeler kurulabilir' diyen prof! Hayrettin Karaman bakınız ne yumurtlamış gene:

"Karşı komşunuz eşcinsel ve iki erkek aynı evde, alt komşunuz lezbiyen ve iki kadın hatta bazen kadınlar aynı evde, üst komşunuz da alkolik ve her gün başka hatunla, sizin de 16-17 yaşında kız ve oğlunuz var ise ne olur?".*

Cevap veriyorum- 'Oğlunu homolar yer, karını lezbiyenler ayartır, kızın alkolikle kaçar, sana da bir şey kalmaz'.

Kendisi hakkında + 'şu da' bonus olsun.




* http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=28525&y=HayrettinKaraman

10 Ağustos 2011






Eşcinsel Osmanlı !


'Bu pilav' daha çok su kaldırır, Osmanlı denilince ilk akla gelen edebiyatçılarımızdan Zaman gazetesi yazarı Hilmi Yavuz'a ait 'Edebiyat ve Eşcinsellik' başlıklı yazıdan küçük bir alıntıyla devam edelim;

"Fatih Sultan Mehmed’in eşcinselliğinden Osmanlı rahatsızlık duymamış ki! Rahatsızlığı, bugünün etik kriterleriyle geçmişi ’aklamaya’(!) çalışanlar hissediyor...

Osmanlı’nın bu konuda gizlisi saklısı yok! Veziri Ahmed Paşa’nın, gözdesi olan oğlanlardan birine gönül vermesi üzerine, gazaba gelip onu ’Kapıcılar Odası’na hapseden de Fatih Sultan Mehmed’den başkası değildir."


'Şu da' bonus olsun.



09 Ağustos 2011





Osmanlı !


Dünyanın İlk gay kulüp örneklerinden sayılan eşcinsel hamamları ile ünlü Osmanlı'da, homoseksüel ilişkilere, Avrupa ile siyasi yakınlaşma başladıktan sonra, yani yaklaşık 18. asırdan itibaren pek hoş gözle bakılmamaya başlandığını duymuş muydunuz?

Osmanlı devlet tarihçisi, felsefeci ve hukuk bilgini Ahmet Cevdet Paşa (1823-1895) bakınız neler yazmış bu konuda;


"...Kadın düşkünleri çoğaldı, delikanlı meraklıları azaldı. Oğlancılık sanki yere battı. İstanbul’da eskiden beri delikanlılara karşı olan aşk ve ilgi kızlara yöneldi.

Devletin önde gelenleri arasında kulamparalığıyla meşhur Kamil ve Ali Paşalar (o devrin sadrazamları, yani başbakanları) ile onlara mensup olanlar kalmadı. Ali Paşa, yabancıların eleştirisinden çekinerek kulamparalığını gizlemeye çalışırdı."




08 Ağustos 2011





Sıcak !


Anne ve babamın evine oldukça az elektrik tüketen (A sınıfı) bir klima aldık geçen sene, ama bizimkiler elektrik faturası çok gelir korkusundan neredeyse kullanmıyorlar ve ben su kaynatıyorum.

İş yerim klimalı, sevgilimle ortak kullandığımız evimizde de var, ailemin evinde kaldığım geceler sıcaktan uyuyamıyorum, uyku düzenim bozuluyor. Şu yaşlıların tasarruf ve ekonomi anlayışına hayranım doğrusu.




07 Ağustos 2011





Eşcinsel !


Antik kökenleriyle Yunanistan ve eşcinsellik muhabbetine devam edelim.

Anal sekse batı ülkelerinde Greek love denirken Yunanistan'da Ottoman position* (Osmanlı pozisyonu) denmesinin bilinçaltı ve sosyolojik kökenlerini bırakıp daha önce yazdığım bir seri yazıdan bir alıntı yapayım;

"Yunanlılar (Türkler, Araplar ve İtalyanlar gibi) anal seks konusunda uzmanlaşmıştır. Bu antik döneme kadar giden bir gelenektir ve Kuzey Avrupa, Akdeniz’in geleneksel eşcinselliğini anlamamıza yarayacak herhangi bir imaj ya da pratikten yoksundur. Anal seks, kuvvetli dozda şefkat ve yüksek bir tekniği gerektirir."**




* Sex Ottomaniko.
** http://gaykedi.blogspot.com/2008/04/stl-nargile-birka-gn-yunan-blues-belki.html
http://gaykedi.blogspot.com/2008/04/rebetiko-rebet-lerin-hayatna-bakmaya.html
http://gaykedi.blogspot.com/2008/04/lezbiyen-rebetissalar-eribann-otoritesi.html

03 Ağustos 2011






Tekerlek !


Eşcinseller için kullanılan, halka, tekerlek kelimelerinin kökenine Murat Bardakçı eski bir yazısında değinmiş:

"Antik Yunan kültüründe fahişelik kurumlaşmış bir meslektir, bu meslekte cinsiyetin farkı yahut önemi yoktur. En revaçta olan erkek fahişeler Giritli olanlardır ve çocukluk yıllarından itibaren özel bir eğitimden geçirilmişlerdir.

Eğitimin temeli, fizikseldir: İleride mesleklerini icra ederlerken yani ‘‘ghynekotos’’luk yaparlarken zorluk çekmelerinin önüne peşinen geçmek. Bunun için, bir taraflarına içi boş bir halka takılıp ‘‘alışmaları’’ sağlanır.

Böylelikle mesleğe sadece psikolojik değil, fiziki olarak da hazır hale getirilirler. Türkçe'ye de geçmiş olan ‘‘halka’’ yahut ‘‘tekerlek’’ kavramlarının temeli, işte eski Yunan'daki bu uygulamadır."*



* http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/06/11/213897.asp


31 Temmuz 2011






Muhannes !


Bugün bile eşcinsellerin din adına öldürüldüğü İslam ülkeleri varken Hz. Muhammed'in on beş asır önce onlardan çok daha insancıl davrandığını söyleyebiliriz eşcinsellere.

[... Hz. Peygamber'e, ellerine ve ayaklarına kına yakmış olan bir muhannes* getirildi; Peygamberimiz "Buna ne olmuş" dedi, "Kadınlara benzemeye çalışıyor" dediler. Naki' denilen bir yere sürülmesini emretti.

"Onu öldürelim mi" diye sordular, "Namaz kılanları öldürmek bana yasaklandı" buyurdular."

---

Hz. Peygamber'in hanelerine bir muhannes girip çıkardı (hizmet eder, yardım alırdı), Hz. Peygamber'in eşleri onu, "kadınlara ilgi duymayan" sayarlardı.








Bir gün Peygamberimiz, o muhannes eşinin hanesinde iken yanlarına girdi, bu sırada muhannes bir kadını anlatıyor; "Önden dört büklüm, arkadan sekiz büklüm ile sallanarak yürüyor" diyordu.

Peygamberimiz "Görüyorum ki bu kişi, bunlara kadarını biliyor, bundan sonra yanınıza girmesin" dedi, eşleri de onu evlerine girmekten menettiler.

Hadisin bir başka rivayetinde şu ek de yer almaktadır: Muhannes Beydâ denilen bir yere gönderilmişti, (eşleri) "bu takdirde o açlıktan ölür" dediler, Peygamberimiz de her cuma günü gelip iki kere eve girmesine, ihtiyaçlarını alıp yerine dönmesine izin verdi...]**




* Kadınsı erkek.
** http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=29.05.2009&y=HayrettinKaraman

28 Temmuz 2011





Zeytin !


Fazla tuzlu olmayan iyi bir zeytin bulmak neden bu kadar zor? Aynı marka ya da aynı şarküteriden alınmasına rağmen zeytinlerimizin tat ve tuz oranı çok değişken, çoğunlukla zehir gibi tuzlu, sele zeytini denilerek satılan şeylerin de çoğu çakma sele zeytini.

Yıllar önce sanırım bir THY müdürüne, uçak menülerinde neden yerli peynir olmadığını sorduklarında, yerli peynirde aynı kaliteyi sunmakta zorlandıklarını, aynı marka iki teneke peynirin bile tat, kalite, sertlik v.s farkı olduğunu üzülerek anlatmıştı.

Babam her kahvaltıda neredeyse bir küçük kase zeytin yiyen birisi, annem de onunla yarışıyor. Tuz 65-70 yaşlarında birisi için tam bir bomba ve bu zeytin konusu benim için bir muamma.