19 Haziran 2010






Ahlak Felsefesi !


Dün kürtaj hakkında yazdığım duygusal yazıya özellikle kadınlardan, haklı yönleri olan ama oldukça sert 'yorumlar' gelmesi, aylar önce okuduğum Can Başkent'e ait ahlak felesefesi ile ilgili uzun bir makaleyi düşürdü aklıma.

"Bir sabah uyanıyorsunuz, kendinizi hasta ünlü bir kemancıyla sırt sırta yatakta buluyorsunuz, çeşitli makinalarla kan dolaşımınız ona bağlanmış ve eğer kemancının sizle olan bağı kesilirse kemancı ölecek, ama böyle bir şey yapmazsanız dokuz ay içinde iyileşip, size zarar vermeden, sizden tamamıyla ayrılabilecek."

Literatürdeki kürtaj ile ilgili en ünlü makalelerden birine sahip olan M.I.T filozofu Judith Jarvis Thomson buna izin vermenizi, sizin "iyiliğiniz" olarak okur. Ancak, Thomson'a göre iyilik yapmak zorunda değilsiniz; kaldı ki, kimsenin de sizden bunu talep etme hakkı yoktur. Biraz daha detaylı okumak isteyenler 'şuradan' devam edebilirler. Gerçekten zor ve din adamlarına bırakılmayacak kadar önemli konular bunlar.



4 yorum:

outlaw dedi ki...

gaykedi,

bahsettigin türde örneklerle yapilan karsilastirmalari sevmiyorum. cogunlukla yanlislar, konuyu carpitmak vs. üstüne kurulmuslar.

kemanci örneginde "dokuz ay içinde iyileşip, size zarar vermeden, sizden tamamıyla ayrılabilecek." bebek örnegindeyse, hele ataerkil toplumlarda kadinin üstüne binen yükün hafiflemesi icin o dokuz ayin üstünden bir yirmi sene daha gecmesi gerekiyor.

bir diger sevilen örnek de "ya einstein'in, mozart'in annesi kürtaj yapsaydi"dir, ki ona da kolay cevap verilir, mesela: ya kenan evren'in annesi küttaj yapsaydi...

ki konumuz da kemanci, einstein ya da kenan evren degil; hamile olan ve bu hamileligi bitirmek isteyen kadin.

Okan Yüksel dedi ki...

İlginç bir saptama: "Gerçekten zor ve din adamlarına bırakılmayacak kadar önemli konular bunlar."

Adsız dedi ki...

test için çok teşekkür ederim. arkadaşlarıma da mutlaka göndereceğim.

deryik dedi ki...

outlaw'a katılıyorum. eğer bu metafor doğru olsaydı, çocuklar doğduktan sonra cami avlusuna bırakmakta bir sakınca olmazdı. oysa bu da ahlaka ters. "iyilik" görecelidir. ben bir çocuğu doğurmak kadar, doğduktan sonraki en azından 18 yılında sağlıklı, mutlu, sürünmeden, sevilerek, düzgün bir şekilde yaşayabilmesinin de önemli olduğunu düşünüyorum. bunlar olmadan "iyilik" eksik kalıyor bence.

ayrıca, bir önceki yazıya yaptığım yorum, yazının kendisiyle kıyaslandığında hiç sert değildi. o yazının yaratabileceği etki sanırım pek hesaplanmamış.

"muadil"inden hareketle nedenini açıklamaya çalışıcam, umarım anlatabilirim kendimi. etrafta aynı şekilde "küçükken tecavüz yaşadı, eşcinsel oldu, sonra sevgi dolu bir kadınla evlenince düzeldi(!)" hikayeleri de var mesela. "aile kurumu, anne-baba-çocuk üçgeni"yle süsleniyor filan. kutsal değerler! sinir oluyorum, oluyoruz, yanlış buluyoruz, eleştiriyoruz. belirli kalıplaşmış düşüncelerin, kendi fikirleri için kullandığı hikayecikler.

ben böyle seçmece hikayeleri dayanak alarak, duygusal dille ahlaki çıkarımlar yapmıyorsam, kürtaj gibi bir konuda da yapılmamalı. arasında gerçekten hiçbir fark yok. çünkü seçilen alıntılar çok taraflıydı o yazıda. benim tek söylediğim buydu. "kürtaj = yasadışı olan 24. haftada müdahale" değil çünkü. kadınlar kürtaj hakkına sahip olmak için yıllarca debelendi. cenin kadar, halihazırda hayatta olan bir kadının da hakları vardır değil mi? zorla doğurtulan, tecavüz mağduru kadınlar mesela. evlilik içi tecavüz de olabiliyor, savaşlarda da yaşanıyor. aynı şekilde, zorla kürtaj da yaşayabiliyor seks işçisi kadınlar.

yasal kürtajın da sınırı belli. 24. hafta birçok ülkede yasal değil, en fazla annenin ölmesi riskinde gerçekleşebiliyor. yani sakatsa da doğma hakkı var o çocuğun, bu da gözetilmeli. ama kötü ve yanlış bir örnek üzerinden tüm kavramı topa tutmak, her kürtaj böyleymiş gibi bir imaja sebep oluyor ve bence çok yanıltıcı. kürtaj olmamak "iyilik" olarak tanımlanıyor. kürtaj olmak da "kötülük" mü o zaman? üzücü yanı bu.

ahlak felsefesinden bahsediyorsak, adil bir şekilde, birçok tarafa söz hakkı vermek gerekir. ben "genel ahlaksız" biriyim, her zaman da öyle olacağım. bireyin özgür olmadığı yerde topluluklar da olamaz ve bu özgürlükler arasında hiyerarşi yoktur. kadınlara biraz ayıp olmuş. tek söylediğim buydu.