
İbne & Cadı
Avı !80'li yıllarda, bir taşra kasabasında, sıkıyönetim komutanının önüne bir ihbar geldi. İhbarcı, ilçenin tek hamamı ve tek sinemasında
erkeklerin birbirleriyle aşk yaşadıklarını bildiriyordu ve bu ahlaksızlığın önüne geçilmesini istiyordu.
Kentte siyasi sorgulara bıçakla kesilir gibi ara verildi. Bütün sinema seyircileri ile hamama gidenler ve iki işletmenin görevlileri işkenceli sorguya alındı.
Sıkıyönetim komutanının
eşcinsel ilişkilere dair, kerameti kendinden menkul bir kabulü vardı.
"Eken, biçer!" ve
"Yel değmedik kavak olmaz!" şeklinde özetlenecek bu mantığın zorunlu bir sonucu olarak herkese şu iki soru yöneltiliyordu:
Kimlerle aktif, kimlerle pasif ilişkiye girdin? "C" şıkkı seçeneği olmayan bu soruya iki kategoride de cevap veremeyenler ağır işkencelere uğradı.

İşkenceli sorgulardan elde edilen isimler de aynı süreçten geçirilmeye başlayınca, ilçenin erkek nüfusu önemli bir
"kırım"a uğradı. Bir müddet sonra bu operasyon kent içi hesaplaşmanın bir aracı haline dönüştürüldü.
Artık işkencede itiraf edilen isimler, olayın esas failleri olmaktan çıkmış, türlü gerekçelerle gıcık kapılan insanlardan bir öç alma biçimine dönüşmüştü.
Gözaltındakilerin sayısı astronomik rakamlara ulaşınca durum 12 Eylül generallerinin önüne bir rapor olarak kondu. Dehşete düştüler.
"Bülent Ersoy vakası" ilk o toplantıda dile getirildi. Bir dizi önlem almak gerekirdi.
İstanbul'daki eşcinseller gözaltına alınıp saçları kestirildi ve
Eskişehir ile
Tekirdağ yakınlarında ıssız yerlere bırakılıp kente geri dönmeleri halinde başlarına gelecekler hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirildiler!..
Bülent Ersoy'a da çalışma yasağı getirildi. Gözaltına alınanlar saç, sakal ve bıyıklarına ilaveten kaşları da kesilerek askeri cemselere bindirildi. Tüm ilçede bir hafta boyunca teşhir edildi. İntihar edenler oldu. Kenti terk edenler oldu.
Sinema salonu ve hamam kapatıldı. O günkü sorgularda, "
Mal benim değil mi? İstersem dinamit sokar patlatırım!" diyen adamı o kadar çok dövdüler ki geri kalan yaşantısını yarı delirmiş bir şekilde tamamladı.
Sırrı Süreyya Önder'e ait bu yazı
tarafımdan biraz kısaltılmıştır.