31 Ocak 2009






Cumartesi Neşesi !


Rahmetli Zeki Müren beyefendinin Bodrum yıllarından bir fıkra;

Paşamızın bir türlü ayartamadığı yakışıklı balıkçının külüstür teknesi gene arıza yapmış. Sahilde, kasları terden güneşte parlayarak tamir etmeye çalışırken Zeki kendisini görmüş ve artık bu seksi herifle mutlaka yatması gerektiğini düşünerek, kesenin ağzını açmaya karar verip seslenmiş;

- Heyy İbrahimm, değiştir şu artık takanın motorunu, sana 10 bin dolar borç vereyim, sen bana bineer bineer ödersin.



Foto; flickr/agraphie


30 Ocak 2009





Çamur
ve Yıldız !



Dünyanın en önemli eşcinsel ikonu ve aktivistlerinden olan, bu yüzden haksızlığa uğramış, o yılların tutucu İngiltere'sinde hapislerde sürünmüş dahi edebiyatçı Oscar Wilde (1854-1900) bakınız ne demiş;


"Hepimiz çamur içindeyiz, ama içimizden bazıları o çamur içindeyken bile gökteki yıldızlara bakar."



29 Ocak 2009






Blog
Saçmalatmaca !



Daha eklemek ve saçmalatmak isteyen varsa ekleyiversin, Kedi sadece o an aklına gelenleri yazdı, bu arada alınmaca yok ona göre bak;


Gaykedi/ Gay-deli
Günah Yüklenen Adam/ Günah Yüklenen Madam
İçimdeki Ayı/ Kıçımdaki Ayı & İçimdeki Dayı

Tatlı Dilim, Güler Yüzüm/ Tatlı dilim, beni Düzün
Diagonel/ Digin-onel
Estherin Kazanı/ Estherin Azanı

Nonim/ A-nonim & Ah-nonim
Kişisel Depresyon anları/ Kişisel Depresyon Az-anları
Camilla'nın Günlüğü/ Camilla Sürtüğü



28 Ocak 2009






Ruh
Çıplaklığı !



Visconti'nin "Leopar" filminde Prens (Burt Lancaster) bir banyo küvetinde yıkanmaktadır. Bu sırada bir Rahip içeri girer, Prensi çıplak görünce gözlerini örter ve geri çekilince, Prens;

- Şaşkınlık etmeyin Peder, siz ruhların çıplaklığına alışıksınızdır, vücutlarınkinin çok daha masum olduğunu da bilirsiniz.


Fuat Erman'ın bir yazısından.


27 Ocak 2009






Faşizm !



Yıllar önce çalıştığım işyerinde, askerden yeni gelen bir arkadaşımız, kafaları kesik Kürt teröristlerin saçlarından tutup sallarken çektirdiği fotoyu gururla bize göstermek isteyince, bir şaşkınlık yaşadığımızı hatırlıyorum.

Daha sonra askerlik yapan bazı arkadaşlarımdan, helikopterden atılan ve bütün bölüğün tecavüz ettiği Kürt esirlerden bahsedildiğini de duyacaktım.

Kurtlar Vadisi dizisinden Atilla Olgaç'ın 10 Rum esiri öldürdüğünü açıklayıp, sonra kıvırmaya çalışması üzerine Nur Çintay güzel bir 'yazı yazmış', orada Güneydoğuda askerlerin Kürt kulaklarını Coca Cola içinde bekletip kalan kıkırdakla anahtarlık yaptıkları bilgisinden bahsediyor.








Bu kulak kesme takıntısı bana, yıllar önce Bülent Ecevit'in anılarında okuduğum, ülkemizin Kıbrıs çıkarması sonrası Necmettin Erbakan'ın kendisinden bir miktar Yunan kulağı istemesini getirdi.

Erbakan sanırım eşine dostuna gururla dağıtacaktı kendince çok anlamlı bu hediyeyi. Faşizmin bu kafatası, kulak, takıntısını çözmek sanırım psikoloji bilimi için bile zor olsa gerek diyeceğim.

Ama avının kafasını doldurtup
gururla odasına asan avcılar ve polisiye filmlerde öldürdüğü kişilerden çoğunlukla bir hatıra eşyası alan ve bunları birikitiren psikopat seri katiller aklıma gelince konu kafamda bir parça toparlanıyor.



26 Ocak 2009






Haftanın
Şarkısı !



Sakalına, bıyığına tükürdüğüm dünyanın en büyük ibnelerinden birisi benim memleketim Bulgaristan'dan çıkmasa şaşardım zaten. Bu hafta, Türk, Yunan, Arap, Çingene kırması bir Bulgar müziği olan ve adını Türkçe 'çalgı' kelimesinden alan Chalga türünde, dünyanın en ünlü Bulgarlarından Azis'in söylediği iki şarkı var;

Göbek atmak isteyenler için şarkı indirme linki 'şurada', slow sevenler için de Mp3 'burada'. Ayrıca bu ilginç varlığın diğer resimlerini görmek için 'buraya tıkla' ve dumur ol.








Haftanın
Güzeli !



Hatırlarsanız daha önce, bütün ülkelerin delikanlılarının yatak becerilerini ve güzelliklerini anlatan kitabın sahibi Enderunlu Fazıl Bey'in (1759-1810) Ermeni, Rum ve İstanbul yakışıklıları için söylediklerine yer vermiştim, şimdi Fazıl Bey'in Çingene delikanlıları için söylediklerine bakalım, tabi bahsettiği alışveriş konusu, ne alış-verişidir sanırım tahmin edersiniz artık;

"Çingene erkekleri, hoşça, yüzleri esmerdir, musiki onlara allah vergisidir. Hareketleri anlamlı ve ölçülüdür, sesleri nazik ve gevrek, sözleri şerbetten lezzetlidir, onlarla gizlice 'alışveriş' yapmak mümkündür, birçok bahaneyle kapıya gelirler."


25 Ocak 2009







Pazar
Kahvaltısı !



Duygusal bir pazar yazısı olmayacak ama, önce 'şu video' yaşlı bir kadını nasıl delirtiyor bir bakın ve buna rağmen, halen 'bende izlemek istiyorum' diyorsanız 'buraya tıklayın'.

... ve izledikten sonra bir düşünün, bu video mu daha iğrenç yoksa geçen gün Arabistan televizyonunda "1 yaşında kızlar bile evlenebilir, peygamberimiz 6 yaşında kızla evlendi" diyen din adamının 'videosu mu?'.



24 Ocak 2009






Cumartesi
Neşesi !



İki muhafazakar eşcinsel dertleşirken, bir tanesi "Eşcinsellik çok günahmış, öbür dünyada siktiğimiz bütün delikanlıları sırat köprüsünü geçerken sırtımızda taşımak zorunda kalacakmışız" deyince, uyanık olan lafa atlar;


- Dert ettiğin şeye bak, yaşlanınca bol bol vermeye başlarız, sırat köprüsünde biz bineriz milletin sırtına.



22 Ocak 2009







Bağlanmak !


'İnsanlara bağlanma şeklimizi' inceleyen psikolog Kim Bartholomew'in dünyada önemli kabül edilen bir araştırması var, işte Bartholomew'in ayırt edebildiği dört tip insan;


Kendinden emin tip/ Yakın ilişkiler kurmakta, başkalarına ihtiyaç duymakta ya da başkalarının yanında yer almakta bir sorun yaşamaz. Ama partnersiz kalmaktan ya da kabül edilmemekten de korkmaz. En düşük yalnızlık riski altındadır.

Kenetlenen tip/ Köklü ilişkiler kuramazsa acı çeker, kendini başkalarıyla bir hissetmek ister, ancak başkalarının onun yakınlık gereksinimini aynı ölçüde paylaşmadığı izlenimine kapılır. Yeterince değer verilmemekten endişe eder.








Ürkek tip/ Yakın ilişkiler kurmak ister ama başkalarına güvenmek ya da bağımlı olmak ona zor gelir. inciltilebileceği korkusuyla, kimseyi gerçek anlamda yanına yaklaştırmaz. Yalnızlık en çok onu tehdit eder.

Reddeden tip/ Yakın ilişkiler kurmazsa kendini iyi hisseder ve yakınlık gereksinimini kabül etmez. Kimseye ihityaç duymak istemez ve başkalarının ona bağımlı olmasından da hoşlanmaz.


Bu araştırmanın detaylarını biraz daha merak edenler 'şuradan' PDF olarak indirip okuyabilirler.


video

21 Ocak 2009






Hayal !


Ernest Hemingway'in (1899-1961) hayaliymiş, biri karısı ve çocuklarıyla tek eşli yaşayacağı, öteki ise bekaret kemerlerini oğluna bağlatacağı dokuz katında dokuz güzel metresin beklediği iki güzel ev...

Atıyla gayrimeşru çocuklarının arasından geçerek bir evden diğerine giderken günah çıkarabilmesi için bir de kilise tabi ve + eminim onlarca da kedi.



20 Ocak 2009






Sobe !


Ne cami ne de kışla,
Kendi duvarıma
işedim ben,
O da mı suç yani?

Aptestsizim
ikisinin arasında,
Sağım soluk sobe!


Can Yücel








Dürüst
Olduğumuzu Düşünürdüm !



Ben; iki çocuk annesi, kendini emekliye ayırmak zorunda kalmış bir edebiyat öğretmeniyim. Çocuklarımdan biri erkek, diğeri kız. Aralarında sadece iki yaş fark var. Oğlum; üniversite öğrencisi, kızım lise son sınıfı bitirmek üzere. Kısa cümlelerle kendimden ve çocuklarımdan bahsettikten sonra asıl konuya geçiş yapmak istiyorum. Paragraf başını şu şekilde açayım:

Bundan aylar öncesine kadar oğlumla kurduğumuz tüm iletişimlerde, dürüst olduğumuzu düşünürdüm. Onun bana herşeyi anlatıp bana açık olmayı sevdiğini. Fakat bu inanış bir gece; bir şiir ararken, bir internet sitesine girmemle, bir anda yok oldu.

Bir annenin karşılaşabileceği şoklardan en büyüğünü, o gece bilgisayarın başında yaşıyordum.







İlk butonu tıkladığım an karşıma çıkan manzara, o gün bazı şeylerin değişmesine neden olacaktı ve bastığım o buton, hayatımızın yönünü bir anda değiştirdi. Bir blog sayfası açıldı önümde, ilk bakışta bildiğiniz şu blogger bloglarından biri. Sayfanın köşesine yavaşça baktığımda oğlumun fotoğrafıyla karşılaşmam, o blogun aslında sıradan olmadığını açıkça gözlerimin önüne sermiş oldu.

Bu bir gay blog yazarıydı. Ve benim oğlumdu. İnsanlarla bir çok şeyi paylaşıyordu. Bana söylemediklerini, edindiği arkadaşlarına söylüyordu. Şöyle bir listeye baktım. Sevgilisinin olduğunu bile o gece öğrendim. İkinci şok darbesi; oğlumun iki yıldır en yakın arkadaşım diye tanıştırdığı, evimize misafir olan, yatıya kalan o çocuk olduğunu öğrendim.

Arkadaş listesinin linklerine yavaşça mosue'u götürüp tek tek açmaya başladım. "Gaykedi aman Tanrım" dedim. O gün ki fotoları daha önceki yazılarının üzerinde olanlar, bu adam kim dedirtti bana. Goddess artemis bu kadın kim? Nakhar? ya bu ve diğerleri ve diğerleri sonra diğerleri....







Odadan salona nasıl seslendiğimi hatırlayamayarak bağırmaya başladım, ağzımdan çıkan tek kelime gayyor oluyordu. Gay_yor...

Onun ürkerek odaya geldiğini hatırlıyorum. Oturduğum yerden hızlıca kalkıp, omuzlarından tutup bunlar kim diye bağırdığımı. Oğlumun eşcinsel olduğunu daha önceden bilen eşim ve kızımın sakin ol demelerini ve onlara olanca gücümle bağırışlarımı. Bu nasıl olurdu. Benim oğlum nasıl olurdu da bir erkeğe aşık olabilirdi.

Sen erkeksin diye bağırmaya başlıyordum ona. "Biliyorum anne" diyordu. Eşim sakinleşmemi, böyle davranmamın hiç bir şey için bir çözüm olamayacağını söylüyordu. Eşimin ısrarlarıyla başbaşa konuşmaya karar verdik. Ben o an ne yapacağımı nasıl tepki vereceğimi şaşırmıştım. Beynimde sadece "olamaz"lar vardı, "olamaz"lar.






Ben o adama ulaşmalıyım dedim, bahsettiğim kişi gaykedi idi. Ne yanlış bir düşünce, şimdi aklıma geldikçe tebessüm ediyorum. "Oğluma bu hastalığı bulaştıran o" cümleleriyle oğlumun yanına gittim. Mail adresini istedim. O kadar çok insan vardı ki. Çığlık attığımı hatırlıyorum. Hangi biri hangi birine yazacaktım.

Ben homofobiktim. Benim oğlum bir eşcinsel olamazdı. Benim horgördüğüm insanlardan olamazdı. Oğluma döndüm birden -hani bir şeyler yaparsınızda hep yarım bırakır, karar veremezsiniz ya tepkilerim o kadar sağlıksızdı ki -onunla yattın mı söyle bana? diye bağırmaya başladım. Onunla birlikte oldun mu. Ne zamandır onunlasın. Söyle.

Her zaman dürüst olmayı, yalan söylemenin çok kötü bir huy olduğun söylediğim oğlumun, her şeyi doğru söylemesi parçalamıştı beni.






Onu o günden sonra evde görmek istemediğimi düşündüm. Ama bu sürecin içerisinde elimden gelen -sözüm ona annelik görevi- diye alıp kendini bilmez olduğunu, daha sonraları anlayacağım bir psikoloğa götürdüm. Oraya bir daha gitmek istemediğini söyleyince gözümün önünde kalamazsın deyip, babaannesine yolladım herşeyden sakındığım oğlumu. Canım hiç acımadı.

Aman Tanrım ben nasıl bir anneyim sorusunu iki hafta sonra kendime sormaya başladım. Ben nasıl bir anneyim. Yıllardır insanların çocuklarına bir şeyler öğretmeye çalıştım. Ama oğlumu kapı dışarı etmeyi marifet bildim. Korkarak gaykedi'nin bloguna bakmaya başladım. Oğlumun bloguna gelen yorumlara göz gezdirdim. Herkes beni suçluyordu. Özellikle biri; sevgili goddess Artemis hanımefendi gözüme sokuyordu gerçekleri, irkilmemi sağlıyordu.

Hiç tanımadığım birileri bana yol göstermeye, beni azarlamaya, "sen nasıl bir annesin" demeye başlıyordu. Bir kaç yazı, Kaos'tan alınan bilgiler, Ayşe Arman'ın, Elif Savaş'ın yazıları ve eşcinsellikle ilgili nerde ne varsa okumaya başlıyordum.








Bir gece; "o benim oğlum , ne olursa olsun o benim oğlum" dediğim bir anda o tartışma esnasında, 18 yaşındaki kızımın "neden bağırıyorsun ki anne gerçekten hiç anlamadın mı, gerçekten anlamadın mı" cümlesi beynimde çınlıyordu. Aslında sevgili kedi; anlıyordum biliyor musun. Sadece yediremiyordum. Belkide bu yüzden oğlumu bir gün evlendireceğimi düşünüp çeyizler almaya başlamam bundan dolayıydı. İçimde bastırmaya çalışıyordum belki de.

Gayyor gerçekten farklı bir çocuktu. Davranışları hareketleri... O gece tüm bunları düşündüm. Ve gecenin bir yarısı sarıldım telefona. Oğlumun yanında olmaya ve onu eşcinseliğiyle kabullenmeye o geceden itibaren başlıyordum.

Eşimin bulduğu ve tanıştırdığı bir pisikiyatrist ile halen görüşmekteyim. Bu kabullenişin hızlanmasında okuduğum yazıların ve özellikle (senin sevgili kedi; göndermiş olduğun mailllerininde) etkisinin olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.







Şimdi ki durumumuz; aylar öncesine göre daha iyi. Her ay bir aşama daha kaydediyoruz. O bloguna yazılar yazarken ben yanında durup bir kahve içimlik sohpet edip yazdıklarını okuyorum. Bana rüya gibi geliyor bazen.

Onu şöyle bir süzüyorum. Daha bir hassas oldum ona karşı, duygusallığının sebebini daha iyi anlıyorum. Sevgilisini de kabullenmeye başladım. Bu aşkın tanığı olmak şaşırtıcı, ama yavaş yavaş kabullendiğim bir durum.

Oğlumu her gün blogundan takip ediyorum. Ve inanır mısınız yazılarından o an ki duygu yoğunluğunu her an algılayabiliyorum. İnsanların oğluma yazdıkları yorumlar çok hoşuma gidiyor. Ben iyi bir evlat yetiştirmişim diyorum. Ben iyi bir evlat yetiştirmişim.






Ve oğlumla gurur duyuyorum.

Çünkü artık biliyorum ki; önemli olan çocuğunuzun EŞCİNSEL oluşu değildir. Önemli olan çocuğunuzun ruhudur. İyi bir insan oluşudur. Dürüst,zor durumda bile kalsa yalana asla başvurmamış olmasıdır.

Ben bir eşcinsel evlat annesiyim. Ve buradan sevgili gaykedi'nin blogu aracılığıyla çocuklarını kabullenememiş ve hatta öz yeğenim kadar sevdiğim -Ümit gibi- evden kovmuş ailelere sesleniyorum. Ne olur birazcık elinizi vicdanınıza koyun, böyle bir durumda eşcinsel olarak rahmimize yerleştirilmiş bebeklerimiz mi suçlu.Yoksa yıllardır eşcinselliği bir hastalık gibi gören köşe bucak kaçan, sizler mi?

Saygı ve sevgilerimle.



18 Ocak 2009






Haftanın Şarkısı !


Bu hafta Esther'den gelen bir 'mim'e yanıt olsun, size en sevdiğim şarkılardan bahsedeyim, ama aslında o şarkıların bir kısmını burada yayınladım zaten, genelde Soft ve Pop Rock, seviyorum, bazen onlara New age, Klasik, Jazz ve World & Etnik müzikte ekleniyor.

İyi parçalar çoğunlukla eski sanatçıların albümlerinde bulunuyor, yani ne varsa eskilerde var diyebilirim. Mtv'yi açıp, zenci & beyaz, hip-hop ya da çeşitli pop müzisyenlerini böğürürken görünce kusacak gibi oluyorum, keza bizim yerli tv'lerde de bilumum fahişeler, müzik yaptığını iddia eden ayılarda aynı etkiyi uyandırıyor.

İki defa canlı dinleme olanağını bulduğum bende çok iz bırakan Chris de Burgh'dan, 'The Traveller' adlı şarkıyı 'şuradan' Mp3 olarak indirin ve dinleyin, işte müzik budur diyorum.








Haftanın Güzeli !


Farkettim ki pek sarışın erkeklere yer vermemişim burada, neden acaba? Ülkemizde bol bulunan bir erkek modeli değiller belki ondandır, ayrıca sarışın erkek seven olduğu kadar sevmeyen olduğunu, kimilerine her nedense sarışın erkeklerin itici geldiğini biliyorum... Alın size sarışın bir erkek, hem de melek cinsinden...



17 Ocak 2009






Yemek
Sosyolojisi !



Karnıyarık fıkrasından daha ciddi konulara geçelim ve yemeklerden sosyolojik bir tespite yer verelim, bakınız Çetin Altan İstanbul, Urfa ekseninde ne tespitte bulunmuş;


"Hünkar beğendi" Urfa'ya gidemedi ama, "Urfa kebap ve lahmacun" Tarabya'ya geldi.



16 Ocak 2009






'Cuma'rtesi Neşesi !



Amerikalı 'zenci' bir işadamına ülkemizi ziyareti dönüşü sonrası karısı sormuş;


- Türk mutfağı meşhurmuş, sen neler yedin, ilginç bir şey denedin mi?

- Evet, 'karnıyarık'.

- O nedir? nasıl bir yemek?

- Valla pişmemişi benimkine, pişmişi seninkine benziyor!



15 Ocak 2009






Faşizm !


“Bir milletin korku ve nefret üzerinden (yani, reel veya hayali acıları abartılıp, soyutlanıp, tek-yanlılaştırılıp, edebiyat, eğitim ve ordu aracılığıyla herkese “yaşatılarak”) inşası ile, gene aynı milletin düşmanlarını taklit yoluyla inşası arasında, ince bir bağlantı var.

Korktuğumuz ve nefret ettiğimiz düşmanlarımızla mücadele, onları alt edebilmek için onlar gibi olma çabasını beraberinde getiriyor. Onun içindir ki, Balkan milliyetçilikleri kendi suretinde Türk milliyetçiliğini, Türk milliyetçiliği de kendi suretinde Kürt milliyetçiliğini yarattı.

Gene onun içindir ki, Nazizm ve Yahudi soykırımı kendi suretinde İsrail’in amansızlığını, İsrail’in amansızlığı da kendi suretinde Filistin intikamcılığını, canlı bombalarını, Hamas’ı ve Hizbullah’ı yarattı.”

Halil Berktay



14 Ocak 2009







Parayla Seks !


1-2 yıl önce şunları yazmıştım bloğumda; "Seks pazarında iki tür satıcı var; Bir, bu işi daha çok para kazanmak için yapanlar, bir de mafyanın eline düşmüş kader kurbanları ya da travesti arkadaşlarımız ile iş bulamayan, çoluk çocuğu aç kadınlar gibi, bu ülke de para kazanmak için başka seçeneği olmayanlar...

Sex alıcılarıda iki çeşit; Bir kesim evli ya da değil kız arkadaşı ile bir cinsel hayatı olduğu halde açgözlülükten yapanlar, bir diğer kesim özellikle Müslüman toplumlarda çok görülen sekse evlenmeden ulaşamayan insanların bir tür zorunlu yönelişi... (+ bağlılık, sorumluluk, evlilik ve aynı kişiyle uzun ilişkilerden hoşlanmayan bir kesimi de bunlara ekleyebiliriz sanırım...)

Eğer demokratik bir toplumda yaşıyorsak bu işi daha çok para için yapanlarla, sırf azgınlıktan yapanlara, iyi eğlenceler prezervatif kullanmayı unutmayın demek ve fuhuş sektörünü, özellikle genelevleri mafya, sağlık, hijyen, güvenlik, vergi açısından denetlemekten başka yapabileceğimiz birşey yok...








Ama bu işi fuhuş mafyasının zoruyla ya da sadece mecburiyetten yapmak zorunda kalanları kurtarmak ve zorunluluktan seks satın almaya yönelen insanlarımızın, özellikle gençlerimizin ruhsal sağlıkları gereği ihtiyaç duydukları cinselliği, sevdikleri insanla yaşamalarına yönelik olarak, toplumsal tabularımızın yıkılması için mücadele edebiliriz...."
____

Bu konu, pornografi, cinsellik, feminizm ve anarşizm üzerine ciddi incelemeleri bulunan Can Başkent'e ait 'bir yazıyı' okurken tekrar aklıma düştü, sevgili Can ayrıca, bir beden hizmeti olan orospuluğun, başka bir beden hizmeti olan, örneğin, tellaklık, masörlük ile arasındaki farka ve benzerliğe dikkat çekmiş.

Bir de çok tartışılan fahişelerin, porno oyuncularının zevk alıp almadığı konusu vardır ki, benim aklıma hemen tellak ve masörler işlerinden zevk alıyor mu? sorusu düşüyor. Can Başkent yazısında; Nasıl bir vahşet filminde, katil aslında gerçek hayatta katil değilse ve filmdeki rolünden sadistik bir zevk almıyorsa, pornografi oyuncularının da benzer deneyimleri yaşayacağını söylüyor.



13 Ocak 2009






Kapitalizm !


Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi; Amerikan kapitalizmi öyle intihar eylemcileri ortaya çıkardı ki; bunların patlayıcıları ve diğer cephaneliği, Cihad savaşçılarının eylemlerini bile bastırır nitelikte” yazmış.

Özellikle gençlerimizi bir kanser gibi kemiren, dünya, çevre sorunlarından bi haber, doyumsuzca tüketim ve marka özentisi, sanırım bunun en acı örneği.




12 Ocak 2009






Haftanın Şarkısı !


Kedi sizler için gene sıra dışı bir parça seçti. Ekşi'de müzikten anlayan bir arkadaşın verdiği bilgiye göre bu şarkı Türk müziğinde sıkça karşılaştığımız "Pese yürüme" yöntemiyle yapılmış "Burası Muş'tur yolu yokuştur" gibi.

Portishead'a ait Magic Doors isimli şarkıyı 'şuradan' Mp3 olarak indirebilirsiniz.








Haftanın Güzeli !


Hatırlarsanız daha önce, bütün ülkelerin delikanlılarının yatak becerilerini ve güzelliklerini anlatan kitabın sahibi Enderunlu Fazıl Bey'in (1759-1810) Ermeni ve Rum yakışıklıları için söylediklerine 'yer vermiştim', şimdi konusu gelmişken bakalım Fazıl Bey İstanbul delikanlıları için neler söylemiş;


"...Dünya sanki bir kitap, istanbul da onun fihristi. Bazen insan harmanı yapıldı burada, bu yüzden her cinsin tohumu var. Bütün dilberlerin bukalemun gibi renk değiştirmesinin sebebi de işte bu. Uykulu tavırlı, edalı, güler yüzlü, tatlı seslidirler. Kadın gibi, bilmem ne gibi kırıtarak yürürler.

Nazik boyu ince bir fidanı, yanağı ve yüzü sonbahar yaprağını andırır. güzelleri birbirine benzemez, üstelik renkleri de değişiktir ama hepsi naz ve niyaz ehli, aydınlık çehrelidir. Naz ve sitemde üstat, cevir ve cefa etmeye alışıktırlar.

Ona karun kadar mal harcasan, ne kadar sihirler, füsunlar yapsan, ciğerini önüne koysan, bin bir vade ile kucağa gelir ama yine de göğsünü kırar geçirir… kimi hafız, kimi molla, kimi şair, kimi de seçkinin de seçkini...."



11 Ocak 2009





Ruhun
Coğrafyası !



Romanların ilk başlama cümlelerini Umberto Eco “Beethoven’in 5. senfonisinin ilk notalarına” benzetmiş. Bu tılsımlı cümlelerin üç tanesine yer vermek istiyorum, İtalya'da bunların 1430 adetini derleyen kitabı tanıtan Nilgün Cerrahoğlu'ndan buraya aktarıyorum;


İnsanın bir iç manzarası, ruhun coğrafyası var. Yaşamımıza şekil veren tüm öğeler buradan çıkıyor.

Josephine Hart/Yara








Hepimiz o eski mutlu günleri anmanın o vahşi hüznünü biliriz. Yaşadıklarımız bir daha geri gelmemecesine geçip gitmiş ve o anlarla aramıza hiçbir coğrafyanın olmadığı denli ırak; acımasız bir mesafe girmiştir.

Ernst Jünger/Mermer Kayalıklar Üzerinde


Ve en son, en bilinen ama en çarpıcılarından bir tanesi;


Mutlu aileler hep birbirine benzer; yalnız mutsuz olanlar farklıdır.

Tolstoy/Anna Karenina



10 Ocak 2009






Cumartesi
Neşesi !



Bir gay birlikte yaşadığı erkek sevgilisini günde en az bir kaç defa sevişmeden rahat bırakmazmış. Başlarda bu onun çok hoşuna gitse de bir kaç ay sonra artık illallah demiş ve sevgilisine;

- Sen seks manyağısın, seks bağımlısısın, seks hastasısın, bak benim babam sigarayı, senin baban kumarı nasıl bıraktı, diyerek bu alışkanlığını bırakmasını, normal insanlar gibi haftada bir kaç defa seks yapmalarını istemiş ve bu konuda feci bağırarak kalbini kırmış.

Sevgilisi de onun bu dediklerine çok alınarak evde yatakları ayırmış ve küsmüş. Günler, haftalar, aylar geçmiş sevgilisi halen seks yapmak istemeyince 'gay'imiz bakmış ki bu iş böyle olmayacak, şuh bir ses ile;

- Sevgilim müjde, babalarımız sigaraya ve kumara tekrar başlamış!



09 Ocak 2009






Merhamet !


Şunu farkettim ki, çoğu insan kendisine merhamet gösterilmesini istiyor ve bunu seviyor ama başkalarına merhamet göstermek konusunda çok cimriler, pek çok ülke ve millet de böyle davranıyor.

Bunu ülkemde Ermeni ve Kürt sorununda çok gözlemledim, şimdi de İsrail'i eleştireceğim diye ırkçılık ve faşizm yapan insanlar görüyorum her yerde, tüm Yahudilerin lanetli olduğuna, bunun Kuran'da yazdığına inanan, hatta Hitler’in Yahudi soykırımı yalandır diyenler bile var içlerinde.

Fazla merhamet göz çıkarmaz ama ağlamaktan çapaklanmış, kurumuş gözlere merhem ve su, yüreklere umut olabilir. Merhamet lütfen, herkes için daha fazla merhamet...



08 Ocak 2009






Sol !


Doğrucu Davut’lara ihtiyaç artıyor. Lafa ‘benim de anam başörtülüydü’ diye başlayan solculara değil, halkı karşısına alıp "Bak arkadaş ‘ben ateistim, ama senin inancınla bir sorunum yok' Ve eminim ki, Muhammad yaşasaydı Marx’ı en azından dinler, söylediklerinin bazısına hak verirdi, sen de bir dinle!" diyebilecek solculara ihtiyaç duyulacak artık.

Gizlemeyecek, gizlenmeyecek ve samimi olarak yoksulların, zayıfların avantajı için çalışacak olan bir sol gelmeli.

Nihal Bengisu Karaca



07 Ocak 2009






Yeşil Sermaye !


Bizim semtteki türbanlı bir kız arkadaş grubunun garip hallerini blogumda 'yazdıktan' sonra Google Analytics'i incelerken farkettim ki, Türk milleti türbanlı ve çarçafllı orospu ararken neredeyse arama motorlarını parçalayacak.

Eh, ben de fazla hit göz çıkarmaz diyor ve ne zamandır aklımda olan türbanlı, çarçaflı, tesettürlü fahişelerin fotoğraflarını tüm halkımıza armağan ediyorum, buyurun 'buradan yakın'.



06 Ocak 2009





Kedi Düşü !


Xenophilius'dan gelen bir mim, hayallerimi yazıyorum;


Sanırım 10-12 yaşlarında falan olmalıyım, çocukluk bitmiş artık okul stresi ve hayatın ilk sorumlulukları omuzlarıma yüklenmeye başlamış. Ben o yıllarda babaanneme özeniyorum, oh ne rahat okula gitmiyor, çalışmıyor, ders ve stres yapmıyor, sınavlarla uğraşmıyor diyerek. Aradan yıllar geçti babaannem öldü ve ben halen ona özeniyorum, oh ne güzel bu iğrenç dünyadan kurtuldu diyerek...

Her neyse konuyu toparlayayım, bu kadar karamsarlık yeter. Kişisel olarak maddi bir şeyler düşlemeye utanıyorum ama tabi kimseye muhtaç olmayacak bir düzende sevgilimin kollarında yaşlanıp, dostlarım başucumda huzur içinde, onlarla sohbet ederek, espriler yaparak yatağımda ölmeyi düşlüyorum...








Her dinden, ideolojiden, ırktan ve milletten yobazın, faşistin olmadığı bir dünya düşlüyorum. Bu konuda İslam dünyası için bol bol dua ediyorum, her dinde ve toplumda yobaz var ama Müslüman yobazlarının eline hem sayı, hem toplumsal yüzde olarak dünyada ne yazık ki çağımız itibariyle kimse su dökemez.

İnsanların bir şey satın alırken bu benim için gerçekten gerekli mi diyerek 40 kere düşünme alışkanlığı edindiği, her tür aşırı tüketimin ve gösterişin ayıp sayıldığı, ekolojik-sosyalist bir toplum düşlüyorum.

Kadın, erkek, lezbiyen, gay, travesti, zenci, çekik gözlü, çingene v.s tüm insanların insan yerine konulduğu, azınlıkların, farklılıkların yadırganmadığı bir dünya düşlüyorum.









Sağlık, eğitim ve adalet sisteminde asla paranın konuşulmadığı, bunların ücretsiz olduğu, tüm insanlara aç kalmayacak kadar temel besinin sağlanmasının toplumun vicdani sorumluluğunda olduğu bir gezegen düşlüyorum.

Kasaplık hayvanların bayıltmadan, can çekişerek, canlı canlı kesilmediği, pet shoplarda köle gibi çeşitli hayvanlar satılmayan, et ve hayvansal ürünlerin tüketimi, hayvan hakları konusunda bilinçli bir toplum düşlüyorum...

Tüm bunlar o kadar uzak hayaller ki, şimdilik bunu biliyorum ve üzülüyorum... "Son sözlerim ne mi? Hayat bir hayvana, bir fareye bile reva değildir... Mezar taşım için şunları yazdım: Güzelim Dünya, seni kurtarabilirdik, ama öyle kahrolası adi ve tembeldik ki." (*)



(*) Kurt Vonnegut (1922-2007)
Ben de Aslıberry'i ve Fenasi Bey'i mimliyorum.

05 Ocak 2009






Haftanın Şarkısı !


Siz hiç bu kadar kötü ve garip başlayan bir şarkı dinlediniz mi bilmiyorum ama Tom Waits'e ait Russian Dance isimli bu şarkı yarım dakika sonra kendisini affetdirmeyi başarıyor merak etmeyin.

Bu arada haftanın güzelinde Rus yakışıklısına yer verme fikrimin tek sebebi bu şarkıdır ve unutmadan şarkımızı 'şuradan' Mp3 olarak indirebilirisiniz.









Haftanın Güzeli !


Türk erkekleri ilk fırsatta Rus güzellerine kaçıyorlar, karı, kız, gay kısmı olarak biz de isteriz diyor ve sizi bu hafta Andrey ile tanıştırmak istiyorum.

Bir Rus kaltağının peşine takılan erkek sevgilisinin peşinden İstanbul'a gelen ve mahsur kalan bir biseksüel olan Andrey şu an inşaatlarda dönüş için para biriktirmeye çalışıyor. Bu sportmen delikanlımız hayırsever okuyucularımdan ilgi ve sıcak bir yuva bekliyor.


Bu haberin kaynağı için 'bakınız', yakışıklının diğer resimleri ve bir yüzünü görelim ayol diyenler tık tık 'buraya'. Daha önce yer verdiğim başka bir Rus delikanlısı için bir tık da 'şuraya' ve gene o haftanın Rusya temalı şarkısı için de 'buraya' lütfen...



04 Ocak 2009






Çayhane !


Çayhanedeki kız
Eskisi gibi güzel değil.
Ağustos yıpratmış onu.
Merdivenlerden öyle ürkek çıkmıyor artık;
Evet, o da orta yaşa gelecek,
Ve bizlere serpiştirdiği gençlik ışığı
Çöreklerimizi getirirken
Artık serpilmeyecek.
O da orta yaşa gelecek.


Ezra Pound (1885-1972)


03 Ocak 2009







Cumartesi Neşesi !


Delikanlı, gece eve oldukça geç ve sarhoş gelir, neden bu kadar geç geldiğini soran babasına;


- Babacığım bugün ilk defa cinsel ilişkiye girdim.

- Bu çok güzel oğlum gel oturda anlat bakalım.

- Anlatayım da baba, oturamıyorum!




02 Ocak 2009






İstanbul !


İstanbul'u özledim birden, her yerinden incir yumrusu gibi gecekondular, devasa bloklar, büyük yalnızlıklar, çok çirkin adamlar, öldürücü cazibede kadınlar üreten inanılmaz derecede yalpa vurmuş bir şehir...

Nasıl Nobel çıktı, onlar da çıkacak: Dünyayı değiştirecek Galata'dan bir büyük felsefe, Gebze'den havsalayı zorlayan bir buluş, Cihangir'den sanatta yeni bir akım.

Bekliyorum, hepsini yeşertecek gübre burada!


Tahir M. Ceylan


flickr.com/photos/bezelye