31 Temmuz 2009





Aptal Soru!


Bir zamanlar bir İspanyol meslektaşım, “Siz Doğuluların soru sorma cesaretiniz yok. Bir de Batılılara bak... En aptalca soruları bile büyük bir cesaretle sorarlar” demişti.

Kendimi gözden geçirince ona hak verdim. Bizde, “bu soruyu sorarsam bana aptal mı derler kompleksi” var. Uzun süre aptalca sorular sorma terapisi yaptım kendime... Allahtan, okuduğum bir Çin atasözü de imdadıma yetişti: “Soru sorarsanız birkaç dakika aptal görünürsünüz, sormazsanız ömür boyu.”


Doğan Tılıç


13 yorum:

yanikkoza dedi ki...

harfi harfi ne katılıyorum bu sözlere ...inan öyleyik yaa...ama biraz bizde korkmak ve saygı dana da sormadığımız oluyor tam türkiyede söylediğin herşey basına bela olduğunuda göz önünde bulundursak tam tartısma konusu...
koza

Vladimir dedi ki...

Uzun yıllar susmanın erdem olduğu yönünde bir safsata ile insanların ağızlarını tıkamışlar. İnsanlar sormadan yargılamaya, hüküm vermeye, fikir yürütmeye alışmış ne de olsa. Daha sonra da bir güzel höt zötler ile susturmuşlar insanları. Konuşanı soru soranı dışlamışlar. Böyle bir aşağılık sistemin içinde yetimiş insanın soru sormaması gayet doğal. Kendisine soru sorulduğu zaman kendine hakaret edilmi şkabul eden insanlardan geçilmeyen bir ülkede yaşıyoruz.

gaykedi dedi ki...

soru sormak = düşünmek, araştırmak, kurcalamak, merak, şüphe demek ve bu da bilimsel düşünmenin temelleri değil midir? kimi coğrafyaların durağanlığında bu da önemli bir etken olmalı.

Hich dedi ki...

+1, evet.

kertilenkele dedi ki...

Soru sormasını bilmeyen bir toplumda yaşadığımız için bu kadar cahiliz. Cünkü ne verilirse araştırmadan kabul etmemiz üzerine kurulmuş bir eğitim sistemi ile yaşıyoruz. Hasan Ali Yücel İn Milli eğitim bakanı olduğu dönemlerde hayata gecirilen Köy enstitüleri o zamanın kurulum bilinci ile hala var olabilseydi Sanırım bu ülke cok farklı bir yerlerde olurdu.
17 nisan 1940 da kurulmuş olan Köy enstitüleri 1954 senesinde Türkiye'nin bence en büyük vatan hainlerinden birisi olan Menderes hükümeti yönetiminde kapatılmıştır.
Konu nereden nereye geliyor farkındayım ama ben Türkiye vatandaşı olarak hazmedemiyorum şimdiki nesli ve bu halkın sosyal bilinç düzeyini.
Bir şimdiki milli eğitim bakanına bakın . birde Hasan Ali yücel in biyografisine kısaca göz gezdirin


Hasan Ali YÜCEL;

16 Aralık 1897’de İstanbul’da doğdu. 26 Şubat 1961’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. İzmir ve İstanbul’da edebiyat ve felsefe öğretmenliği, maarif müfettişliği yaptı. Fransız eğitim sistemini incelemek üzere bir yıllığına Paris’e gönderildi. 1932’de yurda dönüşte Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü görevine atandı. 1933-1935 arasında Milli Eğitim Bakanlığı Orta Eğitim Genel Müdürlüğü yaptı. 1935’te İzmir milletvekili seçildi. 1938’de Celal Bayar hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildi. 1946’ya kadar Refik Saydam ve Şükrü Saracoğlu hükümetlerinde de aynı görevi sürdürdü. Birinci Eğitim Şürası’nı topladı. Ankara Fen ve Tıp fakültelerini, İzmir Yüksek Ticaret ve İktisat Okulu’nu, Balıkesir ve Edirne öğretmen okullarını eğitime açtı. Yüksek Mühendis Okulu’nun İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüşmesini sağladı. Köy enstitülerini kurarak eğitim ve bilimi Türk köylerine kadar ulaştırdı. Dünya klasiklerinin Türkçe’ye çevrilmesini sağladı. 1950 seçimlerinde parlamentoya giremedi. İstanbul’a yerleşti. Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde makaleler yazdı. 1958’de UNESCO Türkiye Milli Komisyonu üyeliğine atandı. 1961’de Kurucu Meclis üyesi oldu. Şiirlerini önce aruzla, sonra heceyle yazdı. Asıl önemli yanı Türk kültürü ve eğitimine yaptığı unutulmaz hizmetlerdir.

Ps: Can Yücel 'in babasıdır

Kertilenkele Nam-ı Diğer VERA

Adsız dedi ki...

Doğu bizim kafamızda.
Bizim Batılı kafalarımızın dışında Doğu yok. Hatta Batı'nın kendisi de yok. Batı, karşıt terimiyle aynı nedenlerle içimizde var olan bir düşünce. Ama biz onu tanımlamaya hiç gerek duymayız: O bizim kendimizdir.
Biz kimiz? Doğu'nun ön yüzü mü? Ötekinin ötekisi mi? Pozitif kutup mu, doğrulanmışlık mı? Ama kimi zaman da madalyonun öteki yüzü: pozitifin negatifi. Böylece eski simgeler su yüzüne çıkıyor: bir an için Doğu ışıktır, evrensel ruhtur, iç dünyamızın sihirli mıknatısıdır, beceriksiz modernliğimize karşı takınılan bir mesafeliliktir. Ama en küçük bir olayda, sıçrayan ilk kanda, ışık titreşir, söner: Doğu bizim korkumuzun balçığı içine gömülür; unutulmuşluğa geri çekilir, sonra düş olarak geri döner. Yol dönemecindeki sahte parıltı. Süs.

http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Text.asp?ID=9596&BID=1075

gaykedi dedi ki...

kertilenkele
Can Yücel'in babası için yazdığı pek güzel bir şiir vardır o düştü aklıma bir an.

hayatta ben en çok babamı sevdim.
karaçalılar gibi yerdenbitme bir çocuk
çarpı bacaklarıyla- ha düştü, ha düşecek...
nasıl koşarsa ardından bir devin,
o çapkın babamı ben öyle sevdim.

bilmezdi ki oturduğumuz semti,
geldi mi de gidici hep, hepp acele işi!..
çağın en güzel gözlü maarif müfettişi,
atlastan bakardım nereye gitti,
öyle öyle ezber ettim gurbeti.

sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40'ı geçerse ateş, çağ'rırlar istanbul'a.
bir helallaşmak ister elbet, diğ'mi, oğluyla!
tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

en son teştifine çıkana değin
koştururken ardından o uçmaktaki devin.
daha başka tür aşklar; geniş sevdalar için
açıldı nefesim, fikrim, canevim.
hayatta ben en çok babamı sevdim.

___________________

adsız
"ışık doğudan yükselir" latince bir özdeyişdi sanırım.

Bulokçu dedi ki...

Sen de sahtekar olmuşsun!
Bazen alıntının kaynağını söylemek işine gelmiyor ...
(söylesen ne olur söylemesen ne olur mu acaba?)
mesele kaynağa ulaştırmak!Bunun için de pusula beynindir.Belki de vicdanın.Orada sana görünen adresi vermelisin dürüst bir "yönlendirici"olarak...
O pusulayla bir kere oynadın mı fırıldak olursun!

gaykedi dedi ki...

bulokçu
tez hazırlamıyoruz burada, istersen sayfa numarasını da vereyim ve baskı yılını falan? abartmıyor musun kuzum?

Bulokçu dedi ki...

İnsan kolay kolay kıymet bulup diğerlerinin arasında görünür hale gelmiyor.Sende de var bi hikmet!
Sevilen "yol gösteren"biri olmuşsun...
Senin gerçekten samimiyetine güvenilmiş ki bunca insan senin kalbine ve aklına ruhunu emanet ediyor.Adeta spiritüel bir görev üstlenmişsin...
Bunun hakkını vermek "hayır sizi yanıltmıyorum"demek,sorumluluk taşımak gerekmez mi?!
1 kere bile bunu yapmaktan kaçınıp yanılttığında bu samimiyet yara almaz mı?
Bunlar çok mu ince detaylar kardişim?
Bilemoorum geykeçi* belki de ben çokk hassasım))

not:"Bazen farkında olmadan kendimizi soru sormaktan alıkoyarız.Bunun nedeni verdiğimiz cevaplara sıkışıp kalmamızdır!"(anladın sen onu!)

keçi*daha inatçı bi hayvan))

gaykedi dedi ki...

bulokçu
herkes senin kadar hasaas düşünceli olsa mevsim akdeniz olur sanırım, ama kaynak adı yazmaya üşenenleri bırak kendi adını ekleyenler bile var.

Jesss dedi ki...

sevgili kedi, merhaba.
öncelikle soru sormak ne milletten olursak olalım çocuklukta çok yaşadığımız bir durum. ama diğer milletler bizimkiler gibi "baba şu ne demek" diyen çocuğa "ebenin *MI demek, sie lan eşolusu" demiyor. soru sormak çocuksu kalan ender yanlarımızdan biridir :) ne yazık ki çocukluğunda bu yanının köreltildiği kişiye...

gaykedi dedi ki...

jesss
evet önemli bir şey bu, şu yazı konuyla alakalı ilgini çekebilir. http://ad.vu/u4i4