06 Mart 2009





İbne & Cadı
Avı !


80'li yıllarda, bir taşra kasabasında, sıkıyönetim komutanının önüne bir ihbar geldi. İhbarcı, ilçenin tek hamamı ve tek sinemasında erkeklerin birbirleriyle aşk yaşadıklarını bildiriyordu ve bu ahlaksızlığın önüne geçilmesini istiyordu.

Kentte siyasi sorgulara bıçakla kesilir gibi ara verildi. Bütün sinema seyircileri ile hamama gidenler ve iki işletmenin görevlileri işkenceli sorguya alındı.

Sıkıyönetim komutanının eşcinsel ilişkilere dair, kerameti kendinden menkul bir kabulü vardı. "Eken, biçer!" ve "Yel değmedik kavak olmaz!" şeklinde özetlenecek bu mantığın zorunlu bir sonucu olarak herkese şu iki soru yöneltiliyordu: Kimlerle aktif, kimlerle pasif ilişkiye girdin? "C" şıkkı seçeneği olmayan bu soruya iki kategoride de cevap veremeyenler ağır işkencelere uğradı.






İşkenceli sorgulardan elde edilen isimler de aynı süreçten geçirilmeye başlayınca, ilçenin erkek nüfusu önemli bir "kırım"a uğradı. Bir müddet sonra bu operasyon kent içi hesaplaşmanın bir aracı haline dönüştürüldü.

Artık işkencede itiraf edilen isimler, olayın esas failleri olmaktan çıkmış, türlü gerekçelerle gıcık kapılan insanlardan bir öç alma biçimine dönüşmüştü.

Gözaltındakilerin sayısı astronomik rakamlara ulaşınca durum 12 Eylül generallerinin önüne bir rapor olarak kondu. Dehşete düştüler. "Bülent Ersoy vakası" ilk o toplantıda dile getirildi. Bir dizi önlem almak gerekirdi.







İstanbul'daki eşcinseller gözaltına alınıp saçları kestirildi ve Eskişehir ile Tekirdağ yakınlarında ıssız yerlere bırakılıp kente geri dönmeleri halinde başlarına gelecekler hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirildiler!..

Bülent Ersoy'a da çalışma yasağı getirildi. Gözaltına alınanlar saç, sakal ve bıyıklarına ilaveten kaşları da kesilerek askeri cemselere bindirildi. Tüm ilçede bir hafta boyunca teşhir edildi. İntihar edenler oldu. Kenti terk edenler oldu.

Sinema salonu ve hamam kapatıldı. O günkü sorgularda, "Mal benim değil mi? İstersem dinamit sokar patlatırım!" diyen adamı o kadar çok dövdüler ki geri kalan yaşantısını yarı delirmiş bir şekilde tamamladı.


Sırrı Süreyya Önder'e ait bu yazı
tarafımdan biraz kısaltılmıştır.


7 yorum:

Goddess Artemis dedi ki...

Yazdıklarıyla dünümüzü, bugünümüzü ve yarınımızı aydınlatan Sırrı Süreyya Önder'e sevgi ve saygılarımla:

Ahmet Altan, Kadınoloji ve Yaş Pasta

e.d. dedi ki...

yaşananlara üzülmekten mideme kramplar girdi okurken :(

ötekileştirilmenin sonuçları her zaman acı olmuş... günümüzde yine öyle şeyler yaşanıyor gözlerimizin önünde. belki eşcinseller eskiye göre biraz daha rahatlar ama mahalle baskısı olduğu müddetçe ve başımızdakiler böyle dışlamaları desteklediği müddetçe farklı olanların işi zor :_(

feanor dedi ki...

hiç haberim yoktu bunlardan benim.

yazının geçtiği yer ne? bir dergi ya da kitap mı?

okumak isterim tamamını.

gaykedi dedi ki...

goddess
ekşide hakkında yazılanları okudumda bir insan bu kadar mı çok sevilir yaa :)

__________________________

e.d
homofobi gelişmiş toplumlarda artık boşuna bir nefret suçu kabül edilmiyor :(

__________________________

feanor
ilk hayvan dergisinde yayınlanmış bana da goddess söyledi, "+ ayrıca"...

Xenophilius dedi ki...

Sanki şimdiki uygulamalar çok farklı?Devlet memuru olupta eşcinsel olduğunuz açığa çıksın bakayım ne yapıyorlar?:)

Elif dedi ki...

Igrenc!

Madem su siralar Ermeniler'e yaptiklarimizla vesaire yuzlesiyor, escinsellere yaptiklarimizla da yuzlesmenin zamani degil mi?

Yoksa escinseller insanlik istesinde hala cok mu asagidalar? :o(

www.elifsavas.com/blog

gaykedi dedi ki...

xenop
artık kolay kolay bir şey yapamazlar şu avrupa birliği mahkemesi sağolsun :)

________________________

elif
özür dilemek milletin erkekliğini bozabilir, sapına kadar erkek bir millet özür diler mi hiç :(