31 Ağustos 2008






Mavi Tuna


Bu pazar bir değişiklik yapalım, pazar kahvemizi içerken, Mezzo TV'den kayıt ettiğim görüntülerle Tuna nehrinin güzelliklerine Johann Strauss II'ye ait Mavi Tuna valsiyle çıkalım, tabi bu nefis görüntüleri izlerken aklımıza düşüveren, ülkemizin yağmalanan doğasının düşüncesi ve stresi bizi rahat bırakırsa.

Ben gittikçe betonlaşan biricik Boğaziçi'ni ve artık çoktan kaybettiğimiz dillere destan Haliç'i düşündüm, sonra başbakanımızın 'çok çocuk yapın' açıklaması geldi aklıma, derin düşüncelere daldım.


'Şuradan' izleyebileceğiniz bu yaklaşık 8 dakikalık videoda, 1991 yılında aramızdan ayrılan sempatik kemancı ve şef Willi Boskovsky'in, Strauss ailesinin "Vorgeiger" denilen, dans müziği icra ederken keman çalarak orkestra yönetme şeklini izlemek ayrı bir zevk.



30 Ağustos 2008






Cumartesi
Neşesi !



Köyün çapkın delikanlısı evleneceği kız konusunda çok seçiciymiş, ne yapar eder kızları baştan çıkarır ve penis'ini gösterek bu ne? diye sorarmış.

En sonunda yarak yerine pipi diyen bir kız bulunca evlenmiş. Karısına bir gün, nereden aklına estiyse gene bu ne? diye sormuş, karısı pipi olduğunu söyleyince;


- Utanma artık yarak diyebilirsin, demiş.

hanımı söylenmiş.


- Sen yarak görmemişsin, yarrak muhtarın oğlununki gibi olur.







Bu fıkranın anafikri;


1- Pipiyle yarak aynı şey değildir.

2- Pipinin irisine yarak denir.

3- Yarak kelimesindeki R ve K harflerini çoğaltarak heybetini daha da arttırabilirsiniz, örnek; Yarrakk :D



29 Ağustos 2008






Son Yerine


Zulmün her türlüsü
Kötü kardeşler
Hiçbiri
İnsana göre değil
Ağaç dikmek sabahları uyanmak iyi
İyi hayvanlara bakmak çiçekleri sulamak
Rahatsalar uyuyan insanların soluğunu dinlemek iyi
İyi hürlüğü düşünmek
Yaşamak onun için
Bütün gün çalışmak onun için iyi
Bütün çocukların uyuyuşu uyanışı iyi
Zulmün her türlüsü kötü.


İlhan Berk / Köroğlu (1955) - Son Yerine



28 Ağustos 2008






Pop !


Erol Büyükburç'un şahsında Tv maymunu bütün eski popçulara ithafen Orhan Tekelioğlu'ndan bir kısa alıntı;

"...Demem o ki ey eski pop ikonaları, nafile turlarla gençlerin kalbinde yer alamazsınız, çünkü popun yıldızları da gençtir ve geçicidir! Sonunda dedim işte, 'geçicidir', o 'kalıcılık' denilen şey ise, poptan 'klasik' kültüre girer ki, hem her babayiğidin harcı değildir, hem de genellikle ölenlere verilen bir tür 'toplumsal ödül'dür..."




27 Ağustos 2008






Sör
Gaykedi !



Çok erkeksi bir gay hiç olmadım, ama yolda yürürken kırıtmasıyla dikkat çeken bir eşcinselde olmadım. Hep kendim gibi gayleri sevdim (bunu aşk hayatım için söylüyorum yoksa gökkuşağının her renginden eşcinsel dostlarım var).

Seksüel olarak bazı çok erkeksi tipleri çekici bulsam da, onların iyi sevgili olacaklarını bilinç altım kabül etmiyor, onları kaba buluyor olmalıyım. Velhasıl konuyu şuraya getireceğim ki arkadaşlar, tanrı bana ömür verip yaşlanırsam Sir Elton John gibi sevimli tonton bir gay olmak istiyorum. Bu gidişle onun yaşına gelene kadar, kiloda da onu kesin yakalarım zaten :p

Ama tabi ben Sör Gaykedi olursam Nakhar'ın ne ünvan alacağı sorunu var, Elton John'un evliliği neredeyse İngiltere de devlet krizine dönüşmüştü, çünkü asalet dağıtımı kanununa göre, evlenen sör'lerin eşlerine otomatik olarak devletçe Lady ünvanı veriliyordu, peki Elton John'un eşi bir bayan değil erkek olduğuna göre ona ne ünvan verilecekti, hadi bakalım çalıştırın saksıyı :D



26 Ağustos 2008






Finlandiya !


Çalışanların verimliliğinde dünyanın en iyilerinden olan Finlandiya şimdi de zeki öğrencileri ile dünyanın dikkatini çekiyormuş. Hemen "eh Finlandiya zengin bir ülke, eğitim ve olanaklar süper, olacak tabi" demeyin, Finlandiya'nın başarısına imrenerek bakan ve biz bunu neden başaramıyoruz diyerek bunu incelemeye alan diğer gelişmiş ülkeler.

Finlandiya'daki liseli çocuklar ev ödevlerini yapmak için günde en fazla yarım saat harcıyorlar. Okul üniforması giymiyorlar. Finlandiya'daki liselerde çalıp duran ziller veya üstün zekalılar için özel sınıflar da bulunmuyor. Çok az miktarda standart sınavlar var.

Finlandiyalı gençler de Amerikalı yaşıtları kadar internet bağımlısı. Alaycı konuşmayı seviyorlar rap ve heavy metal dinliyorlar. Ama konu matematik, fen bilgisi veya dilbilgisi olunca 15 yaşındaki Finlandiyalı çocuklar dünyadaki diğer arkadaşlarına fark atıyorlar.









Finlandiya'da çoğu okulun herhangi bir spor takımı yok, bandosu veya müzik grubu da yok. Mezuniyet balosu gibi etkinlikler de düzenlenmiyor.

Finlandiyalı eğitimcilerin fikrine göre, yetenekli çocukları daha da yüksek performans göstermeleri için teşvik etmektense, zayıf ve geride kalan öğrencilere daha çok eğilmek, toplamda çok daha iyi sonuçlar veriyor. Buradaki ana fikir, daha zeki konumdaki çocukların, kendi gelişimlerini engellemeden, kendilerinden daha geri konumdaki arkadaşlarına yardımcı olacağı ilkesi üzerine kurulmuş. Eğitimde 'rekabet' anlayışı Finlandiya'da pek rağbet görmüyor anlaşıldığı kadarıyla.

Finlandiyalı öğretmenler dersler için istedikleri yardımcı kitapları seçmekte ve ders programını diledikleri gibi oluşturmakta özgürler. Ulusal müfredata uyum tabii ki söz konusu. Ancak diğer ülkelerdeki eğitim sistemini standart tipte üretim yapan bir "fabrikaya" benzetecek olursak, Finlandiya'daki öğretmenleri bir tür 'serbest girişimci' olarak tanımlamak yanlış olmaz.

Güncel.net'te okuduğum uzun bir yazıdan özet...Gaykedi



25 Ağustos 2008






Haftanın Şarkısı !


Bildiğimiz ve çok sevdiğimiz bir şarkı ama Fransızcasını dinlemek çok hoş geldi bana. Mp3 olara 'şuradan' indirin bakalım siz de sevecek misiniz?

Şarkının orjinali "Mia pista apo fosforo" besteci Thanou Mikroutsikou seslendiren Haris Alexiou ama Fransızcasını Demis Roussus söylüyor "Elle Attend". Şarkının Türkçe ismini ve kimin söylediğini yazmama gerek yok sanırım.









Haftanın Güzeli !


Bu hafta, haftanın güzeli değil, 3'ü 1 arada 'haftanın güzelleri' yapıyoruz. Ben kahveyi şekersiz içtiğim için 3'ü 1 arada kahveleri sevmiyorum, ama 3'ü bir arada bile bana az diyenler için 'şurada' 8'i bir arada da var...

Fındıklı kahve sevenleri de 'şuraya' alayım lütfen, umarım fındıklar iyi görünüyordur, fındık ne diye sormayın ama!

***

Ben Türk kahvesi sevmem ve fal baktırmayacaksam içmem ama haftaya Türk usulü sevenler için bir şeyler olsun, şöyle mangal ateşinde bronzlaşmış Türk kahvesi tadında yerli malı bir yakışıklıya ne dersiniz?



24 Ağustos 2008







Türkler !


Milliyetçilik Türklere tarih kitaplarıyla, basınla, kültürle öğretilmiş değildir. Türkler milliyetçilikte çok geç kalmışlardır. Bizim ders kitaplarımız kötüdür, içinde milliyetçilik yoktur. Milliyetçi bir romanımız, milliyetçi sanat eserlerimiz, şiirlerimiz, tiyatrolarımız ve sinemamız mı var? Yok.

Milliyetçiliği bize tarihimiz öğretmiştir. Tarih tarafından milliyetçi kılındık. Biz milliyetçi olmaya mecbur kaldık. Balkan Savaşları ve Çanakkala Savaşı’nın acılarının, toprak ve can kayıplarının bunda büyük etkisi vardır. Gerçek milliyetçilik yaygın, yoğun ve evrensel bir şekilde dünyayı kavramaktan geçer. İnsanlar ve toplumlar dünyayı tanımakla milliyetçi bir noktaya ulaşabilirler. ‘Milliyetçilik kötüdür’ diyenleri, ‘milliyetçilik yükseliyor’ diyenleri ben hiç kaale almam.


Bu sözler İlber Ortaylı'ya ait, kendisi devlet tarafından kutsandıkça daha da bir garipleşiyor mu ne? Bu söylediklerini "Mustafa Kemal gibi evrensel düşünebilen aklı başında ve nitelikli milliyetçi bulmak zor" olarak anlamak istiyorum.



23 Ağustos 2008






Cumartesi
Neşesi !



İki yaşlı eşcinselin işlettiği eczaneye utana sıkıla iri kıyım bir delikanlı girer ve kadın-erkek herkese karşı inanılmaz bir cinsel iştah duyduğunu, günde 2-3 kişiyle yatmazsa o gece uyuyamadığını, bunun kendisini çok rahatsız ettiğini, kendisine ne verebileceklerini sorar.


İlgiyle dinleyen eczacı;

- Bana bir dakika müsade içerde ortağıma danışıp geliyorum...

...der ve az sonra dönerek.

- Sana 1.500 YTL Maaş + yemek ve sigorta verebiliriz ayrıca istersen bizim evde de kalabilirsin.



22 Ağustos 2008






Çocuk !


Çocuklar korkunç, Allah'ım,
Elleri, yüzleri, saçları.
Uyurlar bütün gece
Yok sana ihtiyaçları.


Çocuklar korkunç, Allah'ım,
Bebek yaparlar haçları
Aşina değiller hatıramıza
Severken aynı ağaçları.

Fazıl Hüsnü Dağlarca



21 Ağustos 2008






Sevgili
Kedimabla !



Sevgili kedim abla benim derdim de sevgilimden yana. Dün büyük bir kavganın ardından sevgilim beni Taksim'e getirdi. Taksim'de elele dolaşıp gezerkene bir yerlerde oturalım dedik.. Ama bizimki çok kıskanç olduğundan mekan konusunda türlü türlü arıza çıkarınca hadi gay bara gidelim dedim..Ama maalesef gay arkadaşlarımın bloğunda rastladığım o gay barın yerini bir türlü hatırlayamamamdan kaynaklanan stresle Taksim'in ara sokaklarında gezerkene sevgilimden bir cümle çıktı ''bana dokundurmazlar dimi!'' bu yiğit kıskanç delikanlının bu cümleyi kurmasıyla hayallerim suya düştü, acaba sevgilim gay mi? Dert bende derman sende kedim abla...sevgiler... rumuz- ZoitsA


- Sevgili hanımkızım dert sende, derman ben de ama göt korkusu senin sevgilinde...Neden korktu ki acaba bende kıllandım bak şimdi, acaba gaylerin onu kız arkadaşının yanında yalamasından mı korktu? Amaninn sakın bu onun fantezisi olmasın. Bir dahaki Taksim'e çıkışınızda biraz daha rahat ol, gayler dokundurtmakla kalmaz eline bile verirler de, o zaman heyecanlanıp bara gitmek için sabırsızlanırsa, gay bara git ve onu orada bırakıp arkana bile bakmadan kaç derim, gözlerinden öperim.

Her tür (abuk) sorularınızı yorumlara ya da şu mail'e yazın; kedimabla@gmail.com


20 Ağustos 2008






Salatalık !


Avluda dizboyu kar, lapa lapa da yağıyor, hızını alamadı sabahtan beri bir türlü.

Mutfaktayız.

Masada, muşambanın üstünde bahar, masada, muşambanın üstünde körpecik bir salatalık; çiçeği burnunda, pütürlü.

Çepçevre oturmuş bakıyoruz ona, şavkı vuruyor yüzümüze yumuşacık, bir tazeliktir kokuyor bir tazelik.

Çepçevre oturmuş bakıyoruz ona şaşkın, düşünceli, iyimser.

Rüyada gibi bir halimiz var.

Masada, muşambanın üstünde umut, masada, muşambanın üstünde güzel günler, yeşil bir güneşle yüklü bir bulut, yaklaşan sabırsız zümrüt bir kalabalık, açılıp saçılacak sevdalar, masada, muşambanın üstünde körpecik bir salatalık çiçeği burnunda, pütürlü.

Avluda diz boyu kar, lapa lapa da yağıyor, hızını alamadı sabahtan beri bir türlü.


Nazım Hikmet / Mart 1960, Moskova



19 Ağustos 2008






Kedi
Sayıklaması !



Beni bu son sıcaklar delirticek, ha birde yerli yabancı bütün müzik tv ve radyo kanallarını işgal eden, kalça sallayan siyahi kadınlar ile maymun gibi hareketler yaparak böğüren erkek zenciler... Zencilerin jazz dışında müzik yapması yasaklanmalı, yoksa sanırım dünyada ırkçılık artacak.

Annecik Bulgaristan'a gitti, bir haftadır kollarımda olan Nakhar'da yarın annesine geçecek, ben pederle başbaşa kalacağım. Bakalım 1-2 hafta boyunca yaşlı huysuz ile ne yemekler pişirip yiyeceğiz, annemin enfes yemeklerini çok arayacağımız kesin.

Köpeğim Panti'nin kulakları iyileşti ama şimdi de onu severken heyecenlanıyor ve çiş sıçratıyor üzerimize. Sevinçten tutamıyor olmalı çişini. Dünyanın en tatlı iti, geçen gün Nakhar'ın şortunu ve terliklerini feci batırdı, o da ona artık panti ismiyle değil, sidikli gel buraya diye sesleniyor :D



18 Ağustos 2008






Haftanın Şarkısı !


70'li yıllardan Smokie söylüyor, bol buzlu ve limonlu ice tea tadında, yaz sıcaklarına ve aşklarına pek uygun bir şarkı bu. 'If You Think You Know How To Love Me' adlı şarkıyı Mp3 formatında 'şuradan' indirebilirsiniz.








Haftanın Güzeli !


Şelale başında seksi pozlar gay'imize bakıp, size daha önce 'bahsettiğim', şeyini gösterip 'mezarda toprak yiyeceğine, dışarıda tokmak yesin ayol' diyen yaşlı çingene kadını anmadan vallahi olmaz :D



17 Ağustos 2008






Cambaz !


En deli aşkta bile iki kişilik bir denge kurma çabası gizlidir. Toplumun gerdiği ipin üstüne çıkmışsın; aşağıda kalabalık, bağırıyor, çağırıyor, karşı çıkıyor. Kimi yuhalıyor, ipin gerildiği direkleri sallayanlar bile var.

Birbirine doğru yürüyen iki sevgilinin dengelerini bozup, ayaklarını kaydırmak, aşktan aşağıya düşüp sakatlansınlar hatta ölsünler diye aşk telinde denge uzmanlığına çıkanlara yapılmadık bırakılmaz. Ateş püskürtülür, taş atılır, laf atılır.

Zeki değillerse, kendini sevgiliye adamanın yöntemlerini keşfedemiyorlarsa, yaratıcı bir zihin haliyle her gün kendilerine, yaşama, aşka yeniden başlayamıyorlarsa dengeyi kendileri de bozar. Kimi yuvarlanır, gergin ipin üstünden aşağıya, kafası gözü patlar. Ruhu parçalanır; kalabalığın arasında aşk sakatı olarak dolaşmaya başlar.








Kimi yeniden merdivenlerden ipe çıkıp denge uzmanlığını aşk dedikleri ip cambazlığını, trapez ustalığını baştan keşfetmeyi, becermeyi dener. Bir daha ipe çıkıp sevgiliye doğru yürüyüp dengeyi kurmayı dener.

Emek vererek yare kavuşabilmek için bütün gücünü kullanarak aşk cambazlığına soyunur yeni baştan...Bazıları aşağıda kalır, kendisi gibi ipten düşmüş aşkın sakatladığı birini arar.

Kimi de hiçbir zaman ipe çıkmaya cesaret gösterememiş birini bulup, çılgın kalabalığa meydan okumanın gereksiz olduğuna kendini ve karşısındakini ikna edip, tehlikesi olmayan yer taklaları atıp, çember çevirip, top atıp tutarak sıradanlığın kuştüyü yataklarına serilir. (Onlar yüreğinin sesini değil mantığını dinler, büyük olasılık ailesinin pek seveceği birisiyle evlenir...Gaykedi)

Ali Poyrazoğlu


16 Ağustos 2008





Cumartesi
Neşesi !



İki gay sohbet etmektedir;

- Yeni sevgilimin pipisi tuzlu fıstık gibi!

Arkadaşı şaşırır;

-Küçük mü demek istiyorsun?

- Hayır, tuzlu...


15 Ağustos 2008






Mutsuzluk
Ahlaksızlıktır !



Mutluluğun bir karakter olduğunu düşünüyorum. Mutluluk gelip geçici hazlarla yaşanan gelip geçici yaşantılar değildir. Mutluluk bir insanın yaşadıklarına karşı duruşundan kaynaklanan bir şeydir.

Başıma acı veren çok şey gelebilir, ama mutlu karakterli biriysem bu acılarla baş edebilmem, bu acıları büyük bir şansızlık ve ceza olarak değerlendirmememle olanaklıdır.

Başıma gelen belaların Nietzsche’nin dediği gibi “çok iyi öğretmenler olabileceğini” düşündüğümde kendimi aşma olanağım olabilir.







Benim “mutsuzluk ahlaksızlıktır” sözüm Nietzsche’nin amorphati’sinden çok da farklı değildir; yani yazgımızı sevme, kendimizi öyle kabul etmedir.

Mutsuz olduğum takdirde bakın ne gibi haksızlıklar yapıyorum: Önce kendime haksızlık yapıyorum. Problem çözme gücümü zayıflatıyorum, ilişkiye girdiğim insanlara acı vermeye başlıyorum; Böylece hem kendime hem birlikte yaşadığım insanlara “ahlak” anlamında kötülük yapmış oluyorum.

Mutsuz olmak çok kolaydır, çok ucuzdur. Dünyada dönen üçkağıda, çirkinliklere karşın güzel yanını görme ve mutlu olma çabasının insana yakışır bir çaba olduğunu düşünüyorum.

Felsefe Prof. Ahmet İnam


14 Ağustos 2008






Kılıç ve Kan !


Gürcistan savaşı, Tuzla'da ölen işçiler, hemen unuttuğumuz Kuran kursu faciası, Erzincan'da verdiğimiz 9 şehit, İsrail'li askerlerin Filistin'lilerin üzerine lağım suyu püskürtmesi v.s tüm gündem üzerine, geçen gün ölen Filistin'in en ünlü şairi Mahmud Derviş'den bir dize;


“Siz ki, geçici sözler arasında geçip gidiyorsunuz

Siz kılıcı veriyorsunuz

Biz de kanı sunuyoruz...”


13 Ağustos 2008






Sevgili
Kedim Abla !



Ah Kedimabla ah! Benim bir sevgilim var, çok sinirli birisi, bir şey diyemiyorum fazla, hemen sinirleniyor. Bana yardım et bu durumu nasıl düzeltebilirim. Tanrı aşkına, ne olur...
Rumuz- Gay-yor



- Sevgili hanımoğlum, sana analarımızın yıllarca, babalarımız gibi kurtları kuzu etmek için kullandığı, bu sayede her istediklerini yaptırdıkları havuç ve sopa taktiğini vereceğim...Burada havuç akıllı, uslu olursa 'beygir'in, pardon sevgilinin alacağı ödül oluyor, bu ödül tahmin edeceğin gibi bacak arasında bulunuyor....Peki sopa nedir dersen bu da dünyanın en kalın sopasından bile daha tehlikeli, etkinliği kanıtlanmış dırdır yöntemi oluyor...Sana bol şans diler gözlerinden öperim.


Her tür (abuk) sorularınızı yorumlara ya da şu mail'e yazın; kedimabla@gmail.com


12 Ağustos 2008






At Tarrağı !


Türk basınının önde gelen figürleri satılmışlar, şuursuzlar ve vicdanlılar diye giderek azalan oranlarda üçe ayrılan ve hayatı fazla ciddiye alan insanlar. Biz mizahçılar da bu basının bir parçası olarak at tarrağına kelebek konmuş gibi duruyoruz.

Başbakan fazla mizah duygusu olmayan birisi. Kendiyle barışık olmayanlar kendine gülemez. Kendine gülemeyen insanı sevmem. Başbakanı sevmiyorum ve onun mizah duygusundan yoksun kişiliğini komik buluyorum. Onu bir mizah malzemesine dönüştürüyorum, dalga geçiyorum ve bunu yüz binlerin gözü önünde yapıyorum. Bahtiyarım.

Bahadır Baruter / Penguen
Sayım Çınar röportajı Medyatava.


11 Ağustos 2008






Haftanın Şarkısı !


Ağlamaklı hıçkırıkların, iç çekişlerin ve çığlıkların vokale karıştığı son zamanlarda dinlediğim en sıradışı parçalardan birisi, Sopor Aeternus'dan 'Sopor Fratrem Mortis Est' adlı bu parçayı Mp3 formatında 'şuradan' indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Haftanın güzeli 'ayva', pardon 'elma'yı yemek üzere. Yok mu onu kurtaracak bir ana, ya da babayiğit?



10 Ağustos 2008





Savaşa
Hazır mıyız ?



3. Dünya savaşı, silahsız, bombasız, uçaksız Çin'de (olimpiyatlarla) yapılacak. Bu yüzyıl içinde ya da sonunda bir gün spor ve sanat karşılaşmalarının savaşın yerini aldığı bir çağ gelebilir.


Yukarıdaki satırlar mimarlık tarihi üzerine dünya çapında bir isim olan Doğan Kuban'a ait, peki soruyorum ülkemiz bu savaşa hazır mı, saç kılını bile günah kabül eden tesettürle, olimpiyatlarda hangi dallarda yarışabiliriz, ya da insan doğasına aykırı bu zihniyetle hangi sanat, spor dallarını kendimizi kısıtlamadan yapabiliriz?


09 Ağustos 2008





Cumartesi
Neşesi !



Bir delikanlı sahilde rastladığı bisikletli 'Gay'e kibarca asılmaktadır;


- Her gün bisiklete biniyor musunuz?

- Mutlaka birkaç saat binerim.

- Bu bir kaç saat bisikletinizi bayağı zorluyor, yoruyor olmalısınız.

- Siz de bacaklarımın arasında birkaç saat kalsanız, yorgun düşmeyi bırakın ölürsünüz.



08 Ağustos 2008






Kurban !


Fetullah Gülen Konya'da Kuran kursu faciasında ölen gencecik kızlar için Allah'a verilmiş kurban demiş;


Hayır, boşa gitmedi kurbanlarınız,

Milletimiz için sadaka oldu o güzel evlatlarınız.

Sabır ve rıza göstermeniz neticesinde,

Mahşerde ellerinizden tutacak, kurban verdiğiniz çocuklarınız.


Tanrıya insan kurban eden ilkel toplumları hatırlatan bu sapık sözler için fazla birşey söylemek istemiyorum, sözü Ahmet Altan'a bırakıyorum;

O çocukları öldürdüler. Kazanacakları sevabı, çocukların hayatından daha fazla düşündükleri için öldürdüler. Kimse o binayı kapatmadı. Bunu yapmaya kalkana “dinsiz” diyeceklerdi çünkü. "Asıl dindar, o binayı kapatacak cesarete ve dürüstlüğe sahip olandır” diyebilmek isterdim.


07 Ağustos 2008






Haftanın Burcu !


Bu haftanın çakma burcu "Biber Dolmasının Biberlerini Ayıklayanlar" burcu olsun. Ben 10-15 yaşıma kadar yemeden önce dolmanın mutlaka biberlerini ayıkladığmı hatırlıyorum ama artık bu burçtan değilim, şimdi afiyetle yiyiyorum. Evet bu ilginç burcu neler bekliyor okuyalım;


Yükselen satürnün etkisiyle aşk ve cinsel çakralarınızda bir yoğunlaşma olacak, pek hoşlanmadığınız halde kabuklarını ayıklayarak, yani sevmediğiniz yönlerini görmezden gelerek çıkmayı düşündüğünüz o kişi, tam bir mal çıkacak. Haftasonu gittiğiniz bir 'mall'da onu bir daha görmemek üzere sonsuzluğa şutlayacak, huzur içinde evinize geri dönüp sarmısaklı yoğurtlu biber dolması yiyip yeni aşklara yelken açma planları yapacaksınız...


06 Ağustos 2008






Büyük Penis,
Küçük Beyin !


Dün Radio France İnternational'ın sitesinde günün Fransız basınına göz atarken, 20. yüzyılın en büyük yazarlarından kabul edilen, kitaplarıyla Gulag kamplarını ortaya çıkaran ve geçen gün 89 yaşında vefat eden Nobel ödüllü Rus yazar Aleksandr Soljenitsin'e Fransız basınının ayırdığı yer dikkatimi çekti.

Bütün Fransız gazeteleri bu habere ilk sayfalarında yer verdiği gibi, Le Figaro 4 büyük sayfa ve Liberation 10 sayfa ayırmış. Tam o sırada masamda Radikal duruyordu bir göz atayım dedim. Radikal bir sayfanın 4'de birini ayırmayı uygun görmüş, diğer gazetelerin ne kadar yer vermiş olacaklarını hiç sorgulamadım bile.

Eh Fransa büyük devlet böyle oluyor olmalı, aslında ülkemizin nüfusu Fransa'dan 10 milyon (Yunanistan kadar) fazla, üstelik ülkemizin toprakları da yaklaşık 2 Yunanistan kadar Fransa'dan daha büyük, ama peki ya beynimiz?



L’Humanite’nin Soljenitsin'in hayatının sonuna doğru gerici ve milliyetçi tutumlara girdiğini yazması ilginç
...


05 Ağustos 2008






Çağdaş Yobaz !


Sözüm ona en çağdaş! dincilerin gazetesi Zaman bakın son Kuran kursu faciasında nasıl kıvırmaya 'çalışıyor'. Daha önce de birkaç alıntıyla yer 'verdiğim' 1873-1938 yılları arasında yaşamış, İslam dünyasının yetiştirdiği en en büyük felsefecilerden Muhammed İkbal'e bırakıyorum sözü;


Hak'kın dini kafirlikten daha kötü adla anılır oldu. Çünkü molla kafir üreten bir mümindir. Bizim gözümüzde çiy damlaları deryaya dönüşüyor, onun gözünde bizim deryamız bir çiy damlasıdır.

Bu Kuran satan adamların hileleri yüzünden Cebrail'in bile inlediğini gördüm. Onun gönlü hakikate göklerin ötesi kadar uzaktır. Peygamberin dininden onun nasibi yoktur. Yıldızları olmadığı için onun göğü simsiyahtır. Görgüsü az, zevksiz, geveze..








Ümmet onun lakırdıları yüzünden paramparça oldu. Medrese ve molla ile Kuran'ın sırları arasındaki ilişki kör doğmuş biri ile Güneş'in ışıkları arasındaki ilişkiye benzer. Kafirlerin dini savaş planları yapıp yürütmektir. Mollanın dini ise fisebilillah fesat çıkartmaktır.

Allah mollayı cennete gönderdiği zaman ben de hazırdım. Dilimi tutamayıp şöyle dedim: Cennet gürültü ve kavga yeri değildir. Oysa ki çekişme ve safsata bu adamın tabiatında esastır. Onun görevi milletlere ve dinlere pislik atmaktır. Halbuki cennette ne cami var, ne kilise, ne ateş tapınağı...

Mollanın cenneti şarap, huri ve oğlandır. Hürlerin cenneti ise sürekli yürüyüştür. Mollanın cenneti yemek, uyku, şarkıdır; aşığın cenneti ise varlığı ibretle gözlemektir. Mollanın haşri, mezarların çatlaması ve İsrafil'in sesidir. Heyecanlandırıcı aşk ise başlı başına bir kıyamettir.








Onun namazında Hak'kın ne celali vardır ne de cemali. Onun ezanı bize seher vaktini bile bildirmez.

Gel bu ümmetin işini bir yoluna koyalım.. Şehir mescidinde öyle feryad edelim ki mollanın göğsündeki yürek erisin..

***

Ayrıca gene aynı gazeteden Ali Bula(ma)ç'ın Metallica konseri hakkında yazdığı saçmalıkları, onun ifadesiyle laik, ateist, agnostik, satanist, aczmendi müsveddesi bütün metalciler sanırım 'duymuştur'. Bu arada Bula(ma)ç rock müzik dinleyenleri laiklikle suçluyor!

Tabi bu gazetenin daha önce peygamber devrinde eşcinsellerin yakılarak öldürülmesinden mübarek bir olay olarak söz etmişliği de 'var'.


M. İkbal'den alıntılar tarihçi kimliğiyle tanınan Avni Özgürel'in bir yazısındandır.


04 Ağustos 2008





Haftanın Şarkısı !


Bu haftanın güzeli gibi, şarkımız yerli malı değil ama buyurun Demis Roussos'dan Far Away adlı parçayı 'şuradan' Mp3 formatında indirip bir dinleyin bakalım size nereden tanıdık gelecek?







Haftanın Güzeli !


Yerli malı haftası yapıyoruz, bu haftanın güzeli Trabzonlu bir Karadeniz yakışıklısı. Bu bölgenin insanları hakkında bakınız Evliya Çelebi yüzyıllar öncesinden ne demiş;

"Su ve havasının güzelliğinden, bütün halkı eğlence ve gezinti ehli olup işrete meyilli gamsız kayıtsız, zarif, sadık, aşık kimseler olup, yüzlerinin rengi kırmızıdır. Kadınları Abaza, Gürcü, Çerkes güzelleri olduğundan güzel kız ve yakışıklı delikanlıları olur ki, her biri sanki birer ay parçasıdır."

Tabi Evliya Çelebi Karadeniz erkeklerinin kafadan en az bir tahtasının eksik olduğunı söylemeyi unutmuş, evet lafı daha fazla uzatmadan tanıştırayım; Trabzondan Murat size, gel benimle bir tur at diyor :D



03 Ağustos 2008






Estetik !


Ülkemizin dünya çapında eserler veren en önemli kültür tarihçilerinden, 80 küsür yaşındaki Metin And, güzel bir filmin, kitabın, müziğin, şiirin akıllardan uzun süre çıkmamasını, o sanat eserinin etkisinin günlerce sürüp, bazen yıllarca zihnimizi meşgul etmesini bakınız ne güzel anlatmış;

"Ne bir şey okuyor, ne bir şey dinliyorum. Bütün güzellikleri kendime yasakladım. Az zamanım kaldı. Yazmak istediklerimi bitirmek istiyorum. Güzellik insanı kendisinden çalıyor. Çünkü bitmiyor. Şimdi esir gibi çalışıyorum. Sadece gecenin sonunda bir aksiyon filmi izliyorum. Bitince, bitiyor. Oysa estetik bittikten sonra başlar."


02 Ağustos 2008





Cumartesi
Neşesi !



Bugün, 2 sene önce de blogumda yer verdiğim, çok eski ve tarihi bir Nasrettin Hoca fıkrasına tekrar yer veriyorum;


"Nasrettin Hoca'nın avratı bir gün, evi hali olmuş da, amına bakmış, ayıtmış ki: 'Benüm devletüm ve sa'adetüm, Am! Senin ucundan bunca devletlere uğradım; dahı kim bile ne devletlere uğrayam!' derken Hoca nagah işidi gelmiş. Görse hal böyle; tez taşra gelmiş; sikin açmış da:

'Beni dürlü dürlü belalara uğradan hep sensin! Dahı kim bile ne belalara uğradasın!' deyü ağlarken avratı içerden işidür de taşra gelür. Görse hoca sikin, taşağın açup ha durmaz, ağlar. 'A koca! N'oldun?' demiş. Hoca da ayıtmış: 'Behey emcüğün sikdüğüm! Ben senin Amunun düğününe varmadım. Sen benüm sikümün yasına neye gelirsin' demiş."








Pertev Naili Boratav, Nasreddin Hoca... Gündelik Hayatımızın Tarihi, Kudret Emiroğlu, Dost Yayınları 620 sayfa.

Pertev Naili Boratav; Türk masalları ve folkloru konusunda araştırmalar yapmış, uzun sure Fransa ve Almanya'da yaşamış bir araştırmacımız. Hayatının büyük kısmını Türkiye'nin dışındaki coğrafyalarda geçirmis olmasının bir zorunluluk oluşu, kıymetini bilemememiz çok üzücüdür.

Nasrettin Hoca üzerine yaptığı araştırmaların sonucunda ortaya çıkan kitabı Yapı Kredi Yayınları'nın basmaktan vazgeçmesi üzerine Edebiyatcılar Derneği tarafından yayınlanmıştır. Nasrettin Hoca'nın kişiliğinin, coğrafya ve kültürle bir tarihsel çakışma içinde nasıl oluştuğunu Pertev hoca, yüzlerce elyazmasını tarayarak ortaya çıkarmıştır.



01 Ağustos 2008






Montgomery
Clift !



Size gay Hollywood oyucularından, yeşil gözlü yakışıklı Montgomery Clift'tin hüzünlü hayat hikayesinden bahsetmek istiyorum;

Montgomery 1920 yılında zengin bir ailenin çocuğu olarak Obama'da doğdu. Annesi o doğar doğmaz onu yanına alarak o yıllarda pek moda olan uzun bir Avrupa gezisine çıktı. Onun kırılgan ve duyarlı çocukluğu Fransa, Almanya, İsveç'te eskrim, tenis, müzik dersleriyle geçti. Babası ekonomik krizden etkilenince Amerikaya döndüler.

Hollywood'a geçmeden önce Broadway'de 10 yıl başarılı sahne çalışmaları yaptı, 1940'ların tutucu Amerika'sında ilk cinsel deneyimlerini 20 yaşlarında yaşayan Montgomery eşcinselliğini saklayacak yapıda bir insan değildi, eşcinselliğini saklamak ona hep acı verdi. Kanlı Nehir/Red River filminde, onun eşcinselliğinden aşırı tedirgin olan, tutucu bağnaz John Wayne ondan hep uzak durdu.








17 yaşındaki Elizabeth Taylor ona sırıl sıklam aşık oldu. Ondan aldığı tutkulu aşk mektuplarını erkek arkadaşına okuyan Montgomery, Elizabeth'e karşı dürüst oldu ve aralarında ömür boyu sürecek bir dostluk başladı. 1956 yılında Elizabeth Taylor'un verdiği bir parti sonrası arabasıyla bir telefon direğine çarptı ve yüzü parçalandı. Ağır estetik operasyonlar geçirdi, yeni yüzü en usta cerrahların eliyle yapıldı ama çirkinleştiğini düşünen aktör insanlardan kaçmaya başladı, kendisini içkiye ve ağır ilaçlara verdi.

1966 yılında sevgilisi tarafından terkedilmeye yüreği dayanmadı, 45 yaşında kalp krizinden aramızdan ayrıldı. Marliyn Monroe onun için boşuna "Holywood'da benden kötü durumda olan tek kişi" dememişti...

Bu yazıyı yazarken Aslı Selçuk'un kendisi hakkında yazdığı uzun bir yazıdan yararlandım... Nur içinde yatsın, "şurada" sizin için derlediğim resimlerini bulabilirsiniz.