31 Temmuz 2008





Sevgili
Kedim Abla !



Sevgili Kedim Abla, ben Nur tarikatından nurtopu gibi muhafazakar bir eşcinselim. Benim derdim cemaatten birisine aşık olmak. Ama o benimle hiç ilgilenmediği gibi, benden daha genç imam hatipli bir müezzinle aşk yaşıyor. Çok ağlıyorum, intihar etmeyi bile düşündüm. Onu unutmak istiyorum ama unutamıyorum, ne olur bana yardım edin... Rumuz; Kendini Helal Zanneden Domuz


- Sevgili nurtopu gibi okuyucum, bunun adı aşk, bence o da seni seviyor ve seni o müezzin ile kıskandırmak istiyor. Sana çok kolay bir "kendine bağlama büyüsü" tarifi vereceğim;

Ayın 3. salı günü akşam saatlerinde bir
'patlıcan'ın üzerine sevdiğinin adını kazıyacak, o gece yatmadan önce aşkını düşünerek, patlıcanı 33 kere yaladıktan sonra üstüne oturacaksın. Herhangi bir sebepten ötürü büyü tutmasa bile, bu seni psikolojik olarak çok rahatlatacak, bana dualar edeceksin.


Kedimabla'ya her tür (abuk) sorularınızı şu mail adresine ya da yorumlara yazın; kedimabla@gmail.com


30 Temmuz 2008





Ölü Penisi !


Cansızoğulları sülalesinin hikayesini dinlemiştim bir zamanlar. Hiç çocuğu olmayan bir kadın kocası öldüğü an, havsalaya zarar bir kararla kocasının üstüne biner (erkekler ölürken erkeklik organlarında dikilme ve boşalma olur) ve onun dölünü içine alıp bir ölüden hamile kalır, o son tohumdan türeyen sülale bugün Anadolu'nun her yöresine dağılmıştır ve hepsinin de adı bir ölüden geldikleri için Cansızoğullarıdır.

Onları bir ölüden bugünlere taşıyansa akla zarar tutkusuyla bir kadındır ve kadınlar burada ve başka her olayda karşımıza çıktığı gibi yeryüzündeki savaşın randımanı çeşitli, rezervi büyük en iktisadi ve uzun süreli yakıtıdır!

Ateşi yüksek, kalorisi fazla kadınların olduğu hiçbir ülke problemler içinde sarhoş değildir, randımansız sulu linyit gibi ateşi sönük kadınların olduğu çoğu ülke de meseleler arasında ayık değildir. Onasis bile, "Bütün zenginlikler, sonunda kadınlar içindir" dememiş miydi?

Tahir M. Ceylan


29 Temmuz 2008






Walking Around !


Söylenecek ne varki, dünyanın ve ülkemin hali ortada, edebiyata, şiire sığınmaktan başka, yok galiba pek tutunacak dalımız. Ben susayım Şili gibi bize çok uzak bir ülkeden Pablo Neruda 'Walking Around' şiiri ile konuşsun;



Yoruldum işte insan olmaktan.
Terzilere, sinemalara gidiyorum işte,
şaşkınım, kapalıyım, çuhadan bir kuğu gibi
sorular, küller denizinde salınıyorum.

Ağlıyorum berberlerin kokusunu duyunca.
Tek isteğim dinlenmek, kurtulmak taşlardan,
bahçelerden kurtulmak, yünden, köşklerden,
mallardan, gözlüklerden, asansörlerden.








Yoruldum ayaklarımdan işte, tırnaklarımdan,
gölgemden, saçlarımdan,
yoruldum işte insan olmaktan.

Nefis bir şey olurdu ama
bir noteri kesik bir zambakla korkutmak
ya da kulak tozuna vurup öldürmek bir rahibeyi.
Ne güzel olurdu
yeşil bir bıçakla koşmak sokaklarda
soğuktan ölünceye kadar bağırarak.

Yaşamak istemiyorum karanlıkta ot gibi,
uykuda titreyerek, kararsız, şaşkın,
her dakika düşünmek, her gün bir şeyler yemek
ıslak dehlizlerine inip dünyanın.








Bana göre değil bu rezillikler.
Bana göre değil ot olmak, mezar olmak,
ıssız bir tünel olmak, bir cesetler mahzeni,
acı içinde ölmek, kaskatı kesilmek soğuktan.

Bu yüzden ışıldıyor Pazartesi günleri
o zindansı yüzümle beni görünce,
kırık bir tekerlek gibi geçip giderken
ılık kan yolları uzatıyor geceye.

Köşelere itiyor beni, köhne evlere bir şey,
camlarından kemik savrulan hastanelere,
kundura tamircilerine, sirke kokan,
uçuruma benzeyen korkunç sokaklara.








Kükürt rengi kuşlar, iğrenç barsaklar asılmış
tiksindiğim evlerin kapılarına,
çaydanlıkta unutulmuş takma dişler var,
utançla, korkuyla ağlayan
aynalar,
şemsiyeler, zehirler, göbek bağları her yanda.


Sessizce yürüyorum gözlerle, kunduralarla,
öfkeyle, unutuşla,
geçiyorum büroların, dükkanların önünden,
iplerine çamaşır asılı avlulardan,
donlardan, havlulardan, gömleklerden,
kirli göz yaşları akıtılıyor usulca.


Çeviren: Ülkü Tamer, Çağdaş Latin Amerika Şiiri Antolojisi'nden (Kaynak- Antoloji.com)



28 Temmuz 2008





Kan
Kokusu !



Çok boktan geçirdiğim bir haftasonunun ardından, insanlık adına üzücü bir pazartesiyle başlıyorum yeni haftaya. Günde sadece 5-10 sigara içen ben, dün geceden beri kaç tane içtiğimi hatırlamıyorum.

Tabi ki haftanın güzelini bu gün sahneye çağırmıyoruz. Ama ölen masumlar anısına onları düşündürücü bir müzik dinleyebiliriz sanırım. Bizi bu çirkin insanların dünyasından alıp başka boyutlara götüren, Ensemble 4'33'' & Mina Agossi'nin(*) mistik bir çalışması bu.

Mix albümünden Post adlı bu parçayı Mp3 formatında indirebileceğiniz linki 'veriyorum' ve ölen vatandaşlarımıza tanrıdan rahmet diliyorum.



(*) Ensemble 4'33'' (Alexei Aigui, Serguei Nikolsky, Alex Hiele, Phil Reptil)

27 Temmuz 2008





Şeyine
Su Kaçırmak !



Berbat bir haftasonu geçirdim, bir sürü can sıkıcı abuk sabuk olayın yanında, şimdide benim küçük köpeğim Panti hasta.

Size daha önce videosunu ve resimlerini 'yayınladığım' bu sevimli salağın son marifeti, musluktan su içerken ve damlayan suyla oynarken kulağına su kaçırmak, sonrada kulak ağrısıyla bir bebek gibi uluyarak ağlamak.

Veterinerin verdiği ilaç şimdilik pek işe yaramış gözükmüyor, bugün bayağı zırladı :(







Rumeli Havası !


Sevgili Anneanneciğim; daha geçen aylarda tuvalete giderken bile emeklemek zorunda kalman yüreklerimizi burkarken, sen artık emeklemeyi bile başaramıyorsun, ağır yaralı bir canlı gibi inleyerek sürünüyorsun.

Küvete giremediğin için klozetin üzerinde yıkıyor annem seni. Oysa sen, kendi adını bile hatırlamazken, o son kalan beyin hücrelerinle bazen Bulgarca şarkılar söylemeyi halen başarıyorsun bize.

Sevgili Anneanne; bu sabah annemin seni banyodan odana taşımak için yardım isteyen sesiyle uyandım. Ben saç kurutma makinası ile saçlarını kuruturken annem garip birşey yaptı, senin göğüslerini gösterdi bana "bak sadece birer deri parçası kaldılar, oysa kocaman göğüsleri olan ne iri yarı bir kadındı" diyerek.








Bunu öyle bir içli tonda söyledi ki, sanki senin vücudunda kendi geleceğini gördü o an. Bir an şaşırdım kaldım, yemek tabağının kenarına sıyrılmış, birer tavuk derisi gibiydiler, o kocaman bereketli memeler.

Bir zamanlar geniş omuzlu, her daim iş yapacakmış gibi kolları dirseğe kadar sıyrılmış dolaşan, hamarat Rumeli kadını; bugün ziyaretine yurtdışından o çok sevdiğin ilk torunun geldi. Müslüman olmayan bir erkekle evlendiği için biraz dırdır etmiştin ona ama ilk torunun işte, ne çok severdin onu bilirdik.

Uzun zamandır görmediği için seni oldukça bitkin görmek dokundu ona, seni görünce çok ağladı kollarında. Daha sonra en küçük torunun nişan öncesi el öpmek için geldi eşiyle. Senin adına altınlar takıldı, fotoğraflar çekildi ama sen sanki başka bir yerdeydin. Bir parça kalbimizdeydin, bir parça da aramızda belki ama o diğer parçan nerede anneanne?..


Tanrı ömürler versin demek bu durumda ne kadar doğru emin değilim, acı ve eziyet çekiyor. Tanrı yardımcısı olsun... Gaykedi


26 Temmuz 2008






Cumartesi
Neşesi !



Bunalıma giren eşcinsel bir rahip, psikoloğa gider. Doktor, onu uzun uzun dinler ve tedaviyi söyler:

"Birkaç gün üzerinden bu rahip elbiselerini çıkar.. Sıradan insanlar gibi giyin. Büyük şehre git. Keyfince yaşa.."

Rahip fırsatını bulduğu bir anda, en şık kıyafetlerini giyinip şehire iner... Güzel bir yemek yer, sinemaya gider, gece sonunda gay bara uğrar.. Az sonra yanına garip kıyafetli bir herif dikilir..

"İlk defa mı geliyorsunuz peder?.."

Rahip panikler..

"Nereden anladınız?"

Diye sorar telaş icinde...Adam gülerek cevaplar...

"Ayol tanımadın mı? Ben rahip Thomas.. Benim doktorum da aynı.."



25 Temmuz 2008





Aşk !


Aşk bir inşa işidir, yani bizim meydana getireceğimiz, üzerinde kafa yoracağımız, yaratacağımız bir şey. Seven insanın ruhu şantiye alanı gibidir, güzelliklerin inşa edildiği bir şantiye alanı.

Şairin "mutlu aşk yoktur" dizesi bundan geliyor. O şantiyede anası ağlar adamın, iyi ki ağlar. Anlamlardan soyduğun zaman bizi, geriye ne kalır? Yiyip, içip, çişini yapan varlıklar oluruz.

Felsefe Prof. Ahmet İnam


24 Temmuz 2008






Haftanın Burcu !


Bu haftanın çakma burcu 'Çocukken Çileğin Ağaçta Yetiştiğini Zannedenler' burcu. Bendeniz de bu burca giriyorum ve lafı fazla uzatmadan önümüzdeki günlerde bunları neler bekliyor yazıyorum;


"...Çileğin ağaçta yetişmediğini geç öğrendiğiniz gibi, bu ülkede en nadide hıyarların üniversitede yetiştiğini de biraz geç öğreneceksiniz. Hayatınızı zehir edecek pek okumuş bir Çengelköy mahsulü gözüküyor falınızda. Eğer bu cacık bile olmaz kişi yüzünden, cacık gibi olmak istemiyorsanız uzak durunuz, kaçınız, bulaşmayınız. İyi haftalar...."



23 Temmuz 2008





Pes !


Ubuntu'da usb modem ayarlarını yapmaya bile kalkışmamıştım, o kadar karışık bir şeyi yapabilmek benim gibi 10 senelik bir bilgisayar kullanıcısını bile aşıyordu.

Ubuntu ayarları için netten bilgi toplarken, Pardus'da modem ayarlarının daha kolay olduğunu 'farkettim', ama bu seferde Pardus'u kurarken zorlandım. Herneyse Pardus'u zar zor kurdum, bu akşam yemeğinden beri 5-6 saattir modem ayarlarıyla uğraşıyorum. Bana konsola gir diyor, ulan konsol ne? Hadi onu araştır öğren, Matrix filmindeki gibi komutlu bir yerlere gir gene olmasın, saat gecenin ikisi ve pes ettim artık.

Kablosunu takınca birbirini tanıyan elektronik ürünler görmeden öleceğim galiba. Rica edeceğim kimse Kedi'ye, en azından birkaç sene Linux, Ubuntu, Pardus lafı falan etmesin, çok sinirliyim vallahi tırmalarım :D


22 Temmuz 2008






Neyiz Biz ?


Ya da ne değiliz? Biz bir anlamda yaratıcı değiliz. Üç büyük uygarlık arasında var olmuşuz. Önce Çin, sonra Arap-İran, şimdi de Batı.

Tabii yüzlerce medeniyet özümlenip gitmiş; biz etki altındayken bile kaybolmamışız, varlığımızı sürdürmüşüz. Uyum sağlama becerimiz çok yüksek. Ve bu varoluşumuz da ikinci, üçüncü sınıf değil, birinci sınıf. Yani kendimizi koruyabiliyoruz. Ama bunun üstüne de bir şeyler koymak lazım.

Siyaset Bilimi ve Tarih Prof. Mete Tunçay



21 Temmuz 2008





Haftanın Güzeli !


Daha önceki haftalarda aklımda bir Rus yakışıklısı yayınlama fikri varken, basında yerli malı kullanın, Ruslara yılda 600 milyon dolar orospu parası ödüyoruz muhabbeti çıkmış, bende o hafta bir Türk yakışıklısı "yayınlamıştım".

Bu hafta Slav ırkının güzelliklerine varabiliriz sanırım. İşte size tipik bir Rus delikanlısı. Biraz utangaç, pantalonunu indirmedi ama idare edin artık :D







Haftanın Şarkısı !


Bu hafta Doğu Avrupa'dan Rusya sınırlarına doğru uzanıyoruz The Jews Brothers Band neşe ile söylüyor Chorni Ochi. Bu şarkıyı 'şuradan' Mp3 formatında indirebilirsiniz.



20 Temmuz 2008





Bükemediğin
Bill'i Öp !



Bükemediğim bileği öpüyorum ve Windows neden bu kadar güçlü şimdi daha iyi anlıyorum. Goddess sağolsun Nakhar'ımdan Ubuntu göndermiş, sevgilimle oturduk bir güzel kurduk ama Ubuntu'dan nete giremiyoruz.

Ubuntu'da usb modem ayarlarını yapmak orta düzey bilgisayar kullanıcısı için çok zor, tanrı aşkına bir "bakın", ben bu ayarları nasıl yapayım yahu? Birde Pardus'u deneyeceğim, usb modem ayarları onda daha kolay yapılıyor anladığım kadarıyla.



19 Temmuz 2008






Cumartesi
Neşesi !



Adam hocaya ''Hakikaten cennete gittiğimizde bir sürü huri alacak mıyız?'' diye sormuş.

Hoca, ''Dinin emirlerine eksiksiz uyar cennete gidersen alacaksın tabi'' demiş.

Adam "Peki benim hanım ne olacak?" deyince, hoca ona da cennette Gılman isminde erkek huriler verileceğini söylemiş.

Adam evine dönmüş. Bakmış karısı namaz kılıyor... Karısına sinirle bağırmış; Ne namazı bu lan?.. Orospu mu olcan?..



18 Temmuz 2008





La Havle !

Yarma
bir jandarma
tarlada zina eden
bir çifti sürür.
Kahvede
piri mugan dede
sulanırken çırağa
"Lahavle ve la" çekip derin derin
bu geçenlerin
suratına tükürür.

Nazım Hikmet 'Yalınayak' şiirinden.


17 Temmuz 2008






Haftanın Burcu !


Çakma burçlar serisine Kabak tatlısı sevmeyenler ile "başlamıştık", gene kabak ile devam edelim...Bu haftaki burcumuz "Kabak kızartmasından nefret edenler" burcu olsun.

Türlüde, dolmada bayıldığım, pişince yumuşacık olan bu sebzenin tadı kızartılınca nedense tamamen değişiyor ve benim için iğrenç bir şey halini alıyor. Patlıcan'a kızartma ne kadar yakışıyorsa bu sebzeye kızartma o kadar yakışmıyor diyorum ve asla yemiyorum. Evet lafı daha fazla uzatmadan önümüzdeki günler kabak kızartması sevmeyenleri neler bekliyor okuyoruz;


Uranüs'ün + yaz sıcaklarının etkisiyle beraber, dolmalık kabağın çiziktirilip, sıyrılması gibi bir kafayı çizdirme, sıyırma tehlikeniz söz konusu. Eğer kızarmış kabak kadar iğrenç bir hale gelmek istemiyorsanız özellikle haftasonu gezerken, güneşlenirken kendinize ve beyninize dikkat edin. Bu arada yükseleniniz de sizi dolmalık kabak gibi oymak isteyen bir erkek görünüyor, ondan ve küçük bir dolmalık kabağı andıran penisinden uzak durun, tatlı diline sakın kanmayın. İyi haftalar.


16 Temmuz 2008






Beygir !


Aynı anlamda kullandığımız iki kelime var: Siyaset (Arapça) ve politika (Yunanca). Yerine göre ya birini ya ötekini kullanıyoruz ve bunlara aynı anlamları yüklüyoruz.

Oysa kelimelerin kökü farklı: Yunanca politika, Aristo’nun kullandığı biçimiyle, şehirde yanipolis”te yönetim açısından olup bitenler anlamına geliyor. Arapça siyaset ise at terbiyesi demek: Seyis ve siyaset kelimeleri akraba. Acaba bu yüzden mi politika, Yunan medeniyeti kökenli Batı’da diyalogla, bizde ise kamçıyla yapılır?

Zülfü Livaneli'den okuduğum bu satırlar aklıma, bir sirki andıran bizim siyaset dünyasını, onun azgın beygirlerini ve kimisi artık soytarılaşmış eli kırbaçlı seyislerimizi getirdi.


15 Temmuz 2008






Yumuşak !



Çocukken babam benden korkardı, hemen yanlışını bulur pattadak yüzüne vururdum. Siyasal da hocalarım da çekinmiştir benden. Derslerinde, hep benim onayımı beklerlerdi. Ters bir adamım ben. Aydın ters bir insan olmalıdır. 'Yumuşak' insanları ömrüm boyunca sevmedim.

Salaklar yarım yamalak Google İngilizcesiyle dünyayı tanımaya çalışıyorlar. Gerçekler Google'den çok daha fazladır.

Türkiye nedir ki! Sonu gelmiş bir ulus devlet! Haksızlığın, etnik ayrımcılığın yapıldığı zavallı bir ülke! Hiç mi sevmiyorum bu ülkeyi? Yumuşama yok! Ne demek sevgi? Bu ülkenin sevgiye değil gerçeklere ihtiyacı var: Ben aştım bu ulusalcı teraneleri! Liseyi Parasız yatılı okudum, yurtdışına devlet bursuyla gittimse ne olmuş? Devlete yalakalık mı edecektim birçokları gibi? Biz bilim insanlarının duygusal davranma hakkı yoktur.


Felsefe Prof. Ahmet İnam'ın hayali bir sohbeti andıran bir deneme yazısından. Tarafımdan biraz kısaltılmıştır.


14 Temmuz 2008






Haftanın Güzeli !


Haftanın şarkısı biraz garip olunca Haftanın Güzeli'de biraz sıradışı olsun dedim ve koala'nın ağaca tırmanması gibi düz duvara tırmanan bu yakışıklıyı buldum, bu arada sizce bu delikanlı neden düz duvara tırmanıyor dersiniz? Yazıktır yahu aranızdan bekar birileri ilgilensin şununla lütfen :D








Haftanın Şarkısı !


Çok ilginç bir parça buldum bu hafta arkadaşlar, "Tanrı hem yan hakem, hem de hiçbir ofsaytı göremiyor" diyen, yeni nesil İtalyan yazarların en önemlilerinden Alessandro Baricco(*) ile Fransız müzik grubu Air'in ortak çalışması bu.

City Reading isimli bu albümde yazar Air'in müziği eşliğinde, Türkçe'ye Kent adıyla çevrilen City adlı kitabından okumalar yapıyor. Baricco'nun müzik eleştirileri konusunda deneme yazılarının olması sanki bu müziğe de yansımış. Benim herhangi bir müzik türüne sokmakta oldukça zorlandığım 7 dakikalık tuhaf ama oldukça sıkı bir parça bu, hele son 2 dakikası daha da bir uçuk geldi bana.

Ne tür bir müziktir bu bilen anlayan varsa söylesin bizde öğrenelim. Bu albümden Bird isimli bu parçayı 'şuradan' Mp3 formatında indirebilirsiniz.


(*) Alessandro Baricco'nun Türkçe'ye çevrilmiş, hepsi Can yayınlarından çıkan 7 kitabı bulunuyor; Öfke Şatoları, Bindokuzyüz Okyanus Piyanisti Efsanesi, İpek, Yarım Kalmış Bir Hayal, Kent, Homeros İlyada.

13 Temmuz 2008





Kıç
Yırtmak !



Ben Vatan, Hürriyet, Milliyet alıyorum eve, 125 kuruş. Bir paket mendil parası. Bunu vermek istemeyen adama, kitaba para vermek istemeyen adama ben ne diyeyim? Bana ne! Cehennemin dibine kadar yolu var!

Utanmadan bilgi yarışmalarına katılıyorlar. Ar, hayası yok! Kız girmiş bilgi yarışmasına, adam soruyor neden katılıyorsunuz diye, diyor ki "Arkadaşlarım beni çok kültürlü buluyor, onlar teşvik etti!" Soru geliyor, Panama Kanalı nerededir? Cevap: Mısır’dadır. Bunu çok kültürlü buluyormuş arkadaşları… Arkadaşlarının durumunu düşün artık!









Bak, 30 senedir siyaset üç tane adamın eline geçti. Tepki var mı? Meclisi kim seçti? Sen seçtin zannediyorsun. Hayır efendim! Tayip bey seçti, Deniz bey seçti, Devlet bey seçti. Bunların iki dudağının arasından listeler çıkmadı mı? Üç tane adamın seçtiği listeye oy veriyorsun. Bir tane adayın parlamentoya giremiyor. İşte kıçımızı yırttık Baskın Oran girsin diye. Giremedi! 50-60 bin de oy aldı, giremedi.

E siyasetle ne uğraşacağım ben yani? Senin insanın siyaseti profesyonellere terk etmiş, haklarını korumuyor, tepki göstermiyor. Neymiş, sonra köşe yazarları yazacak, hapiste yatacak, anaları ağlayacak, dövülecek! Benim ezberim vardır. Türkiye’yi bir hukuk devleti sanan sersemdir! Türkiye’de demokrasi tartışması yapıyorlar, Hasan Cemal’ler, Ece Temelkuran'lar falan… Ne demokrasisi? Yok öyle bir şey.

Tatlı Kaçık, Selahattin Duman.



12 Temmuz 2008





Cumartesi
Neşesi !



Bu hafta eşcinsel içerikli bir Kürt fıkrası var efendim.

Büyük şehirde yıllarca çalışıp evlenmek için başlık parası toplayan iki Kürt delikanlısı köy yolunda kar yüzünden yollarını kaybederler ve gece donmak üzereyken, içinde yeller esen bir barakaya sığınırlar.

Memo pipimi hissetmiyorum donmaya başladı diyerek ağlamaya ve ısıtmak için Haso'ya poposu için yalvarmaya başlar. Haso başta olmaz dese de arkadaşının yakında evlenecek olmasına, pipisi donarak kangren olur kesilirse, zavallının ne yapacağına acır, kimseye anlatmayacağına dair yemin ettirdikten sonra kabül eder.

Memo pipisini ısıtırken Haso bir farkederki Memo hafif hafif ileri-geri gidip geliyor... Haso salak bir ifadeyle;


- Ula Memo kardaş, sikini ısıtisen bişey demim ama eğer beni sikisen bak ayıp oliyi.



11 Temmuz 2008





Kürt Fıkrası !


"...Eski Yugoslavya'da, bütün etnik gruplar hakkında şakalar yapılırdı. Karadağlıların son derece tembel, Bosnalıların aptal, Makedonların hırsız, Slovenlerin pinti oldukları düşünülürdü...

1980'lerin sonunda etnik çatışmaların artmasıyla birlikte bu şakaların ortadan kalkmaya başlaması manidardır. Düşmanlıkların patlak verdiği 1990'da artık bu şakaların hiçbiri işitilmez olmuştu..."


Daha önce başka bir yazımda da "bahsettiğim" Sloven felsefeci Slavoj Zizek'in, "Kırılgan Temas" adlı kitabının Türkçe basımına yazdığı önsözden bu satırlar aklıma, bu ülkede neden Laz fıkraları, Alevi-Bektaşi, Kayseri v.s fıkraları var da Kürt fıkraları yok sorusunu getirdi.







Kanayan yüreklerimizden, Kürt ve Türk ırkçılığının azgınlığından korkup bu fıkralar bir yere mi kaçıp saklandı ne? Ama unutmayalım en iyi eleştiri ve dostluk mizahla yapıldığı gibi, yüreklerimize en iyi merhem yine bu fıkralar olacaktır.

Bu yüzden bazı gay arkadaşlarım pek hoşlanmasa ve aşağılayıcı bulsa da ben eşcinsel fıkralarına daha hoşgörülü yaklaşıyorum. Çünkü gerçek bir homofobiğin eşcinsel fıkrası bariz bir ırkçılık, nefret içermediği sürece anlatmayacağını ya da dinlemek, duymak istemeyeğini, fıkra bile olsa eşcinsellerden bahsedilmesinden rahatsız olacağını düşünüyorum.

Tüm dinlerin ve muhafazakarların neden mizahtan pek hoşlanmadığını şimdi biraz daha iyi anlıyorum, sağcı mizah dergisi işte bu yüzden yok. Ülkemize ve dünyaya daha çok mizah, kahkaha, fıkra diliyorum.


09 Temmuz 2008





Küfür !


Ne kadar çok hakaret-küfür dolu yorum ve mail aldığımı, bana yazılan şeyleri tahmin bile edemezsiniz. İnsanların neredeyse yarım saatlerini ayırıp upuzun hakaretler, küfürler yazmak için zaman harcaması, beynini orjinal küfürler bulmak için zorlaması beni şaşırtıyor.

Az önce gelen bir yorumun cüreti beni dehşete düşürdü, küfür-hakaret türü yorumlar genelde takma isimlerle yapılırken bu arkadaşımız blogunun hesabından yorum yapmıştı.

"Veysel Tuna" isimli bu kişinin yazdıkları aşağıda, kendisine ciddi olarak dava açmayı düşünüyorum, buna birkaç gün içinde karar vereceğim ve hakaret davasından kazandığım parayı eşcinsel derneklerine bağışlayacağım. Kazanacağımı biliyorum çünkü yeni internet yasası bana bu hakkı veriyor.


- yaw ben hepinizin ebesini avradını sikim oruspu çocukları çok istiyosanız ebenizin yarrağını yalayın ya da gelin benim yarramı yalayın sik analılar....#







Haftanın Burcu !


'Kabak tatlısından nefret edenler' burcu ile başlıyorum yeni bir seriye. Haftaya başka bir çakma burç olacak tabi.

Sebze-meyve sever birisi olarak, bu oldukça hafif tatlıyı kendimi zorlamama rağmen her nedense hiç yiyemem, yani bende bu burca dahilim. Evet konumuza geliyor, kabak tatlısı sevmeyenlerin başına neler gelecek okuyoruz;

"Sizi oldukça zor günler bekliyor, başınıza patlayacak müthiş kabaklar var falınızda, hatta kabak kafalı birisini sizi fırçalarken görüyorum + bu da yetmezmiş gibi, toplu taşıma aracında hoşlanıp dibine girdiğiniz kişi, o ter kokusunun sizden geldiğini düşünecek, yani başınıza gelecek bonus bir kabak daha var. İyi haftalar."



08 Temmuz 2008






Şiir Vakti !


Köpeklerin garip alışkanlıklarını dikkatle inceledim de
İnsanların hayvanlardan üstün
Varlıklar olduğu sonucuna vardım.

İnsanların garip alışkanlıklarını inceledim de
Ne yalan söyleyeyim dostlar şaşırıp kaldım.

Ezra POUND
Çeviri-Hilmi Yavuz




07 Temmuz 2008






Haftanın Şarkısı !


Evde kalmış kızlar ve eşcinsellerimiz için Afrika'ya erkek avı 'safari'si düzenlersem, jeep konvoyumuzda kesin bu müzik çalacak. Gineli müzisyen Ba Cissoko ve gurubu çalıyor Mandiani ve bu fıkır fıkır parçayı indirebileceğiniz "link".






Haftanın Güzeli !


Çikolatalı dondurma renginde, insanda serin serin yalama isteği uyandıracak, yakışıklı bir zencimiz var bu hafta. Umarım sıcaklardan sapıtan kızlar ve gaylerimiz monitörlerini yalamazlar :p


06 Temmuz 2008





İkizleşme !


Polonyalıların kurtuluşlarını kutladıkları 11 Kasım'da Varşova şehir meydanında birikmiş kalabalığın içindeyim. Bürokratlar, politikacılar, askerler birbiri ardına nutuk atıyor. Oltasına balık bekleyen biri gibi gözlem peşindeyken birdenbire yakaladım ilk ikizlerimi.

Ne kadar da çok 'ikizleşen çift' varmış. Birinin elinde poşet varsa öbürü de öyle. Paltolu kocalar paltolu karılarıyla, parkalı kocalar parkalı karılarıyla. Biri şapkasız sa öbürü de öyle. Koyu renkli koyu renkliyle, açik renkli açık. Birinin sırtında sırt çantası varsa yanındakininde de.

Karı kocanın zaman icinde ses tonlarından kıyafetlerine kadar ne kadar birbirlerine benzedikleri dehşet verici değil mi?

Gündüz Vassaf


05 Temmuz 2008





Cumartesi
Neşesi !



Tanrı yeryüzüne bir peygamber atamanın zamanının geldiğini düşünür ve ilk peygamberini çağırır.

“Seni peygamber olarak seçtim ve sana şu bölgeyi yurt olarak verdim. İn, cemaatini topla ve yurduna yerleş!..” Peygamber iner, halk beklemektedir. “Tüm güzeller ve yakışıklılar benimle gelsin!” der. Cemaatin bir bölümü ayrılır ve peygamberin önderliğinde yurtlarına giderler.

Bir süre sonra diğer peygamberi çağırır Tanrı; “Seni peygamber olarak seçtim ve sana şu bölgeyi yurt olarak verdim. İn, cemaatini topla ve yurduna yerleş!..” Peygamber iner ve “Tüm akıllılar benimle gelsin!..” Alır cematini, yurduna doğru yola çıkar.

Bir süre sonra tanrı üçüncü peygamberi çağırır; “Seni peygamber olarak seçtim ve sana şu bölgeyi yurt olarak verdim. İn, cemaatini topla ve yurduna yerleş!..” Peygamber iner ve bir bakar ki ne güzeller var ne akıllılar...”Örtünün ve benimle gelin!..”



04 Temmuz 2008





Ananı da !


Sloven sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek'in "Kırılgan Temas" adlı kitabının Türkçe basımına yazdığı önsözden;

Kızılderililerin barış çubukları dillere destandır, ama biz daha ilkel Balkanlılar çubuk değil, müstehcen şaka teatisinde bulunuyorduk. Gerçek bir dayanışma kurmak için, yüksek kültürün ortaklığı yetmez – Öteki ile müstehcen keyfin utanç verici numunelerini teati etmek gerekir.

Askerliğimi yaparken, bir Arnavut askerle kanka olmuştum. İyi bilindiği üzere, Arnavutlar en yakın akrabalarına (analarına, kızkardeşlerine) dokunduran cinsel hakaretler konusunda çok hassastırlar; Arnavut dostum tarafından tam manasıyla kabul edilmem, yüzeysel kibarlık ve saygı oyununu geride bırakıp birbirimizi resmileşmiş hakaretlerle selamlamaya başladığımız zaman gerçekleşti. İlk hamleyi o yaptı:








Bir sabah, her zamanki gibi "Merhaba!" demek yerine, beni "Ananı sikiyim!" diyerek selamladı; bunun benim de münasip bir karşılık vermem gereken bir davet olduğunu biliyordum – ben de gerekeni yaptım: "Paşa gönlün bilir, ama ben bacına atlayayım da sonra!"

Bu muhabbet kısa sürede bariz müstehcen ya da ironik karakterini kaybedip resmileşti: Bir iki hafta geçmemişti ki, ikimiz de artık bütün cümleyi söylemeye zahmet etmez olmuştuk; sabahları birbirimizi gördüğümüzde, o başını sallayıp "Ananı!" diyor, ben de "Bacına!" diye cevap veriyordum...

Bu örnek bu tür bir stratejinin tehlikelerini açıkça gösterir: Müstehcen dayanışma çoğunlukla üçüncü bir tarafın zararına gerçekleşir – bu örnekte, erkekler arasında dayanışma kadınların zararına kuruluyordu. (Bunun tersini, bir genç kadının arkadaşını "Kocanı sikiyim!" diye selamladığını, ötekinin de ona "Paşa gönlün bilir, ama ben babana atlayayım da sonra!" dediğini hayal edebilir miyiz?)



03 Temmuz 2008






Kıç
Meselesi !



Son tutuklamalar, Ergenekon davası ve demokrasimiz ile ilgili, Selahattin Duman sevimli çatlağından, gündeme çok iyi gidecek bir fıkra;

Mahlukat, Hazreti Davud’un başına toplanmış hallerinden şikayet ediyor.. Zürafa “Benim boyum uzun, eğilemiyorum aman bir çare..” diyor.. Gergedan gözlerinin aşırı bozukluğundan sızlanıyor.. Çita av kovalarken çabuk yorulmasından dolayı bezgin..

Hz. Davud da dinleyip kafa sallıyor.. Sıra tavuğa gelince “Hayrola?” demiş.. “Senin de mi derdin var?” Tavuk asabi asabi başını sallarken; “Bu gidişatı değiştir arkadaş..” diye girmiş lafına..“Ya yumurtayı küçült ya benim kıçımdaki deliği büyüt.. Her yumurtlayışta canım bir öncekinden daha beter yanıyor..”

Demokratik durumumuz budur.. Ne yazık ki derdimizi yanacağımız bir Hz. Davud’umuz yoktur..



02 Temmuz 2008





Sarıl Sarmaşık !
Tutun Sarmaşık !



Yaşamında, üç tür şeyle karşılaşacaksın;

1) Gelip geçmiş şeyler.
2) Gelip geçmemiş şeyler.
3) Gelmeyip geçmiş şeyler.


Yaşamın, sürekli gireceğin çıkmazlardan oluşacak; hep girip, hep çıkacaksın çıkmazlara, çıkmazlardan:

Son gireceğin çıkmaz da, hiç çıkamayacağın çıkmaz olacak, sen en son çıkmazına girdiğinde, yaşamın da 'düze' çıkacak...


Kaç dolanışta ulaşır sarmaşık
çiçek açacağı yere?

Oruç Aruoba


01 Temmuz 2008






Eşşek Herif !


Geçen günkü "Eşcinsel Saddam" yazısı üzerine iyi gidecek, bugün AKP'ye en taşaklı muhalefeti yapan mizahçılar ve onların en önemli malzemesi siyasetçiler üzerine Hasan Kaçan'dan size bir anı. Başrolde ülkemizin en sevilen ve aynı zamanda en nefret edilen siyasi figürü rahmetli Özal var;

"...O dönemler ustamız Oğuz Aral, benim bi hareketime kızıp Gırgır’dan kovmuştu... Burnum sürtsün diye ‘Günaydın’a sürgün edilmiştim... (Kovulma hareketim, ‘Oğuz Abi’den habersiz tatile kaçmaktı. Bunu da açık seçik belirteyim.) ‘Günaydın’ gazetesinde sürgün günlerimi yaşarken, yan binadaki ‘Gırgır’dan bi arkadaşım aradı...

‘Hasan, Turgut Özal dergiye geliyormuş!’

‘Eeee n’oolmuş geliyorsa?’

‘Oğuz Abi’den rica etmişler, ‘Turgut Bey karikatüre çok meraklıdır, geldiği zaman hediye eder misiniz?’ diye...’

‘Tamam da bana ne?’

‘Ooolum Oğuz Abi ‘herkes bi tane Özal karikatürü çizsin’ dedi...’

H H H






O zamanlar Turgut Özal’a karşıyız... Neden karşıyız? Genciz, kanımız deli akıyor, bişeylere karşı olmamız gerekiyor, o yüzden Turgut Özal’a karşıyız... Bir nevi ‘karşıyız karşı her şeye karşı’ vaziyetleri... Bu sebeptendir ki ‘Oğuz Abi’nin bu ısmarlama karikatür hadisesine uyuz oldum... Amma bi taraftan da beni tekrar ‘Gırgır’a geri alsın diye deli oluyorum...

İşte sana arayı ısıtma fırsatı... Gene de, mevzu Özal olunca ‘karşı olma’ damarım kabardı... ‘Madem karikatür istiyorsun, al sana karikatür!’ duygusuyla önümdeki kağıda üstü çıplak, altında sarkık bir don’la, sırıtan bir Özal çizmeye başladım... Birden ortalık karıştı... Tam anlamadım, tekrar karikatüre daldım... Sonra bir ses duydum...

‘Hah hah hah... Pek komik olmuş yahu!’

Kafamı bi kaldırdım, tepemde Turgut Özal... Önümde cıbıldak karikatürü... Anacığımmm... Rezalete bak!.. Hemen kapaklandım kağıdın üstüne... ‘Verirsen eve asarım’ dedi Özal... Utana sıkıla verdim karikatürü...

‘Sen Eşşek Herif’i çizen Hasan mısın?’ dedi...

‘Evet’ dedim...

Bi makas aldı yanağımdan gitti... Duydum ki o karikatür ve pek çok karikatür rahmetlinin odasında hala asılı dururmuş..."