30 Nisan 2008





Flaş Haber !


Eşcinsel duygularını bastırmak için manastıra kapanan ve kendisini dine veren Beyaz Atlı Penis'imiz manastırdan kaçmış, kendisine resimdeki yaşlı Papaz'ın aşık olup, musallat olduğu söyleniyor, beyaz atlı yakışıklımızı görenin insanlık namına haber vermesi rica olunur :]








Meczup !


Dünya çapında başarıları olan, Türkiye'nin yetiştirdiği en parlak beyinlerden birisi Prof. Celal Şengör(*) bakınız Hz. İsa ve Hristiyan yobazları için neler diyor;

[...2000 sene evvel Roma'nın Judea eyaletinde yaşamış ve o zaman aklı başında kişiler tarafından Meczup(**) olduğu düşünülmüş bir gencin iddiaları ve bunların Tarsuslu bir başka zat tarafından şişirilip, bunlara yenilerinin ilavesiyle ortaya çıkmış bir dinin, kendisine ta Sümerler zamanından kalma efsaneleri de temel kabul etmesiyle oluşturulan kitabı adına tüm bunlar...]

Celal Bey'in Müslüman tutucular hakkında ki görüşlerini de merak ettim doğrusu ben?


(*) Amerika Birleşik Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oduğu gibi, Amerikan Felsefe Cemiyeti'ne yabancı üye olarak seçilen tek Türk'dür, 7 dil bilir.

(**) Meczup; 1 . Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş kimse. 2 . Aklını yitirmiş, deli, sapık.


29 Nisan 2008






Yunanistan 1
Türkiye Sıfır !



14 sene önce Yunanistan’ın nüfusu 9 milyonken, 12 bin piyano satılıyormuş yılda. Biz 60 milyonken 3 bin piyano satılıyordu. Şimdi daha düşmüştür.

İnsanlar eskiden Beyoğlu’nda biri çarptığında, “afedersiniz” derdi. Şimdi kırmızı ışıkta geçiyor, “napıyorsun” desen silahı alıp iner. Dünyanın en kaba milletlerinden olduk.


İstanbul 1 milyonken gece kulüplerinde çalışıyorduk, gazino vardı orada da çalışıyorduk, matinelerde, konserlerde her yer doluydu. Bugün İstanbul 15 milyon, mekanlar boş.

Atina
’da
adam masanıza geliyor oturan kadını dansa kaldırıyor, dansdan başka amacı yok, Türkiye’de olsa gecede 150 cinayet işlenir...

Selçuk Ural



28 Nisan 2008






Haftanın Şarkısı !


Pazartesi günü stresini alıp, sizi yüzyıllar öncesine ışınlayacak, bir İspanyol rönesans ezgisi var bu hafta müzik menümüzde, "buradan" Mp3 formatında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.


ilk verdiğim link çalışmazsa, alternatif indirme "linki".







Haftanın Güzeli !


Bu hafta "Yakışıklılar biraz daha ortadoğu kökenli olabilir mi?" diye minik bir ricada bulunan sevgili Pembe Kundura için özel, haso ortadoğulu haftanın güzelimiz.







"Ortadogulular uzak dursun, Latin olsun çamurdan olsun" diyen Berrin için haftaya Latin Amerika'ya uzanabiliriz haberiniz ola dostlar :p



27 Nisan 2008






Cins Kedi
Ve
Sevgilisi !


Sevgili doslarımdan yıllardır yediğim Facebook'a niye gelmiyorsun fırçasında son nokta;


Blogunu kapatarak şu an Londra sokaklarında sürten ve başımıza feci bir Facebook'cu kesilen sevgili Esther'ciğim "Nakhar ve Kedi'si Facebook'a..." adlı bir blog açmış, bize Facebook'un nimetlerini anlatıyor "du, ki şimdi baktım onu da kapatmış, Esther'e esmiş gene anlaşılan ..."

Facebook'un eski arkadaşlara ulaşma dışında bir yeniliğini duymadım. Msn ve Facebook konusunda en büyük çekincem vaktimi çalmasından korkmamdır.

Çünkü yıllar önce Msn kullanmayı denediğim zaman, her girdiğimde en az 5-10 arkadaşımın online olduğunu görüyordum, o birşey diyordu, buna slm vermessen ayıp oluyordu velhasıl Msn dikkatimi dağıttığı gibi, çok değer verdiğim zamanımı da çalıyordu. Nakhar ve Kedi'sine şimdilik Mail ve Sms fazlasıyla yetiyor, eski kafalı mıyız neyiz biraz biz? :p



26 Nisan 2008






Cumartesi Neşesi !


Bektaşi her zamanki gibi kafayı iyice çekip eve doğru yola koyulmuş ve önündeki çukuru görmeden güm diye içine düşmüş. Başlamış can havliyle bağırmaya:


"Kimse yok muuuu? kimse yok muuuu."

Bu arada oradan geçen Hacı'nın biri gelip bakmış adam zurna gibi sarhoş.

"Bak hemşerim seni bu çukurdan çıkarırım ama söz ver bir daha içmeyeceksin.."

Bektaşi düşünmüş ve başlamış bağırmaya:

"Başka kimse yok muuuu.."



25 Nisan 2008






Oedipus !


Salı akşam üzeri Nakhar'ımla dışarıda bir kaç kadeh birşey içtikten sonra sinemaya gittik. Gittiğimiz film eşcinsellik, ensest gibi hassas konulara değinen, gay yönetmen Tom Kalin’in, ülkemizde Vahşi Zarafet adıyla gösterilen Savage Grace adlı filmiydi.

Pek hüzünlü ve yer yer insanı iğrendirebilen bir filmdi bu, ki canım sevgilim neredeyse kusma noktasına geldi bazı sahnelerinde.


Bakalit adlı plastik türevi maddeyi bularak çok zengin birisi haline gelen Baekeland isimli bir sanayicinin, eşcinsel eğilimli mirasyedi oğlu ve onunla sınıf atlamak için evlenen inanılmaz cazibeli ama seks düşkünü, dengesiz bir kadın ve bu garip çiftin, daha 13’ünde okuldaki erkek arkadaşını yatağına getiren eşcinsel oğulları Tony.








Tony'in annesine olan garip düşkünlüğü, annesinin oğlunun eşcinsel olmasına adeta sevinmesi. Oğlunun kız arkadaşını ayartarak eşini terkeden bir baba...Gerçekten yaşanmış bir olaydan uyarlanan bu filmin konusunu daha fazla anlatmayayım isterseniz.

Anne oğul psikolojisi ve oedipus karmaşası, bin yıllardır efsanelere konu olmuş, sırlarla dolu pek derin bir konu. 9 ay annemizin içinde onun tüm sıcaklığını hissederek ve kanını emerek besleniyoruz.

Doğarken annemizin vajinasından çıplak ve o küçük pipimizi onun rahminin duvarlarına sürte sürte geçerek dünyaya geliyoruz, yıllarca onun memesini büyük bir zevkle emiyoruz, babamızı ondan kıskanıyoruz.








En maçomuz, en psikopatımız, en azılı mafya babamız bile anasının yanında bir kuzu oluyor, velhasıl anne-oğul sevgisi ve karmaşası yüzyıllardır tartışılıyor.

Bernardo Bertolucci'nin, bir ana-oğulun karmaşık ruhlarına değinen, o pek ünlü La Luna filminde, hem oğul hem annenin trajedisine üzülmüştüm, hele ünlü bir opera sanatçısı olan annenin, uyuşturucu krizine giren ve çok acı çeken oğlunu rahatlatmak için ona mastürbasyon yaptığı sahne insanın gözlerini yaşartacak kadar acıklıydı.

Bu filmde ise acıdığımız tek kişi sadece Tony oluyor ve sanki bu da filmi daha da itici-iğrenç kılıyor, ama gene de tavsiye edebileceğim bir film sizlere.



Ek bilgi; Filmin "fragmanı" ve filmden birkaç "resim" + bu yazıda kullandığım mavi tonlu-vajinalı ve balıklı foto, sevgili arkadaşım "Sinimus"'un çekimidir.


24 Nisan 2008




Akıl
Tutulması !



Hitler'in üniversiteden attığı ilk profesör olan Yahudi filozof Max Horkheimer (1895-1973) bakınız Popüler Kültür'ün sığlıklarını ve yozlaşan toplumu eleştirirken neler söylemiş;

"Zamanımızın gerçek bireyleri kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil; ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken, acının ve alçalışın cehennemlerinden geçenlerdir."

The Eclipse of Reason/Akıl Tutulması-Metis Yayınları



23 Nisan 2008





Sol Açı !


Sol bakış açısına sahip birisi olarak, bu gün iki alıntıya yer vermek istyorum. Ailesi bir burjuva olmasına rağmen, sosyalizm mücadelesine gönül veren ve aşırı milliyetçi bir psikopat tarafından öldürülen Fransız sosyalist lider Jean Jaures (1859-1914) bakınız ne demiş;

Bir gün Paris metrosunda giden bir işçi, Jaures’in birinci mevki vagondan indiğini görmüş... “Oldu mu ya yoldaş,” demiş, “Biz ikinci mevkide, sen birinci mevkide?”... Jaures de demiş ki, “arkadaşım, ben ikinci mevkiye inmek için değil, senin de birinci mevkiye çıkabilmen için uğraş veriyorum!”








Ya Lenin'in Sovyet devriminden birkaç yıl sonra 1921'de söylediği, bu gün Anadolu'yu hala kemiren dinsel-faşizan feodaliteyi, cahilliği-yobazlığı bize hatırlatan şu sözlere ne demeli;

"Zayıf ve sersemiz. Sosyalizm iyidir, kapitalizm kötüdür deme alışkanlığını edindik. Fakat kapitalizm, sosyalizme nazaran kötüdür. Rusya'nın hala içinde bocaladığı ortaçağa nazaran kapitalizm iyidir."

(Doğan Avcıoğlu, Türkiye'nin Düzeni S:162)


22 Nisan 2008






Ölüler !


Dünyada yaşayan bütün insanlar, bir futbol maçı, ya da ayakta bir konser izler gibi, yanyana bir araya toplansa, dünya üzerinde ne kadar bir alanı kaplar? merak edilerek yapılmış bir araştırmanın sonuçlarından aylar önce "bahsetmiştim " size.

Şimdi ise sizlere bir bilim dergisinde okuduğum, dünya üzerinde kaç milyar insanın gelip göçtüğü? bu güne kadar yeryüzünde yaşamış-ölmüş insanların sayısı konusunda yapılan bir araştırmadan bahsetmek istiyorum.

M.Ö 8.000'li yıllarda Ortadoğu da tarım devriminin başladığı yıllarda dünyada 5 milyon insanın yaşadığı hesaplanmış.








Roma İmparatorluğu dönemine kadar nüfus artış hızı çok yavaşmış, bu sayının M.S 1. yüzyılda 300 milyon civarında olduğu düşünülüyor.

14. yüzyılda veba 75 milyon insanı öldürüyor, sonuçta 1.650 yılında gezegenimizde sadece yaklaşık 500 milyon kişi var. 1850 yılında dünya lk defa 1 milyara ulaşıyor, bu gün ise 6.5 milyardan fazla insan aynı dünyayı paylaşıyoruz.

Gelelim bu zamana kadar yaşamış ve ölmüş insanların sayısına, bu güne kadar bu planette 106 milyar insanın yaşayıp öldüğü hesaplanmış. Bu arada ekleyelim 2.050 yılında dünya da yaklaşık 8-9 milyar kişi olacağız, 2.200'e gelincede sadece 10 milyar, tabi o günleri insanoğlu görebilirse.

http://www.sciam.com/



21 Nisan 2008





Haftanın Güzeli !


Gaykedi okuyucularına yeni bir hizmet daha başlatıyor. Bundan sonra her pazartesi, bir yakışıklı veya güzel bir dişi afet burada bizlerle olacak.

Tabiki güzel kadın resmini, her yerde çok görebildiğimiz için bu uygulama yakışıklı erkek ağırlıklı olacak, ama
ara sıra hoş süprizler de yapabilirim erkek & lezbiyen okuyucularımızın da gönlü olsun diye.









Haftanın Şarkısı !


Cem Adrian Aşık Veysel'in 'Uzun ince bir yoldayım' türküsünü öyle bir yorumluyor ki arkadaşlar, içiniz ürperecek, dinlerken yüreğiniz titreyecek. Mp3 formatında "şuradan" indirebilirsiniz.


ilk verdiğim link çalışmazsa, alternatif indirme "linki".


20 Nisan 2008






Kitap HareMim !


Wolkanca kitaplar konusunda mim'lemiş kediyi, nereden başlasam acaba konuya?...

İnternet çıktı çıkalı kitap, film ve müzik cd-dvd fetiş'im azaldı, çünkü birkaç sene sonra istediğimiz bütün kitapları net üzerinden dizüstü-cep bilgisayarlarımızda okuyabileceğimiz gibi, istediğimiz film ve müziğe de bir tuşla ulaşabileceğiz.


Yeni bir kitap-film aldığımda izlerken-okurken hemen aklıma şu düşer;

"aa bunu kuzenim Ahmet, arkadaşım Ayşe ya da yeğenim Erdal v.s. çok sever, tam onun tarzı" der ve okuyup-izledikten sonra verecek birisini bulurum. Elinin altında iyi bir film arşivi ve evinde sıkı bir kütüphane olmasını seven biraz Bibliyoman* arkadaşlarım için eminim ben tam sopalık, pek denyo bir kediyim.









Bu arada, çok beğendiğim bir film bile olsa, tekrar izlemeyi pek sevmem, kolay kolay aynı kitabı tekrar okumam, bu güne kadar bende tekrar izleme-okuma isteği uyandıran film ve kitap pek azdır her nedense. Nakhar sevdiği bir filmi 5 kere falan rahat izliyor ve ben hayretler içinde kalıyorum.

Bu huyum sayesinde eş dost, herkese seveceklerini düşündüğüm bir sürü şey ulaştırmışımdır ve bu benim ruhumu çok mutlu kılar.

Genelde eşcinsel kültür ile içerikli kitap ve filmlerim Diagonel'e gider, ona da sen okuduyup-izledikten sonra bir arkadaşına ver bana geri getirme, onlarda izlesin-okusun derim. Bunun dışında elimde tuttuğum istisna, yemek kitaplarım ile en az 5-10 kez okuduğum birkaç başucu kitabımdır.









Şu an okunmayı bekleyen zannediyorum 20-30 tane kitabım var. Başlamayı düşündüğüm, beni oku diye çığlık attığını, kucağıma gelmek için sabırsızlandığını hissettiğim kitabım ise, Türkiyeli Rum tarihçi, rahmetli Prof. Stefanos Yerasimos'un 15. ve 16. Yüzyıl Osmanlı saray Mutfağı ile ilgili, çok eski tariflerden yararlanarak yazdığı Sultan Sofraları adlı kitap. Büyük olasılık nadide bir cariyem olup, bir daha çıkmamak üzere, kitap haremime girecek, nefis bir eser bu.

Bende Goddes'i, V. Alabaz, Hüthüt Kuşu'nu (Elif Savaş) ve Endişeli Kitap Perisi ile Yaman'ın Perisi'ni sobeleyeyim, sobee!..


* Bibliyoman; Hastalik derecesine varan kitap merakı, kitap deliliğidir. Bu insanlar kitapları okumak ya da okutmak için değil, çoklukla kimsede bulunmayacak bir koleksiyon meydana getirmek için bir araya toplarlar. Bu merakla kitap hırsızlığı yapan, hatta bulunması çok zor bir kitap yüzünden cinayet işleyenler bile olmuştur. (ekşi s. - youtku)


19 Nisan 2008






Cumartesi Neşesi;
Siz Kardeşsiniz !


Genç kız delikanlıya döndü... "Bluzumu çıkar..."

Delikanlı çıkardı. Kız devam etti: "Sütyenimi de çıkar!"

Delikanlı çıkardı. Kız gene konuştu; "Eteğimi de çıkar."

Delikanlı onu da çıkardı. Kız bir daha konuştu: "Külotumu da çıkar.."

Delikanlı onu da çıkardı... Kız haykırdı;

"Sapık herif! Akşam anneme söyleyeceğim seni... Abi benim giysilerimi giyme diye, kaç defa uyardım seni
ben yaa!.."



18 Nisan 2008





Orospu !


Müslüman olmayan tüm yabancı kadınlara, hatta çok müslüman olduğunu, türban takarak ispat etmeyen, tüm kadınlara ve kızlara, potansiyel fahişe gözüyle bakan, ülkemde yaşayan milyonlarca erkek için, bu kısa alıntı Murat Belge'den, rahmetli Pippa Bacca anısına;


Son olayın sapığının çeşitli sabıkaları varmış. Ama bu adam ikide birde 'ırza geçme' girişiminde bulunmuyor. Bir 'İtalyan' bulduğu zaman depreşiyor o tür dürtüleri. Çünkü 'gavur', zaten doğuştan 'orospu'dur.

Bir aralar Alanya ırza geçme olaylarıyla nam kazanmıştı. Genellikle Hollandalılar kurban oluyordu. Derken bu işleri yapan pislik adamlar lehine tezahüratta bulunan 'vatandaş'larımız da peyda oldu. Bu 'münferit sapık'lardan birinin iki günde salıverilmesi üstüne, Hollandalı prens mi, prenses mi, kimdi unuttum, ama Türkiye'ye ziyaretini iptal etmişti.








Beyaz Atlı
Penis !



Geçen Haftalardan Özet; Beyaz atını kaybeden prensimiz, atını ararken kendisine yardımcı olan kahverengi atlı prens'e karşı içinde tuhaf duygular uyandığını hisseder.


Geçen haftalarda, içinde uyanan eşcinsel duygulardan çok rahatsız olan prensimiz, duygularını bastırmak için önce kendisini karı-kız olayına vermiş, duygularını bastırmakta, bunun işe yaramadığını görünce de, bu sefer din'e yönelmişti.

Oysa bu da pek işe yaramış gözükmüyor, çünkü rüyasında yakışıklı erkek melekler bile görmeye başladı, dinsel baskı insanın psikolojisini daha mı çok bozuyor ne, bakalım haftaya neler olacak, umarız kafayı yemez yakışıklı prensimiz, sevgilisine kavuşmadan, aman aman diyoruz kendisine.



17 Nisan 2008





Modern Bektaşi !


İlhan Selçuk bezen kızsam bile sevdiğim birisidir, en çok kızdığım konu Cumhuriyet gazetesinde sırf görüşleri uymadığı için, biraz daha liberal ama sol kökenli insanları barındırmaması (şu meşhur bölünmeyi hatırlarsınız) ve bu yüzden gazetenin çoğu zaman bazı konularda tıkandığını görmemdir.

Bu yüzden haftada sadece 4 gün Cumhuriyet alırken, Radikal'i her gün alıyorum. Herneyse 80 küsür yaşındaki bir insan masada kalabileceği bir ameliyata girerken bile, ölüme karşı bu kadar mı soğukkanlı ve matrak olur be kardeşim, kendi ağzından okuyalım;


Bugün pazar!.. Pazartesi günü yürekten ameliyat olacağız., söylenenlere bakılırsa epey gıllı gışlı bir operasyonmuş, nalları havaya dikersek bozulmayalım, olur böyle şeyler...









Son haftalarda 'nalları havaya dikmek' deyişini çok kullanmaya başladım. Benim hoşuma gidiyor; kimileri sevimsiz buluyor ama, Türkçe mizahın baş yapıtlarından biri. İnsanlarla hayvanlar arasında eşitlikte sağlıyor.


Bektaşi'ye sormuşlar;

-Allah neden ölmüyor?

yanıt

-Allah'ı yok da ondan


Nalları dikmezsem... Daha görüşürüz... Dikersem, her ne kadar kusurumuz da olsa, affola... İkisine de eyvallah...





16 Nisan 2008






Lezbiyen
Rebetissa'lar !



Çeribaşının otoritesi çeşitli şekillerde hasara uğrar: bazen düşmanları ona darbe indirmek için umumi yerde ona sıradan bir oğlan yollar, başka bir zaman beş altı genç adamın saldırısına uğrar, ceza olarak ırzına geçilir, sırası gelmişken aslında bu durum dünyadaki tüm mahpuslar için geçerlidir.

Rebetlerin erotik davranışları da aynı şekilde zoraki ve çelişkiliydi. Rebetiko şarkılarında, erkek çoğunlukla yosma ve zalim olarak gördüğü kadına dilenir. Ve rebet hala, (kadınlar karşısındaki mazoşizmine rağmen) maçoydu. Bir kadınla asla kol kola yürümez çünkü resmi olarak tüm kadınları hor görür.

Rebetler kadınlar için kaput kelimesini atfederdi. Takıldıkları yerler taverna, kahvehane, iskambil oynanan yerler ve tekkelerdi. Kadınların ve erkek aşıklarının bu yanına varılamaz tekkelere giriş hakları yoktu. Lakin, iki istisna vardı: her ikisi de her an rebetlerin etrafında olan poustomangas ve rebetissalar.








Rebetissa figürü ile hayat kadını karıştırılmamalıdır. Rebetissa, o zamanlarda Yunanistan’ın gördüğü en özgür kadınlardı. Erotik arzularını istediği erkekle paylaşabilir ve ayrıca lezbiyen ilişkilere de girebilirdi. Rebetissa esrar içerdi ve harika bir dansçıydı. Ayrıca, vücudunu ve itibarını nasıl koruyacağını da bilirdi.

Poustomangalar belli gruplara kabul edilen (örneğin yankesiciler), erkeksi davranışları olan pasif eşcinsellerdi. Poustomangalar polise ihbar etmezdi. Poustomangalar bıçak taşırdı. Poustomangalar hapishaneyi kontrol altında tutarlardı. Bu sebeplerden dolayı hem rebetler arasında hem de yeraltı dünyasında kabul görürlerdi.

Bazı araştırmacılar rebetiko şarkılarındaki esas fikri keşfetmeyi kendilerine iş edindiler. Oysa onların ne bir ideali nede ideolojisi vardı. Rebetler devrimci de olamazlardı. Çöküşe girdiklerinde, alçakça sağ siyasetin neferleri oldular. Rebetler, hayatlarını kendi bildikleri şekilde yaşadılar ve bu konu üzerine söylenecek tek şeyde budur. (bitti)



15 Nisan 2008





Rebetiko !


Rebet'lerin hayatına bakmaya, Costas Ferris'in Rebetiko filminden bir kaç dakika ile "şuradan" başlayalım bugün.....

...eveet bakıp geldiyseniz devam edelim biz şimdi;


Hapishanede, sultana denilen genç bir aşıkları olurdu. Ancak bu genç efemine değildi. Ağırbaşlı, erkekçe bir adamdı ancak herkes onu çeribaşının becerdiğini bilirdi. Çeribaşı, genç hapisteyken onu kollar ve gözetirdi.

Bu gelenek hapishanenin dışında da devam ederdi. Örneğin, Atina’nın büyük manavlarında, şafak vaktinden sabahın dokuzuna kadar iki üç saat çalışırlardı, bu arada işler yapılır, mallar satılırdı.








Emirleri yerine getirenler her zaman genç ve yakışıklı delikanlılardı, yani toptancının sultanalarıydı. Saat on gibi “sütçü” gelir, esrarı bölüştürürdü. Esrarlarını ve kahvelerini içer, uyanınca tekrar dumanlanmak üzere öğleden sonraya kadar uyurlardı.

Gece yarısına doğru, -eski günlerde- örneğin, Çiçanis’i dinlemeye müzik yaptığı yere giderlerdi... sadece tek bir şarkı, en sevdikleri şarkıyı dinler, sonra giderlerdi...Bu insanlar zengin ve cömertti. Müzisyenleri tebrik etmeye yanlarına gider ve buzukisinin ses deliğine esrar koyarlardı. Bu gelenek günümüze kadar geldi.

Bir rebetin yüzünün en önemli unsuru bıyığıydı. Bıyıksız bir rebet, kuyruksuz bir kedi gibidir, tahayyül dahi edilemez. 1960’larda bir rebetiko şarkıcısı bıyıklarını kestiğinde bu neredeyse bir skandala yol açmıştı... devam edecek (yarın son)



14 Nisan 2008







Sütlü Nargile !


Birkaç gün, Yunan blues, belki de arabeski diyebileceğimiz Rebetiko* ve bu müziğin kökeni "rebet" denilen asi, kural tanımayan, fazla yasadışı işlere bulaşmadan, toplumsal geleneklerin dışında yaşayan insanlardan bahsetmek istiyorum.

Aşk hayatı kadınlar ve genç erkekler olarak iki kutuplu olan, evlilikten nefret eden ve serbest aşkı tercih eden, nargileye su yerine süt, tütün yerine esrar koyarak içen, bu yiğitler, kabadayılar, gerçekten çok ilginç kişilikler. Balkan-Ege müzikleri konusunda dünyada en bilgili kişilerden Muammer Ketencioğlu ve Elias Petropulos'un bilgisinden yararlanarak devam edelim;

Rebetler eşcinsel ilişkileri hoş görürlerdi. Bu antik döneme kadar giden bir gelenekti... Kuzey Avrupa, Akdeniz’in geleneksel eşcinselliğini anlamamıza yarayacak herhangi bir imaj ya da pratikten yoksundur.








Rebetler kadın görünüşlü erkeklere tiksintiyle bakar. Genç bir erkekle cinsel ilişkide bulunduklarında dahi, delikanlı tüm dişil rolüne rağmen erkekliğini korur. Her çeribaşının evinde bir karısı ve tekkesinde bir oğlanı vardır. Türkçe bir kelime olan oğlan delikanlı, hizmetçi ya da livata yapılan anlamlarına gelmektedir.

Almanca Uhlan'da aynı kökten gelmektedir. Oğlanlar sıklıkla kanlı kavgaların kıskançlıkların sebebidir. Çeribaşı oğlanını kollar. Ona iş bulur, bir ev alır, evlenecek güzel bir kız bulmasını sağlar, çocuklarını vaftiz eder vs.

Hapishanede, çeribaşının sultanası, diğer bir deyişle güzel delikanlısı varken, küçük rebetler de bazen diğer mahpuslarla (dişi kuş da denilen; kotes) geçici ilişkilerde bulunur.








Rebetler kadınlarla cinsel ilişkilerinde daha çok livatacalığı tercih ederdi. Livata geleneği bugün hala Yunanistan’da devam etmektedir. Yasaklanmış meyveden tatmayan pek az kadın vardır. Livatacı aşk (bir kadınla ya da bir delikanlıyla) kuvvetli dozda şefkat ve yüksek bir tekniği gerektirir.

Yunanlılar (Türkler, Araplar ve İtalyanlar gibi) bu yeteneklere sahiptir. Livatacılık orta Avrupa’da olduğu gibi nihai barbarlık değildir. Akılcılık, doğunun ruhuna girmekte çok kötü bir yoldur. Bu neden Katolik ayinlerinde kullanılan ekmeğin tatsız undan yapıldığını, en çok aranılan Budist tılsımın ise Dalai Lama’nın kutsal dışkısından yapıldığını açıklar.... devam edecek...



* Diğer söylenişleriyle rebetika, rembetika veya rembetiko.


13 Nisan 2008






Şefin Tavsiyesi !


Jonathan Richman ve The Modern Lovers, pazar günü için fıkır fıkır, şıkır şıkır çalıyorlar, iştee Egyptian Reggae. Esas bomba ritimler 20. saniyeden sonra giriyor haberiniz ola, mp3 formatında buyurun "buradan" yiyin... Afiyet olsun efendim... Gene bekleriz...


ilk verdiğim link çalışmazsa, alternatif indirme "linki".







Gelinlikli Kız !


İtalyan Gelin'in geçen gün Adana'da görüldüğü iddialarını okuyunca, yaşadığını düşünüp sevinmiştim. Diyecek fazla bir sözüm yok, Sunay Akın'dan çok sevdiğim bir şiirle, affet bizi demek istiyorum kendisine;


Pencere tüllerine
gelinlik diye sarılan
o küçük kız nerede şimdi?

Gemim çoktan battı
denize inen tüm filikalarıma
erkekler bindi.



12 Nisan 2008






Cumartesi Neşesi !


Mevlevi, bektaşi ve softa yemekten sonra ikram edilen bir tepsi baklava için rüyaya yatarlar. En hayırlı düşü gören baklavayı alacak. Öneri kabul edilir. Yatar, uyurlar.

Sabah olunca sofu: "Ne düş gördünüz anlatın bakalım?" der.

Mevlevi sikkesini başına geçirerek: "Hayırdır inşallah göklere çıktım" der.

Hoca da: "Ben ise düşümde cennete gittim" der.

Bektaşi: "Erenler, ben de gece birinizin göklere uçtuğunu, diğerinizin de cennette gezdiğini görünce, 'artık bunlar fani dünyaya dönmezler' diyerek kalkıp baklavayı götürdüm!.." der.



11 Nisan 2008





İt Raporu !


Sevgili köpeğim oldukça iyileşti maşallah, kıçına yediği iğneler çok iyi geldi, merak edip hatırını soran tüm dostlara, neşe ile kuyruk sallar buradan :p









Beyaz Atlı
Penis !



Geçen Haftalardan Özet; Beyaz atını kaybeden prensimiz, atını ararken kendisine yardımcı olan kahverengi atlı prens'e karşı içinde tuhaf duygular uyandığını hisseder.


Geçen hafta, içinde uyanan eşcinsel duygulardan çok rahatsız olan prensimiz, duygularını bastırmak için kendisini karı-kız olayına vermişti. Prensimiz bu hafta, duygularını bastırmakta, bunun işe yaramadığını görünce, bu sefer kendisini kiliseye vermeye, din'e yönelmeye karar veriyor... Bakalım haftaya neler olacak...



10 Nisan 2008






Oltadaki Balık !


Türk insanı diş fırçalamak gibi basit bir eylemi gerçekleştirmekten muzdarip olduğu halde cep telefonu yenilemede diğer dünya vatandaşlarını geride bırakmış vaziyette...Her Türk ortalama olarak dokuz ayda bir telefon modelini yeniliyor… Bu oran Avrupa ülkelerinde iki yıl… Maaşının iki katı fiyata telefon alan yurdum insanı, bu tavrıyla dünya telefon istatistiklerine ciddi bir katkıda bulunuyor...


Ece Arar'dan bu satırlar aklıma 'Oltadaki Balık Türkiye' adlı kitabı ve ülkesi-kendisi gırtlağa kadar borç içerisindeyken halen delice tüketmeye çalışan Türk insanını getirdi, yazık.



09 Nisan 2008






Riyadlı Kızlar !


"Sadece gözlerini seçebildikleri kadınlara şehvet dolu bakışlar fırlatan erkekler, üzerine cep numaralarını yazdıkları notları ne yapıp edip (bizlere) ulaştırma cüretini kendilerinde buluyorlar da, geleneğe baş kaldırma cesaretini bulamıyorlar."


Rajaa Al-Sanea'ın yazdığı Girls of Riyadh kitabından.



08 Nisan 2008






Şiir Saati !


İlk dize Kemal Varol'dan;

"Köpekler yalaya yalaya
İyi edebiliyordu yarasını
Kurudu dilim
Ben edemedim"



İkinci dizemiz Miroslav Holub'tan;

"Git aç kapıyı
Belki bir ağaç
Bir koru
Belki bir bahçe
ya da sihirli bir kent vardır dışarıda.

Git aç kapıyı
Bir köpek belki bir şeyler arıyordur
Belki bir yüz,
Ya da bir göz,
Ya da bir resmin
resmini göreceksin"



07 Nisan 2008






Feminen Erkek
Sevgililer !



Üniversiteden yakın bir arkadaşım berbat bir ses tonuyla aradığında ağlamaklı ve kızgındı. Ne olduğunu sordukça, "Bu kadarına inanamıyorum artık" diyordu sadece. Sakinleştikten sonra döküldü. "Erkek arkadaşım örgü örüyor. Düşünebiliyor musun? Örgü!" .

"Şaka yapmıştır canım, kızdırmak istemiştir" dedim. "Keşke şaka olsa. Basbayağı örüyor işte" deyince, ne ördüğünü sordum. "Annesine atkı! Zaten beni de yemek tarifi defterimi istemek için aramış" deyince kalakaldım.

Öncesi varmış meğerse. Gece yatarken gözaltlarına salatalık koymak, bir kız öğrenci yurduna yetecek cilt bakım ürününe sahip olmak gibi.








"Madem sinirleniyorsun, niye berabersin" diye sordum. Kaba ve maço diye tabir ettiği eski sevgilisinden sonra ilginç geldiğini, hatta başlarda hoşuna gittiğini ama artık çok rahatsız olduğunu anlattı.

Feminen erkekler Kısaca; hali, tavrı ve ilgi alanları itibariyle kadından rol çalan erkekler. Zaman zaman, çevresindekiler tarafından gay zannedildiği için üzülen feminen bir erkek arkadaşım, bunu annesinin yakın markajında yetişmiş olmasına bağlıyor.

"Gün çocuğuyum. Koskoca çocuktum, annem altın günlerine götürürdü. Kadın muhabbetlerine çok alışkınım" diyor. Feminen bir erkekle beraber olmaya gelince kadınlar bayılırlar! Zira "ruhu"nu anlayan ve "kodu"nu çözen bir erkekle vakit geçirmekten, kadınsal muhabbetleri yapmaktan hoşlanırlar.









Tercihi, bakımlı dış görünümlerinden etkilendikleri için özellikle feminen erkek olan kadınlar bile vardır. Ama genel kanı, feminen bir erkekle sevgili veya eş boyutuna gelmekten çekindikleridir.

Bu noktada feminen başka bir erkek arkadaşım kadınlara kızgın. "Bize bayılırlar ama sonra gidip kadın ruhundan anlamayan, 'çektiren' erkeklerle beraber olurlar. Geç anlarlar kıymetimizi, geç" diyor.

Haksız sayılmaz aslında ama kadın feminen bir erkekle beraber olması halinde hem çevrenin soru soran bakışlarından rahatsız olur, hem de beynini sürekli "Acaba içinde açığa çıkmamış bir gay mi var? Ya bir gün gay'im derse" sorusu kemirir.

Aktüel dergisinde Özsel Tortop'dan okuduğum bu yazı aman kaçmasın dedim.



06 Nisan 2008







Afrika'nın
Güzellikleri II



The Constant Gardener filminin müziğinden; Kenya'lı sanatçı Ayub Ogada içli içli söylüyor Kothbiro ve işte bu hüzünlü şarkıyı mp3 olarak indirebileceğiniz "link"...


ilk verdiğim link çalışmazsa, alternatif indirme "linki".


05 Nisan 2008






Köpeğim Hasta !


Ne havlıyor, ne mama yiyiyor, ne oyun oynuyor, mazlum mazlum bakıyor sadece. Bu hafta içinde ikinci defadır veteriner çağırıyoruz, ne bahtsız yavrum varmış benim. Daha öncede bir kere kaybolmuş ve kaza geçirmişti.

Biz kanlar içinde onu bulup, asla kurtulamayacağını düşünerek, uyutmak için veteriner çağırdığımızda, ameliyatla kurtarmayı denemiş, aylarca eziyet çekip, sakat kalsa da yaşamayı başarmıştı...








Bu sefer oynayıp zıplarken bir yere çarptırıp, üst belinde yaptığı küçük bir yarayı, ağzını oraya nasıl götürmeyi başarıyorsa, yalayarak ve kaşıyarak önce el kadar yaptı, doktorun verdiği solüsyon işe yaramadı, şimdide iğne olması gerektiği gibi, yarayıda ne yapıp edip kocaman bir kitap boyutuna getirdi...

Tanrım ne kadar zor birşey bir canlı büyütmek, aklıma hemen kötü şeyler ve Miso'nun geçenlerde ölen kedisi geldi. Bilekleri benim bileklerim kalınlığında, patileri yumruğum kadar olan bu kocaman köpeciğe Tanrı kuvvet ve daha uzun ömürler versin, tüm çocuk ve hayvan sahibi ebeveynlerede sonsuz bir sabır tabi.








Cumartesi Neşesi !


Çetin Altan'dan bir mahkeme fıkrası var bu hafta cumartesi neşesinde;


Ağır ceza yargıcı, bir tecavüz davasını yürütürken; karşısındaki cüce sayılacak boyda, sıska, çelimsiz erkekle; boyu 1.85'i aşan, iri yarı mağdur kıza bakar. Aklı pek yatmaz, sıska çelimsiz, cüce erkeğin böyle bir tecavüzü nasıl işleyebildiğine; olay yerinde keşif ve tatbikat yapılmasına karar verir.

Keşif günü dağ başındaki bir köye gidilir. Tecavüz olayının evin bahçesinde, tenha bir köşede gerçekleştiği iddia edilmektedir. Yargıç, cücemsi oğlana:

- Anlat, der; nasıl oldu?

Sıska, çelimsiz genç, kızın neredeyse ancak yarı beline gelmektedir. Ama çaresiz, kızın yanına yaklaşıp anlatmaya çalışır:

- Bir biriketin üstüne çıktım, öyle oldu.








Cüceyi, bir biriketin üstüne çıkararak bir deneme yapmaya kalkarlar. Oğlan, yine ufacık cüce kalmaktadır iri yarı kızın yanında. Yargıç, kaşlarını çatmaya başlar. Bu kez, cücemsi erkek:

- 2 biriketin üstüne çıkmıştım, der.

2 biriket üst üste konup, bir deneme daha yapılır. Yine olmaz. Ufacık erkek, bu kez de:

- 3 biriketin üstüne çıkmıştım, der.

Kendisi, yeni bir denemede 3 biriketin üstüne çıkarılınca, pat diye yere düşer. Yargıç artık iyice sinirlenmiştir:

- Hey buraya bak, sen adaletle dalga geçip kafa mı buluyorsun ha!

Diye bağırmaya başlar. Bu sırada iri yarı kız, duyulur duyulmaz bir sesle ve yörenin şivesiyle:

- Accük de, der; ben çömeliverdim.



04 Nisan 2008






Beyaz Atlı
Penis !



Geçen Haftalardan Özet; Beyaz atını kaybeden prensimiz, atını ararken kendisine yardımcı olan kahverengi atlı prens'e karşı içinde tuhaf duygular uyandığını hisseder.

Bu hafta, içinde uyanan eşcinsel duygulardan çok rahatsız olan prensimiz duygularını bastırmak için kendisini karı-kız olayına veriyor, ama ne yaparsa yapsın içindeki eşcinsel duyguları bastırmakta zorlandığını hissediyor...Bakalım haftaya neler olacak...