29 Şubat 2008






3 Comics !


3 adet karikatürden bahsetmek istiyorum size bu gün, ülke gündemini mizahla pek iyi anlatan;


1. Karikatür Behiç Ak'tan; İki liseli kız okul çıkışı, çantaları elinde eve doğru yürürken, aralarında şöyle bir konuşma geçer;

- Üniversiteye gitmek istemiyor musun neden?
- Biliyorum babam orada serbest diye örtünmemi isteyecek...


2. Karikatür Zafer Temoçin'den; Tayyip damatlık giymiş gelin arabasında oturmaktadır, yanında elini tuttuğu üzerinde liberal yazan gelinlikli bir kız vardır, o sırada gelinin telefonu çalar;

- Telefondaki ses; Siz muhalif olamazsınız artık...evlisiniz...
- Gelin; Skandal








3. Karikatür Musa Kart'dan tam bir kara mizah örneği; bir tersane işçisi limanda, inşaatı biten bir geminin baş tarafına, gemiye verilen ismi yazmak yerine, fırçayla şunları yazmaktadır;

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.



Bugünkü yazımı, bazı ülkelerde eşcinsel işçiler, memurlar için özel sendikaların bile olduğunu, biz de bırakın eşcinsel sendikalarını, daha düzcinsellerin bile çoğunun sendikasının olmadığını hatırlatarak,ve Vodafone reklamının Türkiye'de asla yayınlanmayacak olan orjinalinde, bir Eşcinselin babasına telefon açıp, baba ben eşcinselim dediği, babasının da mükemmel deyip kapattığı reklamı "şuradan" izleyebileceğinizi söyleyerek bitireyim.



28 Şubat 2008







Kedi
Çok Mutlu !



Güzel sanatlar eğitimi almakta olan, heykeltraş arkadaşım Gay-Yor, benim babama açılmamı anlattığım yazımdan cesaret alarak, tam da benim açıldığım yaşlarda, babasına gay olduğunu söylemiş dün akşam, ve tabi mutlu son, babası bağrına basmış evladını, çocuğunu çok seven her babanın yapması gerektiği gibi.

Böyle bir şeye bir parça da olsa vesile olduğum için mutluluk duyuyorum, sevgili Gay-Yor'un bu olayı detaylarıyla anlattığı yazısı işte "burada", okumayanlar için "bu da" benim babama açılma hikayem...Tanrı herkese sevgi dolu, hoşgörülü bir aile nasip etsin....








Haftanın Güzeli !


Bu haftaki Eşcinsel muhafazakar güzelimiz, hükümete bağlı yarı özerk bir kuruluşta (M)odacılık yapan İstanbul'dan Cemil(e) İpeksi.

Bu naif Gay'imiz sadece üniversite öğrencilerinin değil, devlet kurumunda çalışan kadınların da türban takma hakkını, hatta erkeklerin de başörtüsü takabilmesini ısrarla savunuyor ve "Ben kadın olsaydım mutlaka türban takardım" diyor.



27 Şubat 2008







Deli Rapunzel !


"60’lı yıllarda dul bir kadın olarak yapabileceğim iki şey vardı; ya orospu olacaktım ya da deli olacaktım. Ben deli olmayı seçtim” demiş Aysel Gürel.

Buralarda birtakım kurallar daha siz hiç doğmadan, yıllar yıllar önce koyulmuştur..Kadınsanız anne olmalısınız ve hayatınızı kutsal-şefkatli anne imgesinin içinde bitirmelisiniz. Erkekseniz önce asker olmalı sonra da evin direği olup babalık vazifelerinizi yerine getirmelisiniz. Eğer aramızdan birisi bu kuralların dışında davranacaksa birtakım sıfatları da isminin yanına almaya hazır olmalı:

Deli. Marjinal. Eşcinsel. Ahlaksız. Sütü bozuk. Yanına bir sıfat almadan sürüden ayrılamıyorsun.









Aysel Gürel’e toplum tarafından biçilen rol 50’sinden sonra örgü örüp, bayramda torununun gelmesini beklemekti. Ya öyle olacaktı ya da deli.

Aysel Gürel’de ‘Deli’ denilmesini kabul etti ve hayatını renkli otrişlerle, uçarı peruklarla süsledi. Şahane şarkı sözleri yazdı. Hamamböceğini öldürdükleri için kızlarına küstü. Yoksul zamanlarında, hak geçmesin diyerek, evdeki peyniri onlara cetvelle ölçerek dağıttı.

Çöpe attığı cam kırıkları çöp toplayan adamların elini kesmesin diye, camları tek tek kağıtlara sardı. Genç sevgilileri oldu, istediğiyle istediği yerde, istediği kadar öpüştü. Rapunzel’in saçları varsa, kendisinin de asansörü olduğunu söyledi. Son anına kadar hayatın tadını çıkarmayı başardı.

Yiğit Karaahmet'in yazısından birkaç küçük ekleme ve çıkartmayla yazılmıştır...Gaykedi



26 Şubat 2008






Ösym
Götümü Ye !



Ben şu 2 kadının şahitliğinin 1 erkek yerine geçmesini uyduruk bir hadis zannediyordum ama Kuran'da da açık olarak yazdığını öğrendim geçen gün, üstelik emin olmak için Yaşar Nuri Hoca'nın çevirisine de baktım, bu konu hakkında daha fazla bilgisi olan var mı yahu?

Tabi ki benim için bu uygulamanın hiçbir mantıklı açıklaması olamaz, sadece dincilerin bu konuda nasıl kıvırmaya çalıştığını öğrenmiş olurum :p



Size bir Ösym Götümü Ye! sorusu;


1 Erkek = 2 kadın şahit olursa,

1 Erkek = kaç Gay şahit eder?



25 Şubat 2008






Juanita
Banana !



16 yaşında sahneye çıkan ve tam 75 yıl boyunca Cabaret, Caz, Chanson (şanson-geleneksel Fransız müziği), Pop, Blues, Rock'n roll türlerinde ve ayrıca komedyen olarak sayısız konser veren, son albümünü geçen sene 89 yaşında çıkaran, bu güne kadar 400 şarkı seslendiren Henri Salvador geçen hafta öldü: Tam 90 yaşında.

Liberation gazetesi, ona baş sayfasının tümünü ayırdı. Darısı başımıza diyeceğim ama sahnede olan en yaşlı sanatçılarımızdan birisi olan Huysuz Virjin'e muhafazakar zihniyetin çıkardığı zorluklar ortada.


Atilla Dorsay'ın bir yazısından yararlanarak yazdığım bu yazının sonunda Henri Salvador'a ait, pazartesi günü sendromunuzu bir kedi olup tırmalayacak pek neşeli bir parçaya yer vermek istiyorum, "şurada " önce gülerek bir izleyin, yaşlı üstadı kadın kılığında.

Eğer çalan sevimli parçayı beğenirseniz
"şu siteden" dosyayı indir-download butonundan mp3 olarak indirebilirsiniz.



24 Şubat 2008






Anı !


Bir keresinde gece, Taksim Gezi Parkı'nda bir banka oturmuş bira içiyordum...Serin, barış ve huzur dolu bir andı...Derken hafif sarhoş bir kız geldi 'Yanına oturabilir miyim' dedi, 'tabii buyrun' dedim, evime misafir eder gibi...Sonra inceledi beni bir süre bu, sarhoş gözleriyle ve 'başımı omuzuna koyabilir miyim' dedi...

Nöreehaa
, pardon, 'tabii, lütfen' dedim, omzuma misafir kabül eder gibi...bu anında sızdı omzumda...ben hiç hareket edemiyorum, uyanmasın diye...Epey zaman geçti...derken omuzumdan aşağıya sıcak bir sıvı aktı...baktım, kusmuş bu...

Uyandırmaya kıyamadan kağıt mendille sildim omzumu...bu arada benim de çişim geldi, kıpırdayamıyorum, çöydüm öyle çimenlere...sonra bir adam geldi, o da ağacın dibine sıçtı... bir süre koktuk biz öyle... sonra uyandı bu ve hemen Kadıköy-Bostancı dolmuşlarına doğru koştu, birine bindi...Minibüs parkın önünden geçerken el salladı bu...serin, barış, huzur ve çiş dolu bir andı, gökte kabak gibi ay vardı...

Metin Üstündağ



23 Şubat 2008






Cumartesi Neşesi !


Kaç vakittir ihmal ettiğim Cumartesi Neşesi köşesine bu hafta yer vermek ve sizi sevgili arkadaşım Gayköpek ile tanıştırmak istiyorum :p


22 Şubat 2008






Tanımıyorlar
Şekerim !


Ülkemizi yurt dışında tanımıyorlar lafı, yıllardır ağzımızda sakız olmuştur da, kimsenin aklına "biz tanıyor muyuz ki ülkemizi, başkasına tanıtalım?" demek pek gelmez.

Roma imparatoru Sezar'ın "Veni vidi vici" (geldim, gördüm, yendim) sözünü Tokat'ın Zile ilçesinde söylediğini kaç kişi biliyordur bu ülke de?

Peki "Karun kadar zengin" sözünün sahibi Kroesus'un (Karun) Manisa Salihli'li olduğu ve dünya da ilk parayı bastığını?







Ya bütün dillere giren Mozole kelimesinin Bodrum'lu hemşerimiz Mausolus'un dünyanın yedi harikasından biri olan anıt mezarından kaynaklandığını?

Ya şu "eşek kulak"larıyla ya da "dokunduğu herşeyi altına çevirmesiyle" ünlenen Kral Midas'ın Ankara Polatlı da yaşadığına ne demeli peki?

Özgen Acar'a ait uzun bir yazıdan yararlanarak yazılan bu yazı; gazeteyi spor sayfasından okumaya başlayan, karı-kız, futbol ve araba markaları dışında konuşacak bir şeyi olmayan embesil erkeklerle, genelde onların partnerleri olan, adını bile duymadığım yandan yemiş popçuların son yediği yemeği bile sayabilen, alışveriş budalası kaltaklara ithaf edilmiştir.



21 Şubat 2008







Haftanın Güzeli !


Bu haftaki eşcinsel muhafazakar güzelimiz Konya'dan 49 yaşındaki Bahadır Nurtopu... Nur cemaatine özel bir sempati duyan Bahadır Bey'in kadın makyaj malzemelerine karşı garip bir ilgisi var. Hayatta en önem verdiği şeylerden birisi, her gün badem yağıyla masaj yaptığı bıyıkları.



20 Şubat 2008






Amerika !


Amerikan kasabalarında geçen şirin aile komedileri, gerçekte birer dramdır. O sevimli çocuklar okul-kilise-ev üçgeninden başka şey bilmezler ve kasabaları hiç de filmlerdeki gibi şirin değildir. Hatta sıkıcı, küçük, geri ve gelişmemiştir.

Kocaman otoparklı kütüphaneleri vardır, yüzlerce dokümanın olduğu ama üşümemek için sığınan garibanlarla, ödev yapmaya çalışan, çalışan annelerin çocukları ile doludur içleri. Gece 10’dan sonra sokaklar bomboştur, köpek sesleri duyulur bir tek. Büyük sözler söylemeyi, film sektörünü çok iyi bilirler, onların en büyük özelliği ülkelerini başkalarına satmak-pazarlamaktır...


Dünya da çoğu kişinin Amerika'yı filmlerdeki gibi zannetmelerini Elif Aktuğ yazmış. Televole tarzı programlarla hipnotize olmuş Türkiye taşrası da İstanbul'u böyle görmüyor mu sanki.



19 Şubat 2008






Deli Kız !


Aysel Gürel deli değildi, ama eski bir röportajında dediği gibi bu toplumda sadece delilere özgürlük tanınıyordu ve o da kendini bilerek deliliğin kıyılarına atmıştı.

Kendisine bir arkadaşımın ofisinde rastlamıştım 5 sene kadar önce, Hz. Muhammed'in gay olduğunu iddia ediyordu bir çay-kurabiye muhabbetinde. Aslında bu saçma fikire kendisinin bile inandığını zannetmiyorum, çünkü varsayımları; "O çok akıllı ve her konuda devrimci birisi, eşcinsel olmayan birisi bu kadar cinsel devrim yapamaz" türü abuk sabuk genellemeler üzerine kuruluydu. Ama sanki o bize başka mesajlar vermek istiyor, beynimizi zonklatmaktan, bizi şaşırtmaktan zevk alıyor gibiydi.

Dahilikle delilik arasında ki ince çizgide, neşeyle ip atlayan bu Koca Kız'a Tanrı'dan rahmet diliyor ve Gay'ler arasında çok anlatılan, Zeki Müren ile arasında geçen bir fıkrayla kendisine güle güle diyorum.








Bodrum'da ölü sezon, Zeki ve Aysel sahilde geceyarısı bir aşağı bir yukarı yürüyüp duruyorlar geceyi geçirecek bir erkek arıyorlar. Etrafta o gece in cin top oynuyor ve elleri boş eve dönüyorlar. Üstün fikirli Aysel, Zeki'ye "Birbirimizi parmaklayalım bu akşam çok azdım ben Zeki'cim" diyor.

Uygulamaya geçildiğinde, Aysel ;

"Zeki'ciğim yüzüklerin rahatsız ediyor rica etsem çıkartır mısın"
diyor.

Sıra ve roller değişince, bir müddet sonra da Zeki;

"Yüzüklerini çıkartsana Aysel'cim pek rahatsızlık verdi" deyince, Aysel patlıyor;

-Ulan Zeki onlar yüzük değil bilezik, bilezik!



18 Şubat 2008







Çingene & Country !


Bugün ilginç ve pek neşeli bir çingene müziğine yer vermek istiyorum. Parçamız Çigan müziğiyle ünlü Macaristan'dan olmasına rağmen, bu şarkının; köy, taşra işi, yani modernize edilmemiş Amerikan Country müziğe olan benzerliği ayrıca ilginç geldi bana.

"Şu site" bu parçayı size otomatik çalacak, beğenirseniz sayfada çıkan download ya da indir linkinden bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İyi dinlemeler.


17 Şubat 2008







Çinn Çinn !


Bir Çin mucizesi lafıdır gidiyor. Bu konuda godoş basınımız da, medyamızda yabancı sermayeden girip küreselleşmeden çıkan binlerce yazı yazıldı, tv programı yapıldı, ama nedense Çin'in yolsuzluk ve rüşvetle çılgınlar gibi mücadele eden devlet yapısından hiç söz edilmedi.

Oysa geçen yıl Çin de 7 bin devlet görevlisi, bürokrat ve siyasetçi ekonomik suçlardan müebbet hapis ve idam cezası almış. Sahi siz geçtiğimiz sene bu suçtan birkaç yıl bile ceza alan kaç Türk siyasetçi ve devlet görevlisi duydunuz?


16 Şubat 2008






"Ben"
Nasıl Oluşuyor ?



Cevap belki de Alman Fenomolog E. Husserl'in, "Biz başkasının Ben'iyiz, Ben'imizin içinde başkasının Ben'i yaşar" diyen cümlesinde gizlidir.

İnsan, embriyolojik dönemde muazzam bir dönüşüm geçirip (maddenin cenindeki ontojenetik gücünü kullanıp) işlenmemiş bir potansiyel halinde yeryüzüne düşer, çevrenin filtresinden geçer, onun tarafından isimlendirilir. Böylece madde üstün güçlü bir efendi olarak kendi amacına uygun köle yetiştirir; Beklemeyi, kendini ertelemeyi, içindeki değil, dışındaki sesleri dinlemeyi öğretir insana ve fazlaca döl verdiği ölçüde yüceltir onu.

Tahir M. Ceylan


15 Şubat 2008







Yavşaklar Günü !


Dün akşam annem bir komşumuzla dertleşirken kulak misafiri oldum, komşu kadıncağız, çocuğunun sevgililer günü için, altın takı + iki kişilik lüks bir yemek için çok para harcamasından, sonra kredi kartlarını öderken sıkışmasından dert yanıyor, yeni neslin neden bu kadar çok tüketim ve gösteriş meraklısı olduğunu tatlı tatlı çekiştiriyorlardı.

Hepimizin etrafında bolca bulunan, sevdiğinin sevgisini, ona aldığı hediyenin olası fiyatıyla değerlendiren embesiller, eminim sizinde gözünüzden kaçmıyordur. Ara sıra yabancı tv kanallarını izleyenler, bizden çok daha varsıl hiçbir ülkenin televizyonlarında bu kadar altın ve pırlanta reklamı yapılmadığını görmüşlerdir.

Tanrım! annelerimizin belki ailesi muz alamayan çocuk vardır diye düşünerek, beslenme çantamıza muz v.s gibi yiyecekleri bile koymaktan çekindiği günlerden ne hallere geldik.










Taraf yazarı Ümit Kıvanç, 14 Şubat Sevgililer Günü üzerine, tüm basında çarçaf çarşaf çıkan "Sevgilinize yakışır bir kutlama", "eşsiz İstanbul manzarası", "sizin için doğru alternatif", "kişi başı 200 YTL (KDV Dahil) " v.s tanıtımlara sinirlenip "Ya kusura bakmayın, kendimi tutamıyorum" diyerek bakın neler yazmış;


Sardı aşkın amansız ateşi
Tohum bekleyen toprakları
Döküldü aşk kırmızısı
Gül yaprakları.
Vladivostok'tan Buenos Aires'e
Stockholm'den Rabat'a
Çok yavşaklık gördüm ama
Erişemez hiçbiri 14 Şubat'a.



14 Şubat 2008






Aşkla Ölmek !


Ölüme ve tabulara meydan okuyan kedisever ünlü bir gay ile, bir kadın arasında garip bir aşk hikayesine yer vermek istiyorum bu sevgililer gününde, Tuna Kiremitçi'ye ait uzun bir yazıyı anlamına fazla dokunmadan biraz kısatma ve birkaç küçük eklemeyle;

Mary Austin ve Freddie Mercury, ünlü sanatçının dengesiz sanatçı kişiliğine ve değişen cinsel tercihlerine rağmen, dostlukları ayrıldıktan sonra da süren fırtınalı bir aşk ve evliliği yaşamıştı. AIDS’in pençesindeki Freddie, ölüm döşeğinde ne zaman gözlerini açsa karşısında o kadını buldu...

Eskiden onun için bir şarkı yazmıştı; “Hayatımın aşkı” diye...'Hastalığın ilerlediği dönemde beraber çok zaman geçirdik. Bu odada çok fazla anı var' diyor kadın...“Onu tükenmiş, acılar içindeki haliyle yatağında görür gibi oluyorum. O zaman her şey yeniden aklıma geliyor... Uyandığında saçını tarardım, çünkü sırt üstü yattığında saçı başı dağılmış olurdu hep...” Her gün başucunda en az altı saat dururdum... Aniden uyanıp gülümser ve şöyle derdi: ‘Ah, bu sensin... Eski vefalı dostum.’









“Bu sırada ona gerçekten aşık olduğumu anladım...” diyecekti kadın daha sonra iki oğlunun vaftiz babası olacak Freddie için : “Sonun yaklaştığını biliyordu. Son haftalarda büyük acılar içindeydi. Yemek bile yiyemiyordu. Buna rağmen kederli olmadığını defalarca söyledi.” “Yatağının başından ayrılırken yanağından öptüm ve onu çok sevdiğimi söyledim... Artık beni duymuyordu.”

Freddie Mercury, Mary Austin hakkında: Bütün aşıklarım niye onun yerini alamadıklarını soruyorlar. Çünkü bu imkansız. Tek arkadaşım Mary ve ben başka birini istemiyorum. O benim yasal eşim. Bu benim için evlilik gibi. Birbirimize inanıyoruz ve bu bana yeter.










Bir erkeğe, Mary'e aşık olduğum gibi olamazdım, dese de 1983'te Jim Hutton adında bir erkeğe feci aşık olmuştur. Hutton onun yaşamının son altı yılında onunla birlikte olmuş, hastalığı sırasında ona bakmış ve öldüğünde de yatağının yanıbaşında Mary Austin ile birlikte o da bulunmuştur.

Bir şarkısında dediği gibi, “fazla aşktan” öldü adam. Ama bu aşklardan sadece biri onun şöhretinin ardındaki kırılgan çocuğu gördü, korudu ve yaralanmaya açık ruhuna güvenli bir sığınak verdi. Şimdiyse uzaktaki bir yabancı, hiç bilmedikleri bir dilde yazdığı yazıda onlardan bahsediyor işte. Kulaklarında “Love of my life”, aklında Ömer Hayyam’dan bir mısra: “Sevdin, sevildin. Daha ne isteyesin?”

İşte "şurada" konuyla ilgili birkaç resim ve" şurada da" o unutulmaz beste, bu da "bonus". Unutmayın aşkın ve ruhların cinsiyeti yoktur, sevgililer gününüz kutlu olsun dostlarım.



13 Şubat 2008







Haftanın Güzeli !


Bu haftaki muhafazakar eşcinsel güzelimiz, İstanbul'dan Serkan KocaSayan. Türban takarak basına poz vermeyi çok seven, bu nadide Etiler yumuşakcası, bir ulusal tv kanalında sabah sabah kadın programı sunuyor ve kendisinden 20 yaş küçük sevgilisi türkücü Cabbar Basar ile 9. evliliğini bir Avrupa ülkesinde en kısa zamanda yapma hazırlıklarında. Bebek yüzlü ama maganda erkeklere karşı özel bir zaafı var.



12 Şubat 2008







At Kokusu !


Zannediyorum 1980'den önce doğanların büyük bir kısmı, eski Amerikan arabaları olan İstanbul dolmuşlarını hatırlayacaklardır...Tabi daha önceki nesiller için ondan öcesi de varmış...İşte bu konuda Sunay Akın'dan pek sevimli bir şiir size;


At Kokusu

Kaç faytoncunun
Artık taksicilik yaptığını da bilirim
ama söylemem
onu da siz bulun
dikiz aynasına takılı boncuklardaki
at kokusundan.



11 Şubat 2008







Cadı Mim'i !


"Goddess Artemis" tatlı cadısından kurtuluş yok, belki unutur dedim ama nafile... Tanrıça'nın gazabından korkup tırsan Kedi hemencik yazıyor;

Dinsel ya da ideolojik yobazlığın, ırkçılığın olmadığı bir dünya da yaşamak isterim, ama başta özellikle, Dram & Komedi Din Üçlüsü dediğim, Ortadoğu çıkışlı dinler bu konuda oldukça sabıkalı durumdalar, ve tabi üzülerek söylemeliyim ki, günümüzde azgınlık ve tutuculuk konusunda dünyada kimse Müslümanların eline su dökemez :(

Ekolojik & sosyalist ve elinden geldiğince vejetaryen olmaya çalışan bir toplumda yaşamak isterim, ama ne yazık ki dünyada böyle bir ülke bile yok, sadece bildiğim kadarıyla birkaç komün var.



10 Şubat 2008







Teset-Tür !


Petra Berger'den "şu güzel şarkıyı" dinlerken gözlerimizi kapatalım ve düşünelim;

Olimpiyatları gözünüzün önüne getirin, tesettürlü bir kadın hangi dallarında yarışabilir olimpiyatların? jimnastik, koşu, atlama, yüzme v.s yapabilir mi? Sanat dallarını düşünelim, tiyatro, bale, dans, sinema hangisine uygun bu kıyafet sizce?


Eğer parçayı beğenirseniz indir butonundan mp3 olarak indirebilirsiniz. Parçayı bana gönderen sevgili Bisgen'e çok çok teşekkür.



09 Şubat 2008







Porno !


Komşum bile şiir kitabı çıkarmış. Haftada iki kez çöpü alan kapıcımızın romanı basılmak üzere. Bakkalım, bir deneme çalışması yapıyormuş. Tebrikler. Ev sahibim, kirayı erken yatırmamı istedi; çünkü kısa film çekecekmiş; maddi sıkıntısı var. Belediyeden kaçak otoparkçılarımız da görünmüyor binanın önündeki; onlar da müzik grubu kurmuş.

Topluca sanatçı olduk durup dururken ansızın. Beni ziyarete gelenlerin hepsi gizli edebiyatçı. Kimle iki kelime konuşsam şair çıkıyor. Çok sıkıldım ben bu durumdan; şiirden bıktım; şairden gına geldi.

Şiiri bırakıp porno film yönetmenliğine geçeyim diyorum; büyük hevesimdir; o da olmaz internette fink atıyor amatör kamera çekimler.

Küçük İskender



08 Şubat 2008







Sol !


"Solun Türkiye'de bir şey yapma olasılığı sınırlıdır. Daima azınlıkta kalmıştır. Solun, sosyalizmin içeriği bizim kültür seviyemizin altındadır. Çünkü Marksist felsefenin Avrupa kültürünün derinlerine inen kökleri var. Antikiteye kadar iner. Marx, sonuçta kendinden öncekilerin üzerine kurmuş felsefesini. Bizde o temel hiç olmadı."

Doğan Kuban



07 Şubat 2008







İfrit !


"Üniversite düzeyinde, cinlere ve meleklere inanan, ama evrim teorisine inanmayan, deprem olsa bunu Tanrı'nın uygun gördüğü ceza olarak anlayan, başımızda bir halife ya da onun gibi bir dini otorite bulunsa daha iyi yönetileceğimizi düşünen kişiler olmasından ötürü ciddi bir şikayetimiz yok (liste daha çok uzayabilir tabii), ama o kişilerden biri başına bir bez bağlayınca birdenbire ifrit kesiliyoruz."


Murat Belge
esas mücadele etmemiz gerekeken sorunun kadın tutuculuğundan öte erkek yobazlığı olduğunu pek güzel ifade etmiş, çünkü kadınları ezen ve pek çok şeye zorlayan esas bu erkek zihniyeti işte...



06 Şubat 2008







Haftanın Güzeli !


Muhafazakarlığın hızla artması, hatta muhafazakar ibnelerin bile türemesiyle, Gaykedi olarak yeni bir uygulama başlatıyor, her hafta bir eşcinsel muhafazakar güzelimize yer vermeyi düşünüyorum.

Bu haftaki güzelimiz Yozgat'tan İbadullah, yaşı 38, boyu 1.92 , kilosu 105, bir erkekte aradığı en önemli özellik bıyıklı olması.



05 Şubat 2008







Aşk ve Av !


1141-1209 yılları arasında yaşamış Azerbaycan'ın büyük şairi Genceli Nizami'nin Farsça yazmış olduğu dörtlüğün Azeri diliyle ifadesi şöyle.


Gece halvetce bize sevgili yar gelmiş idi
Üzü aydan da gözel Nigar gelmiş idi
Ona ben göz yetirip halveti baktım
Ovçunun ovlağına körpe bir şikar gelmiş idi.


(Yüzü aydan da güzel sevgiliye gizlice baktığımda avlağa körpe bir av gelmiş sandım...)








Güzeli avlayabilen, güzel tarafından avlanmaya da hazırdır.

Felsefe Prof. Ahmet İnam'dan okuduğum bu satırlar aklıma, av konusunda avcının kolay avladığı, tavşan, kuş gibi hayvanları beğenmeyip genelde hep, vahşi, büyük, güçlü ve tehlikeli, hatta sonu olabilecek, onu öldürebilecek hayvanları avlama isteğini ve hepimizin aşk konusunda genelde, hep zor ya da olmayacak insanları, ebemizin amını görebileceğimiz kişileri seçme içgüdümüzü getirdi aklıma.



04 Şubat 2008







Ulak !


Dün birtanemle, evdeki ufak tefek eksikler için alışverşe çıktık ve Ulak filmine gittik. Ülkemizdeki yozlaşmaya, erkek egemenliğine, kadın ve birey üzerindeki zıvanadan çıkan, toplumsal, dinsel baskıya göndermelerle dolu bu filme, gitmenizi öneririm dostlar...


Siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgarın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım Aristophones.


Ulak'ın aklıma düşürdüğü, rahmetli Z. Özger'e ait bu dizelerden sonra, filmi pek bir güzel anlatan Gülenay Börekçi den kısa bir alıntıyla bitireyim yazımı bu günlük;









" Ulak kusurlu bir film mi? Evet, hakikaten haz veren tüm güzel şeyler, tüm sahici insanlar gibi, onun da kusurları var. Lakin o kusurlar arasında samimiyetsizlik, kabalık, çirkinlik yok.

Çağan Irmak defalarca yinelenmiş bir şablonu takip etme kolaycılığına kapılmıyor çünkü. Gerektiğinde geçmişi bir hamlede silip atmamızı önermekten, geleceğe dair korkularımızı beslemekten; kasvetten, karanlıktan çekinmiyor. Ve ondan ‘Babam ve Oğlum’daki türden bir affedicilik bekleyenleri fena halde şaşırtıyor. Cüretkar ayrıca; temiz ve usturuplu görünmeye uğraşmıyor.

Sinemamızda kaç film vardır bir çocuğun babasının mezarına zafer duygusuyla işemesini gösteren? Kaç filmde düşmüş kocasını terk ederken ona mağrurca gülümseyerek el sallayan bir anne seyrettiniz?".



03 Şubat 2008







Selam !


Hiç dikkat ettiniz mi? Bakkaldan içeri giren herkesin ayrı bir selam verme biçimi vardır. Biri 'merhaba' der, diğeri 'selam', bir başkası 'selamün aleyküm'. Bu bize Osmanlı'nın mirasıdır. Çok kültürlü bir toplumun izleri...

Doğan Kuban'a ait bu sözler, Ahmet Altan'ın aşağıda ki satırlarla değindiği, ülkemizde yaşanan Kültürel Bölünme'yi getirdi aklıma;

Bir yanda, ayakkabılarını sokak kapısının önünde çıkaran, kadınlarının başını örttüğü, erkeklerinin sokağa pijamayla da çıkabildiği, erkek çocuklarının kahveye gittiği, kızlarının tam bir baskı altında yaşadığı, türküyle arabesk arası bir müzikten hoşlanan, belki de hiç kitap okumamış, hiç dansetmemiş, hiç karı koca birlikte lokantaya gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli kalabalık bir kitle var.









Diğer yanda ise eğitim görmüş, bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dansetmiş, sinemaya giden, çok fazla olmasa da kitap okumuş, müzik zevki pop şarkılarla klasik müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızların flörtüne izin verilmese bile göz yumulan,

Allah’a inanan ama ibadete pek aldırmayan, kadınlarının başını örtmediği, şarabın kalitesinden pek anlamasa da kadın erkek bir arada gidilen bir gezmede içki de içmiş, gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendini birinci gruba kıyasla çok gelişmiş hisseden, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da okumuş yazmış, batı standartlarına yakın bir grup var.



02 Şubat 2008








Halimiz Nicedir !


Sevgili Behiç Ak'tan bir karikatür...

Bir ev partisinde bir grup arkadaş ellerinde içkiler, sigaralar oldukça keyifli gözükürlerken, pek neşeli gözükmeyen bir arkadaşlarına sorarlar;

- Bütün dostlar bir aradayız. Nasıl oluyorda sen hala kendini yalnız hissediyorsun?

- Biraz önce e-mailime baktım. Kimse mesaj göndermemiş :(



01 Şubat 2008







Ballad !



Öyle melodiler vardır ki, sizi sizden alır, neredeyse sırtınızda kanatlarınızın çıktığını hissedersiniz dinlerken. Kökeni yemyeşil Kelt ülkesinin pagan tanrıçalarına kadar gittiği söylenen, en az 500 yıllık, bestecisi bilinmeyen bir ballad olan Greensleeves ile benim ilişkim de böyle birşey işte.

Flüt, piyano ya da gitar ile biraz ilgilenenlerin bildiği, çoğu kaynakta İngiliz halk ezgisi diye geçen bu melodiyi, kimileriniz TRT radyo 1'in artık efsane olmuş programlarından Bir Roman Bir Hikaye'nin başlangıç ve bitiş ve müziği olarak hatırlayacaktır.








Deep Purple
ve Rainbow 'un unutulmaz gitaristi Ritchie Blackmore'nin yorumuyla "şu site" den bilgisayarınıza mp3 olarakta indirebilirseniz.

İstek olursa, bir daha ki sefer size, oldukça farklı Loreena McKennitt yorumunu da yayınlarım, iyi dinlemeler, flüt ve yaylılar 50. saniyeden sonra giriyor, umarım bu melodi
benim gibi sizi de beş asır öncesi Shakespeare dönemine götürür...