20 Aralık 2008







Kar Prensi !


Gaykedi benim de çocukluğum seninki gibi bahçeli bir evde geçti. Gencecik ana olmuş, küçük yaşta dul kalmış, anneannem, canım dayım, annem, babam o evde çok güzel günler yaşadım. Hayvanlar ve çocuklar içgüdüleri güçlü canlılar oluyor. Dayıma karşı, sanki o benim küçüğümmüş gibi onu koruma kollama misyonu edinmiştim çocuk aklımla.

Deniz subayıydı, o bembeyaz üniforma o filiz gibi bedenenine ne yakışırdı. 9 yaşımdaydım, bir ekim günü okuldan döndüm, evin önü insan ve araba doluydu. O öldü dediler.

O 21 yaşındaydı daha, ölümle tanışmam böyle oldu. Çok acı dolu travmatik günlerdi, anneannem fazla dayanamadı, oğlunun ölümününden 1,5 yıl sonra 46 yaşındaydı kar prensinin arkasından göçüp gittiğinde.








16 yaşımda dolaplarda bişeyler ararken sararmış bir gazete buldum. Canım dayım ölüm haberi ile oradaydı. Ben onun bir cinayete kurban gittiğini öğrendim. Kar prensine kıymışlardı. Eşcinsel deniz subayı diyordu haberde; "Birlikte olduğu kişi tarafından..."

Annem "Anlamadım, ah anlasaydım, anlatsaydı, belki o zaman böyle olmazdı" der hep. Ben anlamıştım, ben biliyordum. O bir kar prensiydi ve cücelerden biri onu yedi.

Gazeteyi bulduktan sonra hemen anneme koştum tabii. Sarıldık, ağlaştık uzun uzun anlattı annem. Ananemin ölümünden sonra gizlice cezaevine o adamı görmeye gitmiş annem. Benimle görüşürse ona "Bir değil iki kişiyi öldürdün" demeye gittim dedi. Görüşmeye çıkmış adam, hiç bişey konuşmamış, öylece başı önünde durmuş, sadece "ölmeme izin vermiyorlar, ona gitmeme izin vermiyorlar" demiş.








Mahkemede de hiç konuşmamış zaten, sadece "beni asın" demiş. Çok kısa süren bir görüşme tabii, annem çıkmış, oradaki bir görevliye sormuş annem "Neden öldürmüş kardeşimi, hiç anlatmamış mı kimseye?".

Görevli; "Hiç kimseyle pek konuşmuyor, sürekli intihar teşebbüsünde bulunur. Yeni geldiğinde kesmiş bileklerini demir bir şeyle, tutuklunun biri görmüş, demiri almaya çalışırken, ibnenin biri için değer mi, pisliği kaldırmışsın, temizlik olmuş işte filan gibi bişeyler söylemiş. Adam çıldırmış, elindeki demirle mahkumu delik deşik etmiş. Mahkemesi daha sürüyor" demiş.

Annem diyor ki; "İyi ki gitmişim, olaydan sonra kendimi duyduğum öfke, nefret, kin duygularıma hapsetmiştim. Eşim ve çocuğum perişandı, gözüm görmüyordu. Ailem bu trajedi ile dağılma noktasına gelmişti. Yeter dedim, dağılan bunca hayat yeter."








Hepimiz bu olayda yara aldık. Canım annem 34 yaşında menopoz sıkıntıları ile uğraştı, canım babam eşine yardımcı olmak için telef oldu, ben yakınıma öfkeli biri sokulacak endişesi ile kıvrandım, nerdeyse ensemde dikiz aynası çıkacaktım sokağa. İnanmam güç, güvenmem güç...

Evlendim, hep endişe ettim,eşimin hangi gün, hangi olay öfkesini kontrolden çıkarır. Çok şükür Allah'a mutlu bir evliliğim var. Ama oğullarıma çaktırmadan öfkeyi kontrol altında tutma egzersizleri yaptırıyorum. Biraz daha büyüsünler onlara dayımı anlatacağım. Kar prensimi çok özlüyorum, biliyorum ki, o yaşasaydı benimle çok şey paylaşacak, küçük bir hanımın sağlıklı bir ruhla yetişmesi ve mutlu olması için çok şey yapacaktı.

Biliyorum ki benim keyifle dinlediğim Pink Floyd, Metalica şarkılarını dinleyecek, bana onların balatlarını o güzel sesiyle söyleyecekti. Sevgili Gaykedi, bir öfkeli sevgi bütün bunları aldı. Hayatlarımızı savurdu, ben 9 yaşımdan sonra çocuk olamadım bir daha, hele anneannemin hastalığı süresince...






Gece koşuşturmalara fırlayıp, ambulans sireni arkasından gözyaşı döküp, annemle babamın eve dönmesini, anneanemin iyi olarak dönmesini bekledim. Ve sonraki günlerde siren sesi duyduğumda vücuduma giren kramplarla hastahanelik oluyordum. Adale spazmı. "Psikolojik, ergenlik döneminde atlatır dediler."

Öyle de oldu, ama hala siren sesi beni ürpertir, ellerim terler. Hasta insana ve hastalığa hala tahammülsüzüm. O acılı günlerden birinde "Anneanem ölse artık" dedim, geceler boyu ağladım, pişmanlık ve suçlulukla....

Şimdi sevdiklerimden biri hasta olur, iyileşmezse diye, ben onun için de ölse artık diyebilirmiyim diye korkuyorum. Çocukluğum marazi bir sevgiye kurban oldu. Geleceğim endişe ve hezeyanlara...








Annemin ikinci bir çocuk hayali 26 yaşında ortadan kalktı. Doktorlar aşırı üzüntünün yarattığı erken menopoz dediler. Ve şunu belirtmeliyim ben ve ailem bunları dayımın eşcinsel olmasından dolayı yaşamadık. Onu kaybettiğimiz için yaşadık.

Anneme olayın gerçek yüzünü öğrendikten sonraki yıllarda sordum. Etraftan neler dediler, nasıl başa çıktınız? "Anneannen ilk gün noktayı ve tavrını koydu" dedi. Kabristandan eve geldiklerinde komşulardan biri, "Ahh nasıl oldu bu iş, nasıl bu çocuk böyle olmuş" gibilerden ağzını açar açmaz, anneannem ayağa fırlamış;

"Hanım hanım bu ellerle yavrumun üstünü örtüp eve geldim, beni günaha sokma, kızım kapıyı göster teyzene ve diğer gitmek isteyenlere, bu kapı onlara artık kapalıdır" demiş. Annem kadını geçirmiş herkes donmuş kalmış. Ve o olmuş.






Benim anneannem, dayım eşcinsel olduğu için ölümcül hastalanmadı, yavrusunun yokluğuna dayanamadığı için öldü. Ve onun hayatın ve insanların karşısında bir duruşu, çevresinde muteber bir kişilği vardı. O amazon kadınlardandı. Bu olayın üzerinden tam 27 yıl geçti, ama görüyorsun yaraların üzerindeki kabuk hala duruyor.

Dayıma ait herşeyi annemden aldım. Koca bir kutu. İçindekiler tamamen müzikle ilgili, nota deşifreleri, nefesli enstrümanlar, flütten, trombon, saksafona kadar. Dayım müzik eğitimi almıştı. Deniz kuvvetleri bandosunda nefesli sazlar müzik öğretmenliği yapıyordu.

İronik değil mi? Büyük oğluma onun adını verdim, ama küçük dayımın kopyası, annem baktıkça şaşıyor. Ve çok ilginç, müziğe korkunç yetenekli. Sanırım o kutudakiler bir gün onun olacak. Şansı benzemesin. Haa olayın geçtiği yılı sormuşsun 1982.

Adsız Abla