04 Kasım 2008






Kıskançlık ve Çığlık !


Dünya özgürlük ve demokrasi şampiyonu başta Norveç, İskandinav ülkeleri, 20'nci yüzyılın başında tutuculuğun daniskasını yaşadıkları için bugün böylesine serbestlermiş kadın, erkek. Bir uçtan bir uca savrulmuşlar, başka bir deyişle.

Norveç'in özgür başkenti Oslo, 1925 yılına değin "Christiania" adını taşırmış meğer. Yani "Hıristiyanya". Ve toplum, kilise, papaz, çarmıh arasında geriliymiş.

Ünlü 'Çığlık' tablosunun ressamı Norveçli Edvard Munch, 1863 yılında Hz. İsa'yla oturup Hz. İsa ile kalkan dindar bir ailede dünyaya geliyor. Aile değil, sanki bir çile yumağı. Herkes illetli: Doktor baba, sinir hastası ve kafayı dinle bozmuş, anne ve beş çocuk ise veremli.







Edvard Munch henüz beş yaşındayken annesinin, ardından ablasının kan kusarak ölümüne tanık oluyor. Ünlü "Hasta Çocuk" tablosunda, ablasını resmediyor. Zaten kendisi de verem ama 80 yaşına kadar Norveç dışında yaşıyor. Çünkü anayurdu, son yıllarına kadar yerden yere vuruyor çığır açan resmini.

Sanatçı arkadaşları gibi Munch da, evliliği esaret olarak algılayan ve kadın özgürlüğüne yürekten inançlı, aşkta bağımsızlığı savunan insanlardan. Ancak özgür kadını "vampir" görmekten kendisini alıkoyamıyor, yani kadınların yasak tanımamasından, bağımsız olmasından acı çekiyor. Edvard Munch, sevdiği "özgür" kadını başkasının kolunda görmeye dayanamıyor.

Edvard Munch, ömrünce çektiği en büyük acıyı, kıskançlık illetini, "Kıskançlık kaybetme korkusu değil, paylaşma korkusudur" diye tanımlıyor. Kimi erkeklerin, sevdikleri kadını paylaşmaktansa öldürmeyi tercih ettiklerini düşünürseniz, bence kıskançlığın en doğru tanımıdır.


Mine Kırıkkanat'a ait uzun bir yazıdan tarafımdan kısaltılmıştır.



11 yorum:

Adsız dedi ki...

selam alıntı yazı çok hoş gercek bir realist ve reaksiyonlarını tam manasıyla yansıtmış kıskanclığın...
....bende asla paylasam ölürüm ...yanıkkoza...

zoitsa dedi ki...

ne kadar karamsar bir hayat..
ayrıca kıskançlığın tamınının çok isabetli yapmış..zira bir zamanlar peşimde öldürme tehtidlerine gidebilecek kadar kıskançlık duygusunda olan biri vardı..istediği tam olarak ben değildim beni paylaşma duygusu onu çileden çıkarıyordu..ama seni sevmeyen bir insanın hayatına devam etmesi kadar doğal bişey yoktur ve bu kıskançlığı bu boyuta getiren asıl duygu paranoyadır..

7.oda dedi ki...

kesip sakladığım bir yazısıydı Mine Kırıkkanatın.
kesinlikle kıskançlığın en iyi tanımıdır bu.. kesinlikle kıskançlık kaybetmde değil paylaşma korkusudur..

gaykedi dedi ki...

yanık koza
sen ancak kendini öldürürsün :)

-----------------------

zoitsa
kıskançlık çok sağlıklı bir ruh ali değil, gerçekten bir paranoya.

-----------------------

7.oda
bende saklamıştım :p

kimyon dedi ki...

ya benimsin ya toprağın :)

blogunuz çok güzel nasıl oldu da bugüne kadar sizi ziyaret etmedim. kendime kızdım şimdi. Kıskanç birisi olmadığımdan bütün tanıdıklarımla blog adresinizi paylaşıcam :)

Sevgiler

Brajeshwari dedi ki...

az kıskancım diyeenlerin, az hasta olduğunu mu düşünmeliyiz.

Paylaşmak, sahip olduğumuzu sanmak ile bağlantılıdır biraz da..Özgürce sevebilmeyi ve sahip olduğumuzu düşünmeden yaşayamıyorum..

gaykedi dedi ki...

kimyon
teşekkürler, kiyon'u çok severim bu arada, bilmem siz de sever misiniz? :p

----------------------

brajeshwari
ya da az kıskananlar daha mı az seviyorlar?

Ruyayla dedi ki...

ilişkilerdeki kıskançlığın tanımını tamamen doğru yapmış peki yaa maddesel şeylerdeki kıskançlık ? İnsanlar sahip olamadıkları şeyleri ya da onlara sahip olanları kıskanırlar ya genelde. Sahip olmadığımız şeyi kaybedemeyiz öyle değil mi... Peki ya kıskançlık niye ?

gaykedi dedi ki...

rüyayla
birde gıpta ile kıskançlık farkı vardır ki çok önemlidir.

Nickfallin dedi ki...

12 Aralık 1863 yılında dünyaya gelen Munch Norveçli. Hayat, ölüm, korku ve aşk temalı eserler veriyor daha çok. Ünlü eserleri arasında "The Sick Child" var, ölen kardeşi Sophie'nin bir portresi. Zaten Munch genelde kadınları acı çeken masumlar olarak resmetmiş.
Kimisi bu durumu ressamın yaşadığı cinsel sıkıntıların dışavurumu olarak kimi de aşkın kendisi ile olan sıkıntıların dışavurumu olarak yorumluyor. 1868'de annesi, 1877'de de kız kardeşi Sophie tüberkülozdan ölüyor ben şahsen buna bağlıyorum. Babalarının günah işlerseniz çatır çatır yanarsınız anlayışı ile yetiştiğinden hafiften kafayı sıyırıyor Munch. Sonrasında 1879'da mühendislik eğitimine başlıyor.

devamı için:
http://nick-fallin.blogspot.com/2007/06/doann-l.html

gaykedi dedi ki...

nickfallin
eklemeler için çok teşekkürler...