02 Mart 2008







Bilgelik !


Alevilik-Bektaşilik bir “Ateizm” değildir: Kendisini bilimsel olarak ifade edebilme şansına sahip felsefe-inançtır; bir bilgelik öğretisidir.

Şeyh Bedreddin "Ağacın nedeni tohumdur. Tohumu bilirsen ağacı bilirsin" der. İlk neden Tanrı kabül edilmiştir. Buna göre yaradılış yoktur, bir nedene dayalı varlaşma vardır. Yok olan var olmaz, var olan yok olmaz...Canlı yada cansız doğa amaçsız değildir.

Ancak Tanrı varlığın özüne uygun davranır; Tanrı tohuma "Sen ağaç değil, civciv ol" diyemez, böyle bir emir veremez.

Araştırmacı Esat Korkmaz



5 yorum:

gay_yor dedi ki...

bu yazıyı okurken sofi'nin dünyası geldi aklıma:)varoluşçuluk bu kitapta geniş bir çapta ele alınmıştı..hepsini bitiremediğimi sadece yarısına kadar gelebildiğimi hatırlıyorum..kafam allakbullak olmuştu..farklı görüşler düşündürmüştü beni doğrusu..

mYbiSgeN dedi ki...

alevilik ve bektaşilik aynı mıdır?

Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba'nın Bütün Yönleriyle Bektâşîlik ve Alevîlik (7. Cilt) isimli kitabının s. 143 ve devamında konu ile ilgili şunlar yazılmaktadır:

1. Bektâşî Alevîler(….)
Anadolu’daki Alevîlik salt eski bâtınî inanışların son halkasi değildir. O, Yesevîlik, Kalenderîlik, Hayderîlik, Ahîlik gibi Türk Tasavvuf kurumları ile Vücûdiyye, Dehriyeye inançları ile, eski Türk kültürünü de karıştırarak oluşmuştur. Anadolu Alevîliği, Türk göreneği, Türk Halk Şiiri, Türk sazı ile yaşıyan bir inançtır.
On üçüncü yüzyılda Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden tasavvuf erbâbı yerleştikleri yerlerdeki halk üzerinde büyük etkiler yapmışlardır.
Anadolu Alevîleri arasına sonradan Hurûfîler de karışmışlardır. Eskişehir’de Seyitgazî dolaylarında yerleşen Sultân Şüca’addin (Şüca’ Baba)‘de o bölgede ün salmıştır.
Osmanlı padişâhı Farsça şiirler yazarken Erdebilli Şâh İsmail tertemiz Türkçe ile nefesler yazarak, Anadolu’ya propagandacılar yollayarak bu zümre üzerinde bir sevgi yaratmıştır.
Anadolu’da târihen kim oldukları kesin olarak bilinmeyen bazı dedelere Hz. Peygamber soyundan gelme (Seyyid) olarak bağlanılmıştır. Sarı Saltuk, Otman Baba, Pîr Sultân Abdâl, Karadonlu Cân Baba (Ağu içen) gibi...
Anadolu’da bulunan her Alevî köyü, ocak denilen böyle bir aileye bağlanır. Onun tâlibi olurdu. Bu ocakların bir kısmı da diğer ocaklara bağlıdırlar. Bunlardan esas olan ocağa Pîr, ona bağlı olan ocağa da Mürşîd ocağı adı verilir. Bu ocağa, Rehber ocağı da denir.
Türk Ansiklopedisi:

Alevîler yalnız bu ocakları tanırlar. Onlarca Hacı Bektâş’ın genel bir pîr sıfatı yoktur. O da bir Seyyid’dir. ve Ocakzâde’dir. Bu bakımdan Bektâşîlerle aralarında ayrılık vardır. Bektâşîler onları meydânlarına almadıkları gibi, onlar da Bektâşîleri Âyîn-i cem’lerine almazlar. Hattâ Bektâşî Baba’larına mezar taşı derler. Bektâşîler de Alevî’lere Sofu, Sofu süreği adlarını verirler.

dedikten sonra Bektâşîliğin diğer tasavvufî kurumlar gibi bir kurum olduğunu ve buna sonradan girildiğini, Alevîliğin ise bir mezheb olup babadan oğula sürüp gittiğini kaydediyor. Bu açıkalamada üzerinde durulmayı değen noktalar vardır. Şöyle ki:

Bugün, Türkiye’de bulunan Alevîler Hacı Bektâş Velî’yi Pîr sayarlar. (1) Ve bütün Anadolu Alevîleri Bektâşîdirler. Bu sebeple de bu bölümün başında da Bektâşî-Alevî diye yazdım. Anadolu Alevîleri ile Bektâşîler arasında inançta, mezhepte bir fark yoktur. Erkân da ufak tefek ayrılıklar vardır. Bu farklılık zamanla unutulmaktan kaynaklanmıştır.

Her ikisi arasındaki önemli fark, yönetim yani mürşîdlik konusundadır. Çünkü Alevîlerin bir bölümü, Hacı Bektâş Velî soyundan geldiğini savlayan Çelebî’leri, öteki bölümü ise, Hz. Muhammed soyundan gelme iddiasında bulunan Dede’leri mürşîd tanırlar. Babagân adını da alan asıl Bektâşîler ise, liyâkat göstererek derece, mertebe kazanmış ve mürşîdlik makamına seçilmiş ve Baba adını almış kimselerce yönetilirler. Hacı Bektâş Velî soyundan geldiklerini iddia eden, fakat bunu kesin olarak isbat edememiş olan Çelebîlerin ufak bir kısım Alevîler tarafından tanınması da, biraz aşağıda söyleneceği gibi, Cemâleddin efendi zamanında zorlanarak ortaya atılmış bir ikilik yaratma çabası sonucudur.

Ansiklopedinin yazdığı, birbirlerinin meydânına girmekdikleri hususu da son zamanlarda değişmiştir. Ne var ki bir Bektâşî Ayn-ı cem’i ile bir Alevî İkrar töreni, kitabımızda özel bölümünde bütün ayrıntılarıyla anlatılacağı şekilde, birbirilerinden bazı farklar gösterirler. Fakat tâlibe yapılan öğütler hemen hemen aynıdır.

Alevîler arasında: “Yol bir, sürek bindir...” sözü vardır. Fakat Türkiye’deki Tahtacılar Çepniler, Narlıdere Alevî-Bektâşîleri arasında inanış ve yöntem (erkân) bakımından esaslı bir degişiklik yoktur.

Alevîlerde Kayın Ağacı kutsaldır. Her Alevî dedesinde bu ağacın dalından kesilmiş bir sopa vardır. Adına erkân denilen bu sopa, kefen adı verilen yeşil bir torbaya yerleştirilip yüksekçe bir rafta korunur. Cuma geceleri bu rafta bir çerağ uyarılır.

Alevîler, Allah-Muhammed-Alî’nin bir olduğuna: Tek olarak bunlardan bir tanesini ele almanın doğru bulunmadıgına inanırlar. “Muhammed ve Alî’nin Allah’ın nûrundan Meydâna gelmiş olduğunu savlarlar.”

Alevî sözcüğü Arap dilinde, “Ali’ye ait” “Alî’den yana”, anlamına gelen bir sözcüktür. Türk tasavufunda Hz. Alî’ye, Ehl-i beyt’e ve Hz. Muhammed’in soyundan olan on iki İmâm’a bağlı olanlara da Alevî derler. (2) Alevîler Hz. Peygamber’in amcası oğlu, damadı ve en yakını olan Hz. Alî’yi, onun en üstün bilgili, faziletli sahabesi olarak tanırlar. Hz. Muhammed’in veda haccı dönüşünde, Gadîr-i Humm’daki konuşmasında Alî’yi öğücü bir çok hadîsler söyleyerek, vefatından sonra onun imâmlığa gelmesi için, yani halîfe olması için vasiyyette bulundugunu kabul ederler.

İlk üç halîfe zamanında halk isyanına varacak kadar İslâm’da karışıklık yaratılması, Osman’ın halk tarafından öldürülmesi, Muâviye’nin uydurma halîfeligi, oğlu Yezîd’in buyrugu ile Hz. Peygamber torunu Hz. Hüseyin’in ve yakınlarının Kerbelâ’da şehîd edilmesi gibi olaylar tarihi gerçeklerdir. Kendilerine Hz. Peygamber’in sünnetine uyanlar imiş gibi Sünnî adını alanların gerek Hz. Peygamber düşmanı gerek İslâm’ın baş bölücüleri olması karşısında, Hz . Muhammed’e ve Hz. Alî’ye Ehl-i beyt’e ve Hz. Muhammed soyuna bağlı kalmış olanların Alevîler olduğu görülür. Onlar sırasıyla “Allah-Muhammed-Alî” sevgisi ve bağlılığının temsilcileri olduklarını kabul ederler. Tarihi gerçek te budur.

Hz. Alî sevgisine bağlı topluluklar Zeydiyye, İsmâîliyye, Nusayriyye ve benzeri adlar altında kollara ayrılmışlardır. Bir bölümü ise, Hz. Alî’yi Tanrı’laştıracak kadar aşırıya gitmişlerdir. (3) Bu konuları politik emellere bağlayanlar olmuştur ki Türk Alevîligi ve hele Bektâşîliğinde bu aşırılık asla yoktur.

Anadolu Tük Alevîleri ve Bektâşîleri, sadece Hz. Muhammed ve Hz. Alî ile onların Ev halkı (Ehl-i beyt)’na içtenlikle bağlıdırlar. Muhammed-Alî soyunun İmâmları (On iki imâm) na da sevgi ve saygı ile dolu olan topluluklardır. Adlarını sıraladığım insanlara bağlılık ve sevginin adına da Tevella derler, Bunları sevmeyenlerden uzak dururlar. Bu uzak duruşun adı da Teberrâdır. Türkiye’de yaşayan her Bektâşî, Hz. Alî sevgisi ile dolmak ve ondan yana olmak yönünden Alevîdir.

Türkler, İslâmiyeti kendi gelenek ve yaşayışlarına tamamen uygun gördüklerinden kendilklerinden İslâmı kabul etmişlerdir. Dosdoğru, iyi ahlâklı, yiğit ve kahraman bir insan olan ve “Allah’ın arslanı” lakabı ile anılan Hz. Alî’ye yakınlık ve bağımlılık duymuşlardır. Satuk Buğra Han destanında Türkler’in İslâmiyette girişleri ve Türk kılıçlarının İslâm uğruna çabaları ve Türklerin İslâmı yüceltmedeki rolleri anlatılmıştır. Daha sonraki yüzyıllarda da Ehl-i salip (Haçlı seferleri) saldırılarına siper olarak İslâmın kılıncı olmuşlardır. Bu bakımdan İslâmiyetin Türk milletine şükran borcu vardır ve olmalıdır.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda da Ahılarla Bektâşîlerin, özellikle Hacı Bektâş Velî’nin ve halîfelerinin rolleri vardır. Eski zamanlarda olduğu gibi, Ahmet Yesevî dervîşleri ve Türkmen babaları, dedeleri, etkilerini çevreye yayarak, bunalım içindeki halkı birlikte, dirlikte tutmaya çalışmışlardır. Böylece eski inanışları ile “Eline, Diline, Beline sahib olma” terbiyesi ve edebi ile eski ve yeniyi bir potada sentez ederek milli bir kültür haline getirmişlerdir.

Bektâşîlik kimseyi baskı ile içine almaz. İsteyen kendi gelir. Her gelen de alınmaz, Denemeden geçirilir. Kendi gelenin de bu toplumun insanları olan bir aileden doğması, Bekâşi ana baba dan gelmesi gibi bir zorunluluğu yoktur. İsteyerek gelen kişi, bir denetimden geçer, iyi insan ise, töreni yapılarak Yol’a alınır ve Bektâşî olur. Bir dergâhın, bir tekkenin cân’ı olur. Orada Yol terbiye ve bilgisini alır, ilerler. Yeteneklerine göre kısa veya uzun bir sürede kademe kademe yükselir. Bu şekilde dervîş, baba, halîfebaba hatta dedebaba bile olabilir. Bütün bu aşamalar seçimle olur.

Alevîlikte böyle değildir. Kişi soydan yani Alevî ana-baba dan doğacaktır. Alevîlik doğumla birlikte kazanılmaktadır. Toplum ona baskısını, zorlamasını belli etmeden Alevîliğini kabul ettirir. Alevî anadan doğan çocuk Alevî toplumu içinde doğmuştur. O toplum içinde, Yol’la ilgili terbiyeyi alarak büyür. Yani Bektâşîlikteki gibi dışardan gelerek, kimse Alevî olamaz. Sonradan, zamanı gelince, büyüklere, yani evli olanlar arasına girme vakti gelince, ikrar töreni Ayn-ı cem’ yapılır. Böylece Yol’a girilmiş olur. Bu nedenle, ikrar töreni kişinin Alevîliğe kabul ediliş töreni değildir. Birey doğumla Alevî olmuştur. Bu tören Alevîlige giriş töreni degildir, Yol (Tarîk)’a alınma törenidir. Yaşamın yeni bir aşaması, bir yeni dönemine giriştir. (4)

Dipnotlar
(1) Dedebabamız ileriki ciltlerde “El ele/ El Hakk’a” kuralını açıklamaktadır. Alevîler bu kurala sıkıca uyarlar ve ocaklar birbirine bağlana bağlana Hünkâr Hacı Bektâş Velî’ye ulaşırlar. Hünkâr piramidin tepe noktasıdır. (Ş. Keçeli)

(2) Ayrıntılı bilgi için: Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı,Tariykatlar Ansiklopedisi, Tercüman Gazetesi Yayını s. 21-22.

(3) Hz. Ali’ye ilâhlık sıfatı veren topluluklara örnek olarak, Gâliyye ve Ali Allâhiye’yi gösterebilirim.

(4) Dedebabamız bilerek, soruna sosyo-ekonomik açıdan yaklaşmamıştır. Alevîler son kırk elli yıla değin, dışarıya kapalı toplumlardı. Pazar için üretim yapılmayan, ürettiğinin neredeyse tümünü tüketen ekonominin egemen olduğu köylerde yaşamışlardır. Bu tür toplumların adına kapalı toplumlar denilir. Kapalı toplumlar, bir toplumsal deprem yaşamadıkça, dışarıdan adam almazlar. Alevîliğin Bektâşîlikten farkı, farklı toplumsal koşullardan doğmaktadır. Bu yüce Yolun kurucuları sosyolojiye uygun kurallar getirdiği için Alevîlik türlü zulme karşın yaşamıştır. Fakîr’e göre Alevîlik, Bektâşîliğin köylüleşmesi ya da halksallaşmasıdır. (Ş. Keçeli)

-------------------
Bektaşilik, Alevi bir Tarikattır.. Yani Anadolu Aleviliğinin bir koludur..

Bektaşilik aslında çok eski bir İnanç olup, sistemleşmesi Balım Sultan ile gerçekleşmiştir.

Bektaşilik, Hacı Bektaşi Velinin öğretisini bugünlere kadar taşıyan, özgürlükçü bir yoldur..

Tüm Bektaşiler Alevidir, ama tüm Aleviler, Bektaşi değildir.

Bektaşilik 1500lü yullarda, Pir Balım Sultan ile sistemleşmiş ve 12 İmamlar Bektaşiliği girmiştir..

Alevilikte Musahiplik var, Bektaşilikte bu zorunlu değil.

Alevilikte Din adamları soydan gelir, Bektaşilikte buna gerek yoktur. Din adamları Dergah'a hizmet ederler.Belli aşamalardan sonra Din Adamı olabilirler..

Din adamlarına Dedebaba, Çelebi, Baba, Halife denir..

Bektaşilikte tüm canlıların Haktan geldiğine inanılır ve tüm canlılar Hakkın birer parçasıdır...

Bu konuda da Alevilik ile aynıdır

Kısacası Bektaşilik Anadolu Aleviliğinin bir parçası olup, Musahiplik ve Din adamlarının soydan gelme zorunluluğu yoktur..
Tarikata girmek isteyenler, Bektaşiler tarafından tanınmış, iyi insanlar olmalıdır.

Öz olarak babası olan Anadolu Aleviliği ile aynı görüşleri paylaşır.. Sadece birtakım farklılıklar vardır..

Mesela Bektaşi Aleviler, Muharremi 12 gün değil de, 10 gün tuttuklarını söylerler..
---------------
Alevilik, Anadolu Aleviliği Evrensel bir İnanç Sistemidir.. Anadolu Aleviliği özü itibariyle Cem Ayinleri, Muharrem Orucu, Ehlibeyti, Anadolu İnanışları, İranı İnanışları ile bir bütündür.. Anadolunun belirli Bölgelerinde kollara ayrılır.. Mesela Dersim Aleviliği vardır.Bu Kurmanca - Kırmancki konuşan Alevilerin Aleviliğidir.. Bu Alevilikte Güneşe Dua edilir, Yılbaşında Gağant Bayramları Kutlanır.. Fakat zamanla İnançlar yozlaşmaya itilmiştir..

Bektaşilik ise bir tarikattır ve Anadolu Aleviliğine bağlıdır.. Bektaşilik aslen Anadolu Kökenlidir, bazı yazarların tanımladığı gibi Orta Asyadan gelmemiştir, sadece Orta Asya izleride taşır.. Bektaşilik, Alevilik gibi Eski Anadolu Coğrafyasından, Trakyaya kadar, İrana kadar uzanan geniş bir coğrafyanın İnanışlarının harmanlanmasıdır.. Bektaşilikte Şaraba verilen değer ve Eski Anadolu Halkının düzenlediği Şarap Tanrısı Dionysos şölenleri, Eski Anadolu Hava Su Toprak Öğeleri ile Bektaşilikteki bu öğeler karşılaştırılabilir...

Bektaşilik, Anadolu Aleviliğinin bir kolu olduğu için özü Alevilikten alır..Bektaşilik çok eskiden beri var olan ama Sistemleşmesi Balım Sultan ile gerçekleşen bir Tarikattır.

Alevilik ile Bektaşilik arasındaki farklar;


1 - Alevilikte Din Adamları Soydan gelmelidir, ama Bektaşilikte Dergah'a hizmet edilerek Din Adamı olunur, İnsanı Kamil olduktan sonra..

2 - Alevilikte Muharrem 12 Gün tutulur ama Bektaşilikte bu 10 gündür..

3 - Alevilikte Din Adamlarına Dede / Ana denir ama Bektaşilikte Halife, Çelebi, Dedebaba diye isimler verilir..

4 - Alevilik yüzyıllar önce genellikle Köylerde yayılmışken, Bektaşilik baskı görmeden önce şehirlerde de yayılmıştı..

5 - Alevilikte Musahiplik vardır, Bektaşilikte Musahip tutma zorunluluğu yoktur..
---------------
bir kesim aynı diyor bir kesim ise ayRı diyor...

gaykedi dedi ki...

@gay-yor sofi'nin dünyası'nın aklına gelmesi normal, çünkü bektaşi-alevi inancı gene esat korkmaz'ın ifadesiyle "doğaüstü nihilist" :p


@bisgen tesekkürler uzun alıntı için, bektaşiliğin daha kapsayıcı bir üst küme olması ilginç :p

mYbiSgeN dedi ki...

tam tersine gayKedi:
- Bektaşilik, Alevi bir Tarikattır.. Yani Anadolu Aleviliğinin bir koludur..
- Tüm Bektaşiler Alevidir, ama tüm Aleviler, Bektaşi değildir.

gaykedi dedi ki...

@bisgen ok...üst kümeyi değiştiriyoruz :p