30 Nisan 2007






Garabet !


Sol partilerin İstanbulda'ki kalelerinden biri olan yaşadığım semtte pek türbanlı genç kız göremessiniz, ama hep beraber gezen, uzun kollu ve meme hatlarını füze gibi ortaya çıkaran dar birşeyler giymiş 2-3 kişilik bir türbanlı kız grubu var ki, halleri tam evlere şenlik.

Ben bu yaşıma geldim bu kadar kırıtan, makyajlı, endamlı, göz süzen, gerdan büken velhasıl dikkat çeken başı açık bile görmedim, millet durup arkasından bile bakıyor, neredeyse işe çıkmış fahişe gibi trafiği kilitleyecekler.









Arkadaşlarla yemek yediğimiz, bira içtğimiz cafenin önünden geçiyorlar bazen, tabi ortalıkta dönen dedikodunun bini bin para. Almanya' dan gelmişler çok çok zenginlermiş, yok içlerinden biri, bir türkücünün ikinci karısıymış falan filan, söylediklerinin ne kadarı doğru bilmiyorum ama herkes onları konuşuyor.

Diyeceğim kimseyi zorlamayın örtünmeye, içinden geliyorsa örtünsünler yoksa ortaya çıkan garabet çok daha vahim oluyor ve herkesi çok daha günaha sokuyor. Tabi fırlama arkadaşlarımız isim takmakta gecikmediler, kimi "ihlas motor" diyor onlara, kimisi de hep beraber gezdikleri asla tek başlarına dolaşmadıkları için "mezdeke".




29 Nisan 2007






Hz. İsa' nın Pipisi
ve Türban !


Hz. İsa’nın pipisi önemli bir meseleydi ortaçağda... İsa cismani varlığıyla, yani etiyle kemiğiyle dirilip göğe çıkmıştı ya... Kendisi bir Yahudi olduğuna ve dolayısıyla küçük bir bebekken sünnet edilmiş olduğuna göre, ayrı koydukları parçası, yani pipisinin ucundaki deri de canlanıp göğe çıkmış mıydı, yoksa dünyada mı kalmıştı?...

E. Ardıç' tan okuduğum bu tarihi vaka, bana halen çılgınca tartıştığımız Türban konusunu hatırlattı...Hz. Muhammet' in fahişelik yapan kadınlar ve evli kadınların sokakta ayrılması için başlattığı bu uygulamanın, milletin uzaya turist gönderdiği 2007 yılında halen tartışılması ne acı...









Bu ülke de kaç kişi başörtüsü takamıyor, birkaç bin memur ve üniversite öğrencisi dışında? ama Türkiye' de ki nüfusun yarısı kadın ki, bu da yaklaşık 35 milyon kadın yapar bunun milyonlarcası ve eminim yarısından fazlası, babasının, abisinin, kocasının zoruyla takıyor, ben nasıl inanayım başörtüsünü savunanların samimiyetine şimdi :(

Haa bu arada ben kadının saçından tahrik olan bir kaç fetiş manyağı dışında erkek duymadım, duyan varsa yorumlara yazsın....Zaten saç bir cinsel objeyse, kadında erkek saçından etkilenebilir, o zaman erkeklerin de başörtüsü takması gerek...İslam aleminin bu zavallı hali Bizans imparatorluğunun çöküş dönemin de çılgınca meleklerin cinsiyetini tartışmasını hatırlatıyor bana!..

Gaykedi




28 Nisan 2007


Baykal Titanik !

CHP'nin seçimle iktidara gelme olasılığı cehenneme kâr yağması olasılığından küçüktür.CHP halktan kopuktur. Ortanın solunda değil, sağın sağındadır. Türkiye gençtir. CHP ihtiyardır. Türkiye değişmek istiyor. CHP aynı kalmak istiyor.

Deniz Baykal ve köhnemiş politbürosunun CHP'yi götürebileceği en uç nokta, olduğu yerdir. Türkiye'de ilk çok partili seçimi yapıp demokrasiye kapıyı açmış olan parti bugün demokrasiyi bloke ediyor.




CHP parti değil, feodal bir beyliktir. Baykal kongre delegelerini seçiyor, onlar Baykal'ı genel başkan seçiyorlar, genel başkan kendini seçenler arasından hoşuna gidenleri milletvekili yapıyor, milletvekilleri her çağrıldıklarında kuzu kuzu toplanıp onu alkışlıyorlar.

Baykal tek müşterisi kendi eşi olan bakkal gibidir. İflas etti ama haberi yok. Baykal Titanik, önümüzdeki seçimler buzdağıdır.
Metin Münir

Bu seçimlerde de Chp dışında
solda barajı aşması mümkün görünen partinin olmaması ne acı, kime oy vereceğiz Tanrı aşkına bir bilen var mı? Gaykedi

27 Nisan 2007





İbnelik !


İbnelik konusu, şu en karanlık günlerimizde bir kez daha gündeme yükselmiş, bir kez daha tehdidiyle ufkumuza gerilmişti. Akabinde youtube krizi gündeme geldi. Orada da bir Yunan genci Atatürk'ün eşcinsel olduğu imasından ibaret ürününü dolaşıma soktu ve yer yerinden oynadı.

Nitekim yaratıcı Türk halkı, teknolojiye olan yatkınlığıyla youtube'u galiz küfürlerle, Yunan ibne ilan eden kliplerle işgal etti. Acı olan, Türklerin Yunanlıları becermek suretiyle kimin ibne olduğunu dünya aleme gösterebileceğine inanan çoğunluğun açığa çıkmasıydı.

Akdeniz'in iki gelişmemiş çocuğu, memleketimizin televizyon muharebesine çıkan iki gelişmemişi* gibi dünyayı, insanı, gücü, siyaseti, hakikati nasıl tarttığının kanıtını sunuyordu: İbne, aşağılamak, yaralamak, küçük düşürmek amacıyla, yani sadece hizmet bilinci ve coşkusuyla becerilen insan demektir. Becerene günah yazmaz. Erkekliğine de halel gelmez.








Atatürk'ün eşcinsel olduğu iddiası, Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı bir devşirme olduğu iddiası kadar çok sarsıyor kamuoyuyla aramızda tercümanlık üstlenmişleri. Eşcinsellik de, Ermeniliğin yanı başında yeri en sarsılmaz milli küfürlerimiz listesinde bir kez daha tescilleniyor.

Bu topraklarda geyler de yaşamıyor mu? Sahiden Türk'den gey çıkmaz mı? Asker, polis, memur, öğretmen, öğrenci, iş insanı, bilim insanı, işsiz güçsüz, köylü kentli eşcinsel yok mu? Eşcinsellik, her şeyden önce bir insanlık gerçeği değil mi?
Yıldırım Türker

* Yazarın burada kastettiği, Emin Çölaşan & Melih Gökçek ikilisinin, yazılarında ve televizyon tartışmasında, birbirlerini düşünebildikleri en ağır hakaret olan "ibne" likle suçlayarak yaralamaya, seyirci gözünde küçük düşürmeye çalışması...


26 Nisan 2007


Bakire Bir Melek !

İnsanın aklına geldikçe yumruk yemiş gibi olduğu, boğazına bir şeyler düğümlendiği olaylar vardır, yıllar önce bir yer de okumuştum; doğu illerimizden birinde, yaşlı bir adama ikinci eşi olarak, başlık parasıyla satılan genç bir kızımız, bakire çıkmadığı için öldürülüyor, yapılan otopsi de ise bakire çıkıyor, kızlık zarı ancak doğum da yırtılan, esnek türdenmiş....kafamda oluşan en masum insan imgelerinden birisi olmuştur, bu bakire meleğin kaderi :(

Aptal insanımız bakireliğin bir kaç damla kan da olmadığını, beyin de olduğunu ne zaman öğrenecek, ....Tecavüze uğramış masum bir kız mı daha bakiredir, oral-anal sex yapmış ama bakire birisi mi?.... Peki ilişkiye girip sonra da kızlık zarını diktirmişe ne diyeceğiz, ya da gerdek gecesini adetinin en kanlı gününe denk getirmiş bir başka birisine?
Gaykedi

25 Nisan 2007





Melekler
Adet Görmez !



Bir yandan kozmostaki tüm kadınlarla yatmak isteyen karşı cinsimiz, öte yandan evleneceği kadının ilk erkeği olmak ister. İnsanlığın en zor paradoksuna bir çözüm bulmak zorundadır kadın.

Karşı cinsimizin kendi imgesinde yarattığı- muhteşem kadının da yazık ki bizimle pek bir ilişkisi yoktur... Melekler adet görmezler. Şairin aşkı kesinlikle biz değiliz. Erkeğin içinde dolaşan kadın başkadır: O adet olmayan, doğurmayan, bıyıkları ve bacak kılları olmayan, yapılı bir patolojiye âşıktır.







Ülkemde kadının psikolojisi de bozuldu, fizyolojisi de. Estetik duygularımız bel, göğüs, boy ölçülerine göre dizayn edildi. Çünkü piyasada artık bu ölçüler satıyor. Kız çocuklarımız bile bu ölçülere sığdırılıp erkenden büyütülüyor, pazara sürülüyor, satılıyor...

Çok çok üzgünüm ama ülkemde küçücük kız çocuklarının hayatını "büyük adamlar, kocaman erkekler" çalıyor. Pazarımızın şimdilik en gözde malı, küçük ve masum kız çocuklarımız.


Bu metni benim için yanıtında şüphe olmayan bir soruyla bitirmeli: Erkek filozof ve şairlerin hayatlarının bir bölümünde kadın olmaları mümkün olsaydı, kadınlar hakkında söylenmiş o yığınla aşağılayıcı aforizmanın kaçı söylenebilecekti?..


Aysel Tuğluk


24 Nisan 2007


Lanetli Bir
Tek Başinalık !

Geçen gün Balıklı Rum Hastanesi geriatri servisine gittim. Halam bir süreliğine de olsa orada yatıyor. Beklediğimden kat kat temiz ve tertipli bir hastane, huzurevi buldum.

Halinden haklı olarak şikayetçi olan halamı teskin etmek için,”Bak, ne güzel tertemiz bir ortamdasın. Huzur içinde dinlen” dedim. Aldığım yanıt bir hayat dersiydi;

“Elbette sizi anlıyorum. Onca iş güç içinde bana bakamazsınız. Ama nihayetinde ben de burada bir mezardayım. Kendini bilmeyen onlarca insan arasına bırakılmak onca yıldan sonra çok zor geliyor.”



Koridorda oturan yaşlılara bakarken insanlarin hikayelerini anlatti.En üzücü olani 102 yaşinda bir nenenin hikayesi.Tüm çocuklari ölmüş, torunlari ise onu buraya yatirmişlar.

Oysa eskiden büyük aileler büyük evlerde hep bir arada yaşanirdi. Köylerde hâlâ öyle...Modern toplum çekirdek aileyi dahi parçaliyor. Etrafima bakiyorum hemen herkes yalniz yaşamaya başliyor.

Kutsanan yalnizliklarimiz gelecekte lanetli birer tek başinalik olup çikacak...
Serdar Akinan

23 Nisan 2007




Ernst Hirsch !



Bu gün 23 Nisan, Atatürk' ü ve onun hayalinde ki barışcıl, modern Türkiye' yi , faşist yobazların bu kez Malatya' da yaptığı insanlık ötesi vahşete rağmen, eski Almanya ve günümüz Türkiye' si arasında bağlantı kuran Can Dündar' ın eski bir yazısıyla analım.. Gaykedi


Ernst Hirsch "Anılarım" kitabında, Almanya'yı hangi koşullarda terk ettiğini hicranla yazmıştır: "Ülke içi politik durum her geçen gün daha da kötüleştiği halde yasaların güvencesi altında olduğumuza inanıyorduk. Zarar görebileceğimizi tasavvur edemiyorduk."

Bir yargıç olan Hirsch, gamalı haç pazıbentli genç ayaktakımının tehditlerine muhatap olmuştu. O tehditler, zamanla azınlıklara yönelik silahlı bir saldırganlığa dönüştü. Arkadaşları "Ülkeyi terk et" demeye başlamıştı.








Hirsch anılarında şöyle yazdı: "Polis, Yahudilere saldırılmasına, onların aşağılanmasına seyirci kaldı. Halk da bütün bu zorbalıkları, bir film izler gibi kılını kıpırdatmadan seyretti. Sonunda yurtdışına çıkmaya karar verdim."

Benzer durumlar, değil mi? Sonra ne olduğunu hatırlıyor musunuz peki? Göç eden aydınlarla Almanya "beynini kaybetti" ve faşizmin kucağına düştü. Kafası koparılmış bir tavuk gibi kan saçarak etrafa saldıran Nazilerden kurtulmak, hem Almanya'ya hem dünyaya çok pahalıya mal oldu.

Yahudi bilim adamları mı? Belki tribündeki ırkçılar bilmezler; onların bir kısmı Almanya'dan kaçıp Atatürk'ün Türkiye' sine sığındı. Hirsch onlardan biriydi.İstanbul ve Ankara hukuk fakültelerinde, "çok iyi koşullarda" 20 yıl çalıştı. Anılarında şöyle yazdı: "Kendi vatanında aşağılanıp terke zorlanan ben, dünyanın bir ucundaki Türkiye'de saygıdeğer bir profesör olarak yaşadım."



22 Nisan 2007


Türk Faşizminin
Yükselen İdeoloğu !


Alev Alatlı ne ayak Allah aşkına! bir bilen var mı, geçen haftalar da bir dangalaklığı yüzünden Emre Aköz tarafından Türk faşizminin yükselen ideoloğu olmakla itham edilmişti ki Alatlı Hanımefendi' nin babasının kurmay albay olması belki size kendisinin ruhsal iskeleti hakkında bir ipucu verebilir...

Kurtlar vadisi' nin Rtük tarafından uyarılmasına karşı da ağır eleştiriler de bulunmuştu kendileri. Geçen gün Zaman Gazetesi' n de eşcinseller hakkında birşeyler "karalamış" . Bilgili ama kafası oldukça karışık, hafif sıyırmış, Yalcın Küçük, İsmet Özel, Doğu Perinçek, Nihat Genç tayfasına homofobik dişi birisini daha eklememiz gerekecek galiba :) Gaykedi

Daha önce de, Zaman Gazetesi'n de eşcinsellerle ilgili yayınlanan, insanlık ötesi bir yazıyla ilgili yazmıştım, ne yazık ki ne kadar (sol) liberal ve demokrat olmaya çalışsam da, insan bu yobazlıkları görünce, daha çok bazı şeylerin farkına varıp Cumhuriyetçi oluyor, üstelik bu gazete en eğitimli ve hoşgörülü müslümanların gazetesi sözüm ona :(
"işte o yazım"

21 Nisan 2007





Bilge Dedigin
Fırlama olur !


Bilge dedigin fırlama olur, hatta bu görüsümü daha da ileri götürdüm, bilge dedigin hem firlama olur, hem de puşt olur diyorum. Bilge, hayatin bütün hazlarinin ardindan kosar ama o hazlarin hiçbirinin dangalagi olmaz. Serserilerle konusur, berduslarla arkadaslik eder, bir sürü dedikodunun farkindadir, magazinleri izler ama bulasmaz.

Günde on bes dakika televizyon izler ama sonra, Mevlana'yi Farsçasindan okur, yatmadan önce iki bardak sarap içer. Bilge adamda hem sokakta süren hayati yasayabilme yetenegi ve gücü vardir hem de o hayatin disina çikabilme cesareti. Yani bilge insan, hayatin içindedir.








Leman
'i, Penguen'i
okudugu zaman esprileri anlar, mel mel bakmaz. Yani ben bilgeyim, bu adamlar ne biçim espri yapiyor, çok ayip demez. Son çikan küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. Yasamdan tat almayi bilir ama bunu hiçbir zaman ayaga düsürmez. Ayagiyla yasadigi yasami, yukari çeker.


O küfür ettigi zaman, küfür onda besmele gibi bir sey olur. Bizde bilge, yerinden kalkmaz, aksakalli, yemek yemez, çisi gelmez biri olarak bilinir. Oysa bilge dedigin dogal gaz kuyruguna girer, sirasini kapan olursa kavga eder, gerekirse karakolluk olur...

Felsefe Prof. Ahmet İnam



20 Nisan 2007





Kurt-çuklar !



Malatya' da ki son vahşi faşist cinayetler bana bu ülke de yıllarca yapılan Türk' e Türk, Müslüman' a Müslüman propogandasını hatırlattı...Tabi yaa dünya da ki en mükemmel ırk Türk' lerdir, Amerika' yı bile biz keşfettik...Amazon nehrinin adı "Amma uzun"dan, Niagara' nın adı "Ne yaygara"dan geliyor!

Gavurlar pistir, Müslümanlar mükemmel insanlardır, ama bu nasıl bir mükemmellikse vize engeli olmasa bu ülkeler de ki halkın en az yarısı gavur memleketlerine tüyer. Dahası Mekke' de her sene huşu içinde yerine getirilmesi gereken hac gibi kutsal bir ibadet bile binlerce kişinin vahşi hayvan sürüleri gibi birbirini ezerek ölmesiyle yerine getirilir...








Vee ne acı ki dünya da artık espri haline geldi "Bütün müslüman' lar terörist değildir, ama bütün teröristler müslümandır" diye...

Birileri doğruyu söylemeye çalışınca hemen dinsiz yada sapık müslüman oluyor nedense (Bakınız; Atatürk' çü olduğu ve İslam adına yapılan yanlışlara, ciddi özeleştiri yaptığı için, din profesörü Yaşar Nuri Öztürk' e bile yapılan acımasız iftiralar).

Sonra da daha 17 yaşına gelmiş birisi çıkar papaz öldürür, bir başka Kurt-çuk, gazeteci öldürürüp sevinçle bağırır, bir Ermeni öldürdüm diye, Malatya' da birileri koyun gibi bağlayıp insan keser :(






Blog' ları rasgele gezerken birilerinin bu üzücü olayı neredeyse yadırgamadıklarını farkettim, çünkü onlar misyonerlik yapıyorlardı, birileri gaza gelmişti falan...Onlara şunu söyleyebilirim, laik demokrasiler de bütün dinlerin misyonerlikleri serbesttir şiddet ve baskı içermediği sürece...

Avrupa da kaç cami var biliyor musunuz ya müslümanların yaptığı misyonerlik (tanıtım diyelim) faliyetlerinden haberimiz var mı...bizim laik gazetelerimiz bile bir Alman müslüman olunca sevindirik olup haber yapmıyor mu!

Yerkürenin 95 ülkesinde Türk okulu açıldı. Başında ki zatın amacının islam misyonerliği olduğunu bilmeyen mi var zannediyorsunuz? Amerikan yüksek mahkemesinin Satanizm' i bile bir din olarak kabul ettiğini, insan-kedi falan kesmedikleri sürece kanunla hiç bir problemleri olmadığını biliyor musunuz?

Gaykedi



19 Nisan 2007






Cinselliğin
Karanlık Suları !



Nette, yıllar önce İf İstanbul film festivalinde izlediğim 1996 yapımı A Summer Dress (Une Robe D'été) "Yazlık Elbise" isminde bol ödüllü* bir kısa filme rasladım...Yönetmen François Ozon' un insan cinselliğinin ve biseksüalitenin karanlık sularında gezinen bu ilginç filmi +18 yaş için ona göre izleyin.

Bu arada biseksüeller için Woody Allen' in bir sözü aklıma geldi, gece bara çıktıkların da partner bulma şansları % 50 daha fazla demişti. Kimseyi kırmak istemem ama benim tanıdığım bütün biseksüeller oldukça dengesiz ve sex düşkünüydü nedense.

Buna üniversite okuyacağım diye yurtdışına gidip dayıma koca bir servete mal olan ve karı kız oğlan peşinde koşmaktan okuyamayıp dönen çatlak erkek kuzenim de dahildir. Haa bir de Gay olduğunu kabul edemeyip biseksüelim diye gezenler var ki ortalıkta, o konuya hiç girmiyorum.








Son senelerde Fransa'nın en ilgi çeken genç yönetmenlerinden Ozon'un bu kısa filminin konusu kısaca şöyle " Erkek arkadaşıyla tatil yapan Frederic plajda bir kadın ile karşılaşır ve bu olay onun gençliğinin belirsiz cinselliğini daha da karmaşık hale getirir" bu 15 dakikalık filmi izlemeniz için işte link; 

http://speedy.sh/9WNa7/a-summer-dress-k-sa-film.avi

* Festivals of Mamers (Great Prize), Semaine de la critique in Cannes, Pantin (Public Prize), Short-films Prize 96, Grenoble (Great Prize), Dunkerque, Locarno (Leopard de Demain Award), Genève (Great Prize), British short film, Montpellier, Brest (Great Prize), Dublin (Best short film director), Aix-en-Provence, Vélizy, Tampere, Turin. Nominated to the Césars 97. Quality Prize (CNC).

18 Nisan 2007


Arslan & Köpek !

İktidar ilişkisinin en fazla sivrildiği, yıpratıcı yanlarının en belirgin formları aldığı alanların başında gelir Aşk. Görünüşte, bir efendi/kul kutuplaşmasında yol alınmaktadır, oysa efendinin her an kula, kulun her an efendiye dönüşebileceği bir eksen üzerinde iniş-çıkış eğrisini çizer 'kahramanlar'.

Bir başka denememde değinmiş tim, Musil' in kediler konusundaki gözlemine: Çiftleşme mevsimi gelip geçtiğinde, biribirilerinden hepten uzaklaşmazlar, göz mesafesinden uzaklaşmaksızın yeni konumlar seçerler. Sonra, gene, yakınlaşacaklardır.

Şükfife Nihal, Domaniç dağlarında, sevdiği adamı genç yaşta yitirmiş olağanüstü güzellikte, bütün erkeklerin etrafında pervâne gibi döndüğü bir kadının öyküsünü derlemiştir. Hiçbir talibine dönüp bakmayacaktır o kadın: "Arslan yatan yere ben köpek bağlayamam", demiştir....
Enis Batur

16 Nisan 2007





Azis !


Azis, şak şuka Tarık Mengüç ve yılan dansçımız Fatih Ürek karışımı Bulgar çingenesi bir müzisyen. Bulgaristan' da Türk Yunan Arap etkisinde bir tür pop-folk-fantezi müzik türü olan Chalga yapıyor. Chalga kelimesi Türkçe Çalgı kelimesinden geçmiş tahmin ettiğiniz gibi..

Anneannemden dinlediklerime göre bu ülkede iki tür çingene varmış, hiristiyan çingeneler ve müslüman çingeneler.. Hiristiyan çingenelerin daha terbiyeli ve eğitimli olduklarını anlatırdı hep, bizim çingeneler ise anlattıklarına göre daha cahil ve arsızlarmış...

Herneyse efendim bu başka gezegenden gelen ve ismine bakılırsa müslüman asıllı olan çingene kardeşimizin birbirinden dumur fotoğrafları için "buraya", Kral Tv de yayınlansa nasıl olur dediğimiz gerçek ötesi müzik klibi için "buraya", kesmedi bir tane daha diyenler için "buraya"
tıklayınız :)




Kırılgan Temas !

7 Kasım 1942 akşamı tekinsiz bir olay oldu; Hitler Thüringen'den geçmekte olan özel treninin yemek vagonunda çeşitli yardımcılarıyla günün önemli gelişmelerini tartışıyordu; demiryolları müttefiklerin hava saldırıları yüzünden zarar görmüş olduğu için, tren sık sık yavaşlamak zorunda kalıyordu:

Yemek harika çin porselenleriyle servis edilirken, tren bir yan hatta bir kez daha durdu. Hemen yanlarında bir hastane treni bekliyordu ve yaralı askerler, gözlerini dikmiş, ranzalarından Hitler'in konuşmaya daldığı yemek odasının gözkamaştırıcı ışığına bakıyorlardı.

Hitler birdenbire başını kaldırdığında, ona bakıp duran huşu içindeki yüzleri gördü. Büyük bir öfkeye kapılıp perdeleri kapattırdı ve yaralı savaşçılarını kendi kasvetli dünyalarının karanlığına gömdü...



Bu sahnenin mucizesi çift yönlüdür: Her iki taraf da, pencereden gördükleri şeyi fantazmatik bir hayalet gibi yaşamışlardı: Hitler için, bu, başlattığı askeri serüvenin yarattığı sonuçları gördüğü kâbus gibi bir bakıştı; askerler içinse, Lider'in ta kendisiyle beklenmedik bir biçimde karşılaşma.

Asıl mucize, pencereden bir el uzansaydı –mesela Hitler yaralı bir askere uzansaydı– yaşanırdı. Ama Hitler'in korktuğu şey tam da böyle bir karşılaşmaydı, kendi gerçekliğine tam da böyle tecavüz edilmesiydi tabii ki, o nedenle de elini uzatmak yerine paniğe kapılarak perdeleri kapattırdı...

Slavoj Zizek
' in "Kırılgan Temas" , Türkçe basımına yazdığı önsözden...

15 Nisan 2007


Vicdan & Askerlik !


Aşağıda ki askerlik konusu amma dallanıp budaklandı. Askerliğin paralı, ordunun profesyonel olduğu ülkeler de zaten herşey farklı işliyor ve zorunlu askerlik yok biliyorsunuz.

Türkiye gibi askerliğin zorunlu olduğu bazı ülkeler de vicdani olarak asker olmak istemeyenlere, yaşlılar evi, kimsesiz çocuk yuvası, okul yapımı, çevre çalışmaları gibi sosyal konularda çalışarak zorunlu askerliğini tamamlama hakkı şu an verilmese de, verilmek zorunda, çünkü avrupa ülkeleri arasında vicdani ret hakkı tanımayan bir tek bildiğim kadarıyla Ermenistan' ın da bunu sağlaması nedeniyle sadece Türkiye kaldı!




Zaten zorunlu askerliğin zamanla azalacağı Türk ordusunun da yıllar için de aşamalı olarak profesyonel orduya geçeçeği söyleniyor...Çünkü artık asker sayısı değil eğitim ve teknolojik donanım daha önemli...Bu konuda en iyi örnek, yüz kişilik Amerikan askeri birliğinin donanım teknolojisi ve eğitimi sayesinde, bazen onbinlerce askere karşı koyması, hatta onları toz duman etmesini gösterebiliriz....

Bazı toplumlar anlamamakta ısrar etse de, günümüzde en büyük silahın bilgi olduğunun da acı bir örneği bu...Keşke dünya da askerlikte gladyatörlük gibi, kölelik gibi, düello gibi v.s tarih olsa ama şimdilik zor gözüküyor, ve sağduyulu bir orduya ihitiyacımız var, ne yazık ki şimdilik bu böyle, ama belki bir gün, insanlık sadece askerleri ve savaşları filmler de görecekler....




Bundan 100 yıl önce Tevfik Fikret de, "ölme ve öldürme" ve savaş üstüne nutuk atanlardan usanmış ve şu dörtlüğü yazmış !

Vatan senden hayat umar,
Sen yaşarsan o canlanır.
Vatan için ölmek de var,
Fakat borcun yaşamaktır.

Orhan Veli ise çok daha kestirmeden özetlemiş durumu:

Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik.

...ve Falih Rıfkı, "Zeytindağı" eserinde şöyle demiş....

- Cephede Türk neferi ölüm düğmesine bastığında, Saray'daki paşaların göğsünde şeref madalyaları yanıyordu...


Şiirleri ve edebiyat alıntısını, Çetin Altan' dan okuyup notlarıma almışım...Gaykedi

14 Nisan 2007


Yalnızlık !

"Yalnızlığı taşıyacak donanıma sahip değiliz. Bu yüzden kaçıyoruz yalnızlıktan, çok da bedel ödeyerek kaçıyoruz. Özgürlükten kaçış gibi birşey bu. Hem özgürlüğü çok seviyoruz hem de ona katlanamıyoruz"...
Cengiz Güleç

13 Nisan 2007






Gay'ler Askere !


Bakınız efendim Amerikalı ünlü komedyen Bill Hicks eşcinsellerin askere alınması konusunda ne buyurmuşlar...."İnsanlar bana soruyorlar, Orduya gaylerin alınmaması hakkında ne düşünüyorsunuz diye, benim kanaatim şudur...Ordu da olmak isteyecek kadar salak olan herkes orduya alınmalıdır"...

Bu arada "Delicevat" a iyi teskereler, burada kesinlikle şahsına bir saldırı yoktur, yani salak malak değildir, akıllıdır, hatta bence yüzlerce genç erkeğin arasında olduğu için şanslıdır, tabi benim açımdan, bir düzcinsel * olarak bilemeyeceğim :)


* Düzcinsel....Heteroseksüel demek oluyor, bizde yamuk cinsel oluyoruz yada dolambaçlı cinsel, tuttum ben bu düzcinsel lafını, aslında belki de biz cinsellikte, düz yerine kestirmeden gidiyoruzdur daha çabuk , ama tabi bu arada sünnet olmuş ve askerlik yapmış tek kadın sanatçımız Bülent Hanım gibi kestirmeden gidemeyenler de var, yani illa kestirecekler :) Gaykedi



12 Nisan 2007





Düzüşme !


Memlekette feci sekilde kokuşmus bir şeyler var. Şimdi tabi bu lafi 1500 sene önce Platon da söylüyormuş, 500 sene önce Hamlet de söylüyordu, otuz yildir da ben söylüyorum. Hayatimiz kokuşuyor, güzel bir söz degil ama böyle. İnsanlarin seyrettigi televizyon dizileri kötü, okudugu kitaplar kötü, ama benim şikâyetim bunlarin kötü oldugunu söyleyen insanlardan.

Sürekli şikâyet edene entel diyoruz. Ne kadar çok sikâyet ederseniz o kadar entelektüel oluyorsunuz. Oysa, Entelektüel mutlu bir adamdir, burada mutlu demek memnun anlaminda degil. Mutludur, yaşanan çirkinlikleri görür fakat bunlari kabul etmez. Çirkinlikleri nasil düzeltebilecegini düşünür, yolunu yordamini bulur.

Kokuşmusluk, önce kendimizle olan ilişkimizde basliyor..Kendimizi çok fazla değerli gördügümüzü sanmiyorum. İşin beteri kendimizi adam yerine de koymuyoruz. Yemek yemiyor artik çagimiz insani, tıkınıyor. Yemegin tıkınmaya döndügü, sevişmenin düzüşmeye döndügü bir çagda yasiyoruz. Bütün bunlar yozlaşmis bir hayati gösteriyor, çünkü ortada zevk yok. Zevkin hançerlendigi bir yasam var...

Felsefe Prof. Dr. Ahmet İnam



11 Nisan 2007






Bedira !


Suudi Arabistan’lı bir kadın yazarı hep hatırlayacağım, evet, Bedira… Derin, ateşli siyah gözleriyle Bedira!...İtalya’ da, İslam ülkelerinden gelen kadın yazarların katıldığı bir toplantı sırasında tanışmıştık. Bütün gün süren konuşmalardan sonra akşam yemeği sırasında yakaladı beni...

"Biz bu örtülerden kurtulmak istiyoruz, neden sizin kadınlarınız örtünmek istiyor, çıldırdılar mı!?" diye sordu bana…Evden havaalanına giderken, saniyeleri saydığını, örtüsünü üstünden fırlatıp atmak için nasıl sabırsızlandığını anlattı...

İtalya’da örtüsü yoktu, siyah upuzun saçlarını bırakmış, sevinç içinde saçlarını savurup gülüyordu durmadan, otuzlu yaşlarında, üç çocuk annesi, eşinin ve çocuklarının fotoğrafını gösterdi bana, "Uçağa bindiğimde yine örtüneceğim, bundan nefret ediyorum!...”









Masayı, tabakları, bardakları aşıp birbirimize sarıldık, gözlerinde yaşlarla ‘Ohh! Örtüm yok” diyordu, "Ohh, örtüm yok…” Boğazına kadar düğmeli beyaz bir gömlek vardı üstünde, “Bedira, örtüyü atmışsın, şu iki düğmeyi de çöz bari o zaman” dedim, şaka olsun diye.

İki elini gömleginin yakasina takip bütün dügmelerini kopartarak gögsünü açti, dügmeler çinladi tabaklarda, susup şaşkinlikla Bedira’ya baktık hepimiz, onu bir daha hiç görmeyeceğim belki, ama Bedira’yla düğme kardeşi olduk o gece. Türbana, çarşafa, örtüye karşıysam, örtü bana, erkek korkusunu hatırlattığı içindir.

Türbanlı bir kadın gördüğümde, 'O kendini benden ayırmak istiyor' diye düşünüyorum, o bana değil, erkeklere bir şey söylemek istiyor, erkeklerin sokağında türbanıyla ötekileştiriyor beni; ‘Bana değil, başı açık olana saldırın, ben iyi kızım!’ demek istiyor onlara...Yanıldığımı sanmıyorum, sanki türban yaygınlaştıkça erkek saldırganlığı şiddetlendi ülkemizde...

Latife Tekin



10 Nisan 2007


Devlet !

İstanbul'da bir Halkbank veya Ziraat Bankası şubesine uğrayın, sonra da bir Yapı-Kredi veya Garanti Bankası şubesindeki işinizi tamamlayın. Sonra da bir oturup düşünün:

Bunlar aynı ülkede çalışan iki banka mıydı? Aynı sokak üstünde olabilir, personelle aynı dili konuşuyorsunuz, masaların üstünde aynı gazeteler duruyor, falan filan... Ama atmosfer başka, insanların kılıkları, tavırları, konuşma tarzları başka... Çay getiren kişi bile bambaşka.... Murat Belge

Gerçekten devletimiz ve kurumları başka bir boyut ve zamanda yaşıyor sanki..Geçenlerde Türk telekom' a ADSL için tekrar gittiğimde, şurada daha ne kadar oldu ki özelleşeli, personeli daha ilgili daha güleryüzlü ve candan buldum, eskisi gibi lakayt değillerdi!

Tanrı bu siyasetçileri ve onların emirkulu olmuş bürokratları bildiği gibi yapsın! Binlerce nitelikli pırıl pırıl gencimiz iş bulamıyorken, niteliksiz yandaşlarını heryere doldurmuşlar bütün partiler yıllarca :( Gaykedi

09 Nisan 2007


Bir Gay' in Hikayesi !

Bu gün üçüncü defa Youtube' den link vereceğim...Daha önce hatırlarsanız sevgili Hrant Dink' in toprağa verildiği gün Ermenice bir "ninni " ve çok sesli müziğin neden ülkemiz için önemli olduğu hakkında bir "link " daha vermiştim...

Bu seferki müziğimiz yukarıda resmini gördüğünüz Antony ismiyle bilinen Hanımbey oğlumuz ve grubu Antony and The Johnsons' dan geliyor...klibimiz "Çok seven ve bu nedenle tüm etini karşısındaki adama 'acıtılma' riskine rağmen teslim eden bir gay' in hikayesi"ni anlatıyor ve bir kısa film tadı alıyoruz izlerken...

Bu arada hatırlatalım Antony Hegarty 8 Temmuz'da, Caz Festivali kapsamında ülkemizi ziyaret edecek....Cripple and Starfish isimli parçanın klibini izlerken şarkıyla uyumlu olsa da şarkının offical videosu mu bilmiyormuşuz...Neden demeyin çünkü "Süetkafa" öyle diyor :)

"işte linkimiz"

07 Nisan 2007





Çifte Azınlık !



Geçenlerde ne zamandır görmediğim Ermeni ve eşcinsel bir arkadaşım geldi aklıma, acaba şimdi neler yapıyor diye düşünürken konu kafamda oradan oraya atladı ve "Çifte Vatandaşlık" kavramı gibi "Çifte Azınlık" kavramını düşündüm...

İstanbul' da hem Ermeni hem gay olmak, Almanya' da hem Türk hem kekeme olmak, bir Afrika ülkesinde hem albino bir zenci hem eşcinsel olmak, Türkiye' de hem özürlü hem gay olmak, falan bir sürü olabilir varyasyon ve bunun insanlara getirebileceği ekstra zorlukları düşünürken buldum kendimi uzun uzun....Tanrım! çok daha zor olmalı azınlık içinde azınlık olmak!

Konuyu geçen aylarda 83 yaşında kaybettiğimiz kısaca "Zahrad" adıyla bilinen Zareh Yaldızcıyan' dan bir kısa şiirle bitireyim...


Yağ


Siz hepiniz deniz -fırtınalı ve büyük-
Ben o denizin içinde

Ben o denizin içinde bir yağ damlası
Katışık ve üvey

Ben yağ damlası
Hülyalı -dalganın yüzeyinde-

Siz hepiniz deniz -fırtınalı ve büyük-
Deniz yüreğimin içinde.


06 Nisan 2007






En Önemli
Cinsel Organımız !


Beynimiz en önemli cinsel organımız.. İşin içinde olduğunu düşünmediğimiz zamanlarda bile devrede. En hayvansı içgüdülerle, en aşksız seksi gerçekleştirdiğimizi zannederken bile. Biz insanlar, sandığımızdan çok daha fazla duygusalız...

Erkek ve kadın arasında gerçekten bir savaş var. Ve gün geçtikçe daha çok erkek, kadın yerine erkeklerle birlikte olmayı tercih ediyor hale geldi. Çünkü onlara göre kadınlar, zorlayıcı ve yıpratıcı. Kadınların onları yaralamak istediğini, desteklemediğini ve kendilerinden çok şey beklediklerini söylüyorlar.

Erkek ezildiğini hissediyor, ya da sonradan sevgilisi olacak o erkekle konuştuğunda onunla ortak noktalar buluyor, aynı tür müzikler, aynı ilgi alanları... Etkilendiğinin farkında değil ama... Bir kadınla bu kadar ortak noktası olsa, gerilecek, aşk faktörü devreye girecek; o durumda da değil, her şey hoş ve hafif, baskı yok, o da son derece korunmasız.. Ve eğer karşısındaki tecrübeli bir homoseksüelse karşısındakini "dönüştürmekten" çok hoşlanır...

Sylvain Mimou, Seksolog



05 Nisan 2007


1 Milyon Kürt I

Yaklaşık bir yıl önce, büyük kentlere göç eden Kürtler hakkında birisi şöyle yazıyordu: " Şehre inen aşiretleri, töre cinayetleri, kapkaççı çocuk çeteleri, otopark mafyaları var.... Doğurup sokağa saldığı evlatları suç makinesine dönüşen eşkıyası var..."

Gerçek mi bu? Evet, gerçek! Peki ama yazıda sözü edilen vatandaşlar; köylerinde otururken, birdenbire " Hadi İstanbul 'a gidip kapkaç yapalım " mı dedi? Kürt anneler,
" Çocukları sokağa salayım... Gidip trafik ışıklarında otomobil camı silsinler "
diye mi düşündü? Kürt babalar,
" Bizim çocukları veririm mafyaya, kapkaç yapar, yaşar gider "
mi dedi?


Elbette böyle olmadı. Yukarıda "Evet gerçek" dedik ama o gerçek nasıl oluştu? Bunun ipuçları Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü'nün hazırladığı, " Türkiye'de Göç ve Yerinden Olmuş Nüfus Araştırması "nda yer alıyor. Bu araştırma söz konusu Enstitü'ye, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yaptırıldı.

1 Milyon Kürt II

Çalışmadaki en önemli veriyi ele almadan önce iki noktaya değinelim: - Son 20 yılı kapsayan bu araştırma bir yıl önce bitirilmişti. Ancak ısrarla kamuoyundan gizlendi. Avrupa Komisyonu bastırınca, İçişleri Bakanlığı, 6 Aralık 2006'da açıklamak zorunda kaldı.

- Araştırma açıklanana dek çeşitli devlet kuruluşları, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 'yerinden olmuş' nüfusun 350 bin kişi olduğunu söylüyordu. Şimdi gelelim acı gerçeğe: Araştırmaya göre ' yerinden olmuş' filan değil, düpedüz 'zorla göç ettirilmiş' yani artık gayet iyi bildiğimiz o Osmanlıca terimi kullanarak söylersek, ' tehcir edilmiş' bir kitle var karşımızda.

Peki kaç kişi? İşte şimdi sıkı durun: 950 bin ile 1 milyon 200 bin arasında bir sayı söz konusu. Yani resmi sayının üç katı! İşte o 'gerçek' böyle oluştu. Şimdi kendinizi o insanların yerine koyun: Birileri gelip " 10 gün içinde evini, tarlanı bırakıp gideceksin " diyor. Ama kimse gittiğiniz yerde ne yapacağınızla, nasıl para kazanacağınızla, nerede barınacağınızla ilgilenmiyor. Haliniz nice olur ? Emre Aköz

04 Nisan 2007




Kürt !


Herkesi Türk yapmaya kalkışmak doğru değildi! Şimdi herkes kabul etti Kürt varlığını. Hatta abarttılar. Nevruz' u önce reddettik, sonra kabul ettik. Yetmedi, hızımızı alamadık Türk bayramı bile yaptık. Elimize çekiç alıp ta Ergenekon' dan çıkışa kadar götürdük. Yahu Nevruz Kürtler' in ata dini saydığı Zerdüşlük' ten gelmedir, Zerdüşlüğe ait en büyük festivaldir...

Emekli Tuğgeneral Korkmaz Tağma



03 Nisan 2007


Eşcinsel Öldürmenin
Dayanılmaz Kolaylığı I


Gene bir “gay” cinayeti. Gene bir inşaat işçisi... Kamyon sürücüsü de çıkabilirdi, balıkçı da, üçüncü ligden futbolcu da...İzmirli bir işadamı...Elbette “chat yaparken tanışmışlar (eskiden bu iş Bahri Baba Parkı’nda hiç de sanal olmayan yollardan bitirilirdi)... İnşaat işçisi bile bilgisayar kullanıyor, memleket ne kadar kalkınmış! Evine çağırmış... Kadın kılığına girmiş... İş koymuş... Asılmış...Sonrası malum, “bana ters geldi, boğazını kestim”...

Çünkü eve demli çay içmeye ya da Fransız edebiyatındaki son gelişmeleri tartışmaya çağırıldığını düşünmüş olmalı... Beriki domalınca çok şaşırmış, aaa, hayatta böyle şeyler de varmış yahu! Oysa delikanlıya yakışmaz, en iyisi ben bunu hemen öldüreyim! Sonra bir arkadaşını çağırmış, birlikte izleri yoketmişler. Arkadaşı midyeci. Eşcinsellere çok kızıyorum. Hayır, eşcinsel oldukları için değil tabii. Kendilerini bu kadar kolay öldürttükleri için. Canlarını kurtarmayı başardıklarında da yedikleri dayakla kalıyorlar. Çünkü bunları hem döverler, hem...

Eşcinsel Öldürmenin
Dayanılmaz Kolaylığı II


Niçin döverler, niçin öldürürler ? Çünkü hayvan oğlu hayvan kendisinin de eşcinsel olduğunu bir türlü kabullenememektedir, kendi kendisine duyduğu tepkiyi “partnerine” yöneltmektedir, psikoloji biliminin diliyle söylersek bir “savunma mekanizması” olarak “projeksiyon” yapmaktadır; intihar edecek yüreği olmadığı için de ötekini öldürüp rahatlamaktadır. Dayak için de aynı dürtüler geçerlidir. Batılı eşcinseller evlenme, çocuk evlat edinip büyütme aşamasına geldiler, bizim lumpenlerin birçoğu “eşcinsel ilişkide pasif olan kötü kişidir, aktif olan sayılmaz” havasındalar...

Zengin ve gizli eşcinsellerle para karşılığı yatan, ama “ben eşcinsel değilim çünkü ilişkide aktif olan benim” diye ısrarla iddia eden yakışıklı bir serseri tanımıştım... Televizyona da çıkıyordu. Oysa bir başka ve çok ünlü eşcinsel ahbabım da bana “aktif pasif diye kesin bir ayırım sözkonusu değildir, genellikle roller değiştirilir” demişti. Eşcinsellere kızıyorum, çünkü onlar erkeğe kadının baktığı gibi bakmıyorlar, “para” ya da “karakter” falan aramıyorlar. Güçlü omuzlar, fiyakalı bir surat...

Eşcinsel Öldürmenin
Dayanılmaz Kolaylığı III


Bu yaklaşım onları gidip gidip lumpenlerle, yani ayaktakımıyla ilişki kurmaya yöneltiyor. Bir profesör bir sırık hamalıyla, bir şair bir kaldırım satıcısıyla yatabiliyor. Kadının erkekte aradığı “güç ve güvence” onlarda yalnızca fiziksel anlamda makbul. “Kendi küfvü” olan kişileri bulamıyorlar. Oysa biz bunu yapmayız. Ben kapıcının karısıyla yatmam, bir prenses de bana tükürmez!

Eşcinsellere kızıyorum, çünkü bizden çok daha fazla zamparalık ediyorlar. Bizim adımız çıkmış, oysa onlar bir türlü “sevdiğini bulunca kıçını kırıp onunla oturmayı” bilmiyorlar, “cruising” tabir edilen eş arama gezilerinin trafiği gereğinden fazla yoğun... O zaman da hem ölümcül hastalık kapma tehlikesi artıyor, hem de fiilen oracıkta öldürülme tehlikesi. Kendinizi bu kadar kolay öldürtmeyiniz. Dayak yemeyiniz, iki tane de siz ekleştiriniz. Muhtaç olduğunuz kudret, kolunuzdaki kaslarda mevcuttur.

Bir zamanlar korumalığımı yapan bir polis arkadaş, daha önce ahlak zabıtasında çalışmış, Taksim’de travesti kovalıyormuş, bir gece bunlardan birini yakalamış, kolundan sertçe çekip ekip arabasına tıkacak olmuş... “Herif çeneme bir yumruk geçirdi ki feleğim şaştı” demişti...“Ne o,” dedim, “kadın gibi göründüğüne bakıp sen onu kadın mı sanmıştın? Evdeki eksik eteği sopalamaya benzemez bu iş!”...
Engin Ardıç

02 Nisan 2007


Yaratıklar !

"Her sabah insanların içine girerken kendi kendime düşünürüm; yine bugün insan şeklinde yaratıklarla karşılaşacağım. Eğer onları ürkütmeden veya onlar tarafından ısırılmadan akşamı edebilirsem mutlu sayılırım".... Mark Orel

01 Nisan 2007


Ben Kızım !

Almanya' da yaşayan 14 yaşındaki Kim'in pembe odasının demirbaşları moda dergileri, bebekler, makyaj malzemeleri... İlk bakışta yaşıtı çıtır kızlardan farkı yok sanki, ya da eksiği diyelim, ama fazlası...Gerçek adı Tim olan Kim, cinsiyet değiştirmek için 12 yaşında hormon tedavisine başlayan ve heyecanla ameliyat olacağı günü bekleyen, evet, 'dünyanın en genç transseksüeli'.

Çocukluğunda 'entari' giydirilmiş, saçı uzatılmış, kızlaştırılmış oğlanlar, hele ki bizim kültürde, hele ki birkaç erkek çocuktan sonra 'kız özlemiyle yanan' ailelerde bilmediğimiz şey değil. Ama burada başka bir yoğunluk var: Çok içeriden, çok içten, erkenden, doğuştan gelen çok kuvvetli bir baskı.

Kim, daha iki yaşındayken Barbie'lerle oynuyor, "Ben kızım" diye ısrar ediyor. Aile önce 'geçer' diye önemsemiyor ama her saç tıraşından sonra büyük travma yaşanıyor. Hadi bunu da atlattık, ama Kim makasla odasına kapanıp radikal sünnet eylemlerine girişiyor. Tek istediği, o fazlalığı kesip atmak. Aile Kim'e destek olmaya, yardım etmeye karar veriyor. Şimdi ameliyat için 18 yaş bekleniyor. Vaziyetin ciddiyetini anlamayanlar için: Kim bu operasyon için beş yaşından beri para biriktiriyor... Nur Çintay A.

Bu yazı bana kendi eşcinsel eğilimlerimin daha ilkokulda farkında olmamı hatırlattı, büyük oranda genetik şeyler var eşcinsellikte, yani Tanrı' ya inanıyorsanız eşcinselleri Tanrı öyle yarattı...Yoksa kimse durup dururken daha zor bir hayatı seçip eşcinsel olmak istemez...