31 Mart 2007




Seçici Olan
Yırtıcı Olur !



Kurtlarla kartallar yiyeceğini seçer, çakallarla akbabalarsa seçmeden yer, o yüzden kurt çakaldan, kartal akbabadan yırtıcıdır. İnsanlarda da farklı değil, yediği yemeği, giydiği elbiseyi fazla irdeleyen, karşıdakini zor beğenen erkek ya da kadınlar hır çıkarmayı pek sever.

Beraber olacağı kişiyi didik didik eden, evleneceği insanı ince elekten geçirenler senesini doldurmadan kavga dövüş boşanırken, eş dost tavsiyesiyle evlenenler birkaç on yıl geçtiği halde beraberliğini sürdükdükçe sürdürürler. Seri katillerin de çok titiz insanlar olduğunu bildiren adli tıp raporları vardır....

Tahir M. Ceylan


30 Mart 2007





Keriz !



İsveç' te bir gün, Konyalı İzzet beni mahkemeye, bir arkadaşının duruşmasına götürdü. Adam, bir birahanede bir İsveçli kadına 3-5 bira ısmarladıktan sonra birlikte evine gitmek istemiş. Kadın da ona borçlu kalmamak için "Olur, bir kahve içer, gidersin" demiş. Ancak bizimki kahve içtikten sonra gitmek istememiş. Kadına saldırmış, mahkemelik olmuşlar....

Kadın, yargıca derdini anlatmaya çalışıyordu: "Bu adamı evime davet ettim, ancak niyetim birlikte kahve içmekti. Onunla yatmayı düşünmüyordum." Sıra bizimkine geldi: "Hakim bey! Ben, bu kadına 4-5 bira ısmarlamış mıyım, ısmarlamışım...Sabaha karşı beni evine götürmüş mü, götürmüş..Kahve de içmişiz...Ben keriz miyim? Eee, geriye daha ne kalıyor?"....

Ali Haydar Nergis




29 Mart 2007


Savaş Seks ve Futbol !

"Futbol bir savaş ve seks simülasyonudur, kale var, savunma var, saldırı var, yaralanma var, sakatlanma var, bir deliğe bir şey geçirmek var!"... Engin Ardıç

28 Mart 2007





Gaykedi !


Gaykedi oldukça derli ve toplu ve düzenlidir, etraf dağınık olduğu zaman nedense zihnini toparlamakta zorlanır...

Porno film izlemeyi seviyorum, Gay Sex tv' nin bir senelik süresi bitince yenisini almadım Çünkü Nakhar' dan korkuyorum :) Brezilya Beach Boys DVD' sini eliyle kırarken çıkardığı çatırtıyı duysaydınız eminim sizde korkardınız :)

Yaşlılara inanılmaz zaafım vardır, düşkün bir çocuktan daha fazla etkiliyor beni düşkün bir yaşlı, sanki çocuğun önünde halen bir şansı var ama yaşlı insanın o şansı da kalmamış gibime geliyor :( Bu arada yıllar önce Rahmetli olan Babaannem' in her resmini gördüğümde gözlerim dolar....

Bazen bir hafta televizyonumu hiç açmadığımı farkediyorum, ama bilgisayar yahut okunacak birşey yoksa çok çabuk canım sıkılır huzursuzlanırım...

Cenazemi planlamak istiyorum yapabilirsem tabi, Tanrı' ya inanıyorum ama dini bir tören istemiyorum, yakılmayı da istemiyorum çevreye zararlı artı Türkiye de bildiğim kadarıyla yok henüz, vasiyetim olarak gömüldükten sonra dostlarıma, evin yakınlarında çok sevdiğim bir restaurantta, şöyle içkili kanepeli bir cenaze kokteyli verilmesini düşünüyorum ciddi ciddi :)

Dizimde lise yıllarından beri bir sorun var, doktorlar yok romatizma, yok "Eklem Faresi" derken, evet gerçekten böyle tuhaf bir hastalık ismi var cidden :) en sonunda kıkırdak doku azalması yani kireçlenme çıktı, özellikle kışın bazen azar ve beni üzer ! bu kadar sobelenmek yeter...ben Nakhar' ı ve Miso' yu ebeliyim ! birde birde Muhayyel ebe ebe ebe :)

Ece beni sobeleyince bu yazıyı aslında bir hafta önce bloguma koymuştum, ama Nakhar Bey hiç hoşlanmadığını söyleyip kaldırmamı rica edince onu kırmadım, her neyse bu post sonunda Nakhar tarafından biraz geçte olsa onaylanmıştır :)



27 Mart 2007


Çoban Köpeği !

"Sen seni bilmezsen eğer patlatırlar enseni..” formülünün siyasetteki karşılığı birlik ve beraberliktir... Ahali, çobansız kaldığında davar gibi sağa sola dağıldığından her zaman “birlik ve beraberlik” içinde olmamız lazım geldiğini büyüklerimiz söyler..Burada amaçlanan bir koyun sürüsü gibi birbirimize sokulu vaziyette durmamız, çevrede dolaşan kurtlara sürüden kimseyi kaptırmamamızdır..

Teşbihte hata olmaz derler..Burada çoban bizzat cumhurbaşkanıdır.. Sürüyü o güder.. Elindeki sopa askeriyenin “savunma gücünü” temsil eder..Kamu hayatındaki medyanın işini de bu örnekte çoban köpeği yapar..Devamlı havlar, kafasının dikine giden davarları yönlendirip, sürüyü “birlik ve beraberlik” içinde tutar... Selahattin Duman

25 Mart 2007


Dürtü I


Her insanın toplumsal kaygılar nedeniyle bastırmak zorunda olduğu sayısız dürtüsü vardır. Kimimiz beğendiğimiz malı parasız alıp gitmek, kimimiz arkadaşımızın eşiyle beraber olmak, kimimiz heteroseksüellikten homoseksüelliğe geçmek isteriz, ama bunları bastırırız.

Homoseksüellik konusu açıldığında aşırı ahlakçı kesilip, içimizden gelen dürtülere can havliyle direniriz. İlginç olarak erkeklerin kadınlarla cinsel birleşmelerinin hemen ardından homoseksüaliteyle ilgili daha kolay konuşabilir hale gelmeleridir. Kadına karşı erkekliğini ispat ettikten sonra erkeğin ağzı muhtemelen gevşemektedir!



Dürtü II



Bazen de bir alanı bastırmak peşinde yaşadığımız sıkıntılardan kurtulmak için alkole dadanır, homoseksüel olmayayım derken mesela alkolik olup çıkarız ya da işi tümden çalışmaya ya da fesatlığa vurur, hayatı unuturuz.

Padişah I. Mahmud' un fesat bir harem ağası vardı. Hacı Beşir Ağa' nın çok kişinin azlinden boğulmasına kadar her işte parmağı vardı sarayda; kadınlarla yaşayan hadım bir adamın, kompleksleri nedeniyle yapabileceklerinin bir sonu olmayacaktır elbette.

Bazen biz, bir şey olmak niyetlendiğimizde değil, birşey olmamak için direndiğimizde başka bir şey oluruz. Etrafımızdaki "çok şey" böyle bir şeydir!..

Tahir M. Ceylan



24 Mart 2007


Üremek Zorundayız !

Ne acıdır ki üremek zorundayız ve buna bağlı olarak organizma boyutunda cinsiyet ayrımı var yeryüzünde.

O bedenler içinde aslında garip bir müebbet hapis yatan ruhlar, akıl almayacak kişisel, toplumsal sorunlarla cebelleşirken, bu ayrımın farkına ta insanlık tarihinin başlangıcında varan kapitalizm, kadın, erkek, eşcinsel demeden açtığı ağzıyla daha çok şeyi sindirim sistemine göndermenin yollarını arıyor hâlâ.

Çiğnenecek ve sindirilmeye gönderileceğiz 'her ne kadar yutulacak lokma' değilsek de... Küçük İskender

23 Mart 2007




Paralel !


Bir alttaki başlık ile alakalı aklıma geldi, bilmem farkında mısınız? kadın haklarının gelişmiş olduğu ülkelerde hayvan hakları da nispeten iyi durumda, gay haklarının önemsendiği toplumlarda çevre koruma bilinci yada çocuk hakları da daha gelişmiş !

Sanki hepsi bir paralel de ilerliyor, ve konu dönüp dolaşıp insan hakları konusuna geliyor ki, çoğu kimse için hayvan haklarının yada çevre korumasının insan haklarının bir parçası olduğunu görmek şaşırtıcı olacaktır, gerçekten de ilk bakışta aynı şeyler gibi gelmiyor insana... Gaykedi




Birazcık Umut !

İnsanlık ilerliyor mu düşe kalkada olsa ? işte Mehmet Ali Kılıçbay' ın geçen yılın en önemli olayı saydığı hadise, umarım size de küçük bir umut ışığı olur benim gibi...

ABD' nin New York eyaletindeki Blooming Grove kasabası mahkemesi, hayvan barınağındaki dört kediyi katleden iki kişiye yedişer yıl hapis cezası verdi. Bu yargı kararını daha da önemli kılan, öldürülen kedilerin ad ve yaşlarının ilam' a yazılmasıdır: Benjamin (5), Claudius (2), Le cat (3) ve Fiesty (12 haftalık).

Irak' a binlerce sivil insan ölüyor ABD yüzünden, ne kedisinden bahsediyorsun sen dediğinizi duyar gibi oluyorum ama şunu eklemeden edemeyeceğim "Hangi ABD?"..Unutmayın Bush' a en acımasız muhalefeti gene bir kesim ABD halkı yapıyor üstelik bizim liderlerimize yapamadığımız bir sertlikte! ve son söz, ülkemizde hayvanlara kötü muameleden 7 yıl değil 7 gün hapis yatan kimse var mı Allah aşkına ?

21 Mart 2007


Gizli Oda !

"Her insanın derininde kendinden az çok gizlediği, içinde çocukluk dramının bulunduğu bir arka odası vardır. O kilit üzerine kilit altındaki ürkütücü arka odaya korkarak da olsa bütün cesaretimizi toplayarak mutlaka girmemiz gerek. Biz girmediğimiz takdirde o gizli odaya girecek olanlar çocuklarımız çünkü"... Alice Miller

20 Mart 2007


Yeni Bir Hayat !

Kendini bulmanın tek yolu adından, ailenden, sorumluluklarından uzaklaşmak, tanınmadığın bir yerde yeni bir hayat kurmaktır... Paul Auster

19 Mart 2007


Azazil I


Sanılanın aksine katiller cehennemden gelip toplumlarımıza sirayet etmezler. Herkes düşünür ki bu katiller daha bebekken bile meymenetsizdiler ve azılı katillerdi. Bebeklere çocuklara sarkan manyakların da bebekliklerinde nasıl sevimli oldukları hep unutulur. Aslında hikaye bilindikdir. İblis’in Azazil iken düşmesi ne ise katillerin de sapıkların da durumu aynıdır.

İblis ya da Şeytan, Adem yani İnsan yaratılmadan önce Tanrı’ya ibadet ve hizmet etmekte o kadar ileri gitmiş bir varlıkdı ki melek olmadığı halde meleklerin geçtiği VIP kapılarını ve salonlarını kullanırdı. Sadece meleklerin takıldığı mekanlarda hem de çok melekten daha fazla izzet ikram sahibiydi .

Ne zaman ki Tanrı, ‘hiç hesapta yokken ve durup dururken’ Adem’i yarattı ve herkese ona secde etmelerini söyledi, e tabii bu durum Azazil
in hiç hoşuna gitmedi ve tarihin en meşhur kovulması yaşandı.

Azazil II

Azazil yalancı melekliğinden istifa etmek zorunda kaldı. Ama cin gibiydi ve zaten de cindi. Gidecekti, lakin boş gitmeyecekti. Masasından eşyalarını topladığı sırada Tanrı ile yine tarihin en uzun vadeli sözleşmesini yapmayı da ihmal etmedi. Tanrı da her halde kullarına dua, istek ve taleplere ne kadar olumlu baktığını göstermek istercesine bu anlaşmayı kabul etti. ( Ya da, Tanrı bilir, niye kabul etti.)

Tabii o arada bizim Adem babamız herhalde ortada hala uyuyordu galiba ki, olan da bize oldu ve Azazil ismini değiştirip İblis olup yollarımıza taş ve diken koymaya başladı. Zaten bizlerden çok önce bu işten ilk zarar gören de Adem ile Havva oldu.

-Düşünün bir kere, sizi ve yetmişyedi milyar zürriyetinizi etkileyecek gelmiş geçmiş tarihin en önemli anlaşması yapılıyor ve siz orada öyle bebekler gibi uyuyorsunuz . İşte insan bu kadar aciz bir mahluktur. Zaten de bu yüzden secde etmemiştim.- Gürkan Haydar Kılıçarslan


* Azazil şeytanin melek oldugu zamanlardaki adi.

18 Mart 2007


Bilgi Çöplüğü !

Mekanlar farkli insanlar da farkli olunca bilginin ayni olcude kullanilacagi saniliyor.Bugun karsimiza cikan sorun aslinda bilginin kullanimi degil, bilgi yiginlari arasinda dogru enformasyonu secerek anlatmak istediklerimizi anlatabilecek yeterlilige ulasmak.

Blog dedigimiz dunya, sanal alemde ciglik atmamiza mi yariyor yoksa sanal alemin degersizligine bir katki da bizim vermemize mi?

Esas olan paylasmak ise, "herkesin sorunu kendisine buyuktur" ilkesinden yola cikarak yazdigimiz onlarca sacmaligi paylasarak; insanlarin merak gudusunu hedef alarak ucuzculuktan para kazandigi icin begenmedigimiz "BBG evleri dizisinden" farkimiz kaliyor mu? Kimi ilgilendirir ki bizim hayatlarimiz? Kime ne bizim kimi aldattigimizdan? Kime ne bizim kimle yatip kimle kalktigimizdan?

Peki, her meclis-i birliktelikte bu tutum icersinde olanlari ayiplayan biz insanlar, oyleyse 2 yuzlu muyzu yoksa iki yuzlu mu? Bu sadece kucuk bir yalan mi bizim hayatimizda yoksa surekliligiyle taninan tarihin teklerrurunden mi ibaret?

Farkindaysaniz bir "vikipedia" gencligi turedi son yillarda.Bilginin ortalarda

-hesapsizca- dagitilmasindan sebeplenen insanlar, onlarca enofrmasyonu bir araya getirerek bize yuklemeye basladilar.Peki ihtiyacimiz var mi?


-Ihtiyacimiz var mi dunyanin ilk insan eti yiyen manyaginin kurbaninin annesine yazdigi mektubu bilmeye?


-Ihtiyacimiz var mi spermin hangi hizla vu´cudu terkettigni bilmeye?


-Ihtiyacimiz var mi X bakterisinin yasam kosullarinin ne olduguna bilmeye?


Hicbirine ihtiyacimiz yok.Ama onlarin ihtiyac duydugu bir sey var.. Daha az dusunmemiz.Bu da ancak zamanimizi daha fazla tuketerek gerceklesebilir.Hem de sonucta hicbir sey icin

Uyku arastirmalarina gore Turkiye`nin ortalama uyku suresi 7-8 saat arasinda.Yani hayatimizin 1/3`unu uyuyarak geciriyoruz.

Peki sizce kacini bu sacmaliklar aliyor?


Bugünkü yazı için "Herackles' e" teşekkürler...

17 Mart 2007


Kitap Alırken !

Kitap alırken kendimize özgü en doğru seçimi yaptığımızı sansak bile, her kitap alanın okuyanın kitap okumasını bildiğini de söyleyemeyiz.

Bir kitabı okumaya başladıktan sonra, yeterince gayret göstermeyip, hitap tarzı, dili, alıştığımızdan çok farklı diye çabucak bıraktığımızı, okunamayacak kitap yazmış diye yazarını küçümseyerek kendimizi aldattığımız gibi, hoşumuza gitmese de iş yarım bırakılmaz inadıyla sonuna kadar pek bir şey anlamadan okuduğumuz kitaplar da vardır.

İngiliz feylosofu Francis Bacon, bazı kitaplar bir an için tadımlık, bazıları bir çırpıda okunabilen, pek azı ise hazmetmek içindir der... Gündüz Vassaf

Sapık Din Adamlarıyla
Politikacılar !


Yeni bir çocuk doğar doğmaz onun kafasıyla kalbini bir yığın saçmalıklar ve yalanlarla doldurmaya başlıyoruz. Kalbini değil de yumruklarını kullanması için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun en büyük sorumluları da sapık din adamlarıyla, politikacılardır.

İnsanları bunların ellerinden kurtarmak gerek. Din ve politika birleştirici olmalı, ayırıcı ve bölücü değil. Bence bütün tarih kitaplarını yakmalı, yeni kuşaklara atalarının yaptığı rezillikleri okutmamalı...Faik Baysal "Drina'da Son Gün"

15 Mart 2007


Futbol !

"Futbol sert kızlar için çok iyi bir oyun olabilir, ama narin oğlanlara pek uygun sayılmaz"... Oscar Wilde

Tanrı’nın Nefesi !

"Havadaki titreşimler Tanrı’nın nefesidir. Biz müzisyenler tanrıya yakın insanlarız. Onun sesini duyarız, onun dudaklarını okuruz. Onun ismini söyleyen Tanrı’nın çocuğunu dünyaya getiririz. Müzisyenler böyle insanlardır işte. Ve eğer böyle değilsek, hiçbir şey değilizdir." Beethoven

14 Mart 2007


Ölümcül Kimlikler !

"Birilerine şöyle demek isterdim: Geldiğiniz ülkenin kültürüyle ne kadar yakınlaşırsanız kendi kültürünüzü de ona o kadar yakınlaştırırsınız. Sonra da diğerine şunları söylerdim: bir göçmen kendi kültürünün saygı gördüğünü ne kadar hissederse geldiği ülke kültürüne de o kadar açılacaktır. "
Amin Maalouf'' un Ölümcül Kimlikler kitabından

13 Mart 2007


Nasılsınız Emin Bey?

İncelediğim çeşitli dinler arasında; inanç ihtiyacı duyan bir adam olsam, muhtemelen Hıristiyanlığı seçerdim veya Uzakdoğu dinlerinden birini seçerdim. Ama herhalde en son seçeceğim Müslümanlık olurdu. Yahudilik de istemem; hikâyesi çok güzel, ama o da korkunç bir şey.

Sakalım var ya, mesela sokakta herifin biri gelir yanıma, deyiverir. Ve "Nasılsınız Emin Bey?" Emin Bey (Çölaşan) olduğum için beni iltifatlara boğar! Bunun benim için ne kadar ağır bir hakaret olduğunun farkında bile değildir. Bunlar ha bire gelir başıma... Bu gibi durumlarda, her şey boş galiba duygusuna kapılıyorsun ister istemez...Murat Belge

12 Mart 2007


Marx !

Marx' ın söylediği "Din Afyondur" diye kısaca bildiğimiz ünlü sözünün tam metni...

"Din bu dünyanın genel kuramı, geniş kapsamlı özeti, yaygın mantığı, manevi yüceliği, coşkusu, ahlakça onaylanması, görkemli bütünlüğü, avuntu sağlamaya ve haklı kılmaya yarayan evrensel temelidir. İnsanın özünün hayali olarak gerçekleşmesidir, çünkü insanın sahici bir gerçekliği yoktur. Bu nedenle dine karşı savaşım, manevi kokusu din olan bu dünyaya karşı da dolaylı olarak savaşımdır. Din baskı altındaki yaratığın iç geçirmesi, taş yürekli bir dünyanın duygusu ve ruhsuz koşulların ruhudur. Halkın afyonudur. Bu nedenlerle de, halkın hayali mutluluğu olarak dinin kaldırılması, halkın gerçek mutluluğunu istemektir"

Diyordu Karl Marx 'Hegel'in "Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Doğru" makalesinin önsözünde. (Aktaran Mete Tunçay, 'Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması'). Dikkat edilirse, Marx'ın kısaltarak verdiğimiz bu sosyolojik yorumu, dinin bir "yanlış bilinçlilik hali" olduğunu söylemekle birlikte, bundan dolayı inananı küçümsemeye kalkışmıyor, aksine anlayışla karşılıyor...Ayşe Hür

Sahi yaa! gerçektende din adamları, özelliklede bu dünyadan umudunu kesen insanlara öbür dünyayı allayıp pullayıp bir güzel pazarlamıyorlar mı? Gaykedi

11 Mart 2007


Gün Yapıyoruz !

Bugün komşum "Herackles"' te misafirlikteyim, sizi de beklerim efendim...neler mi var, işte birkaç örnek :)

* Fransız özentili bir hela hikayesi !
* Sizce "Casus Belli" mi !
* Was ist das?
* "Mens sana in corpore sano", sağlam kafa nerede bulunur?
* Karga karga gak dedi, Mustafa Sandal' a bak dedi !

Bu arada Herackles dostum, bende misafirliğe bekliyorum bak ona göre :)

10 Mart 2007


Üsküdar !

Biz Türkler "Üsküdar' a gider iken" şarkısı için Türk musikisi diyoruz, ama gelin görün ki ülkeler bazında bu şarkı üzerine tartışmalar bitmiyor. En son 2003 yılında da Adela Peeva adlı Bulgar yönetmenin vizöründe, ırkçılık problematiğine ışık tuttuğu için bir belgesel film yapılmasına kadar sürüyor bu tartışmalar. Belgesel filmin ismi de manidar, "Bu şarkı kimin?"

Bizler, "Üsküdar' a gider iken" derken, Yunanlılar "Apo tin Athina" (Atinadan Pire' ye), Sırplar "Ruse kose, curo, imas" (Sarı saçların var, kız!), Bulgarlar ise "Jassen messetz wetsch isgrijawa" (İşte apaçık bir ay doğuyor) diye eşlik ediyorlar bu şarkıya...

Sevgili Miso için, geçmiş olsun dileklerimle...

Kediler !

Çocuklar uyanır geceleyin,
Bir şey ararlar karanlıkta.

Uyanır kadınlar geceleyin,
Yüzük takarlar karanlıkta.

Geceleyin kediler uyanır,
Bize bakarlar karanlıkta.

Melih Cevdet Anday

07 Mart 2007







Coming Out !


Kendi duygularını kendinle paylaşmak, kendi cinsel kimliğinle barışmak, bunu kabul etmek, kendine açılmak, eşcinsellikte birinci ve en zor süreçtir, bu en sancılısıdır. Ondan sonra ki en zor süreçte aile gelir tabi ki... İlk babasına açılmak isteyen bir gay arkadaşım bana maille bunun bende nasıl gerçekleştiğini öğrenmek istediğini, bunun kendisi için yol göstereceğini söyledi;

Lise de son yılım, gelecek korkusu, üniversite, askerlik ve iyi bir iş bulma stresine bir de kadınların ikinci sınıf, eşcinsellerin üçüncü sınıf insan görüldüğü müslüman bir ülkede eşcinsel olmak... Artık kendimi kabül etmiştim, ne olduğumu biliyordum, sıra bunu bilen birkaç kuzen ve arkadaştan sonra ilk defa aileme açmaya gelmişti.

Gayler genelde ilk annesine ya da kız kardeşlerine falan söyler ama kız kardeşim yoktu annem bir depresyon geçiriyordu, sanırım menapoz dönemi falandı... Gözüme babamı kestirdim... benim merhametli böcek bile öldüremeyen, melek babam. Ama söylemek hiç kolay değildi bir kaç gün etrafında dolaştığımı ve bir kaç kez başbaşa kaldığımız halde söylemekten vazgeçtiğimi hatırlıyorum...










Bu esnada oldukça sıkıntılı gözükmüş olmalıyım ki babam odama geldi ve bir derdim sıkıntım olup olmadığını sordu... Ben biraz şaşkın yok falan derken babam ısrar etti konuşmam için... Ben oldukça heyecanlı ve gergindim babam bunu anlamış olacak ki 'bak evladım biz seni çok seviyoruz söyleyeceğin ne olabilir ki kendini bu kadar geriyorsun' falan diyerek beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama bende tık yok, lafı eveleyip geveliyorum ama ağzımdan bir türlü baba ben eşcinselim kelimesi çıkmıyor-çıkamıyor...

Babacım, sana birşey soracağım bana doğruyu söyleyeceksin dedi... tamam dedim... bir kızla beraber oldun ama başarırısız mı oldun diye sordu... yok baba öyle birşey dedim... peki küçükken herhangi bir cinsel tacize mi uğradin o mu seni üzüyor diye sordu, ona da hayır dedim... veee sonunda o kelime çıktı ağzımdan...

Baba ben eşcinselim... Söyleyeceğin şey bu muydu diye sordu... evet dedim... bunun için mi bu kadar kendini sıktın o kadar stres yaptın dedikten sonra sarıldı öptü, seni seviyoruz oğlum, bunun bizim icin hicbir önemi yok, biz insanların ne sırlarını biliyoruz ama kimseye birşey söylemiyoruz, ne var eşcinselsen bu da bir insanlık hali, olabilir ne var yani dedi...










sonuççç! hayatta o kadar mutlu olduğum bir başka an hatırlamıyorum ve sanki üzerimden tonlarca yük kalkmış gibi hissettim... babam yalnız sana birkaç şey söyleyeceğim dedi... tabi baba dedim... birincisi bunu kime söyleyip söylemeyeceğine dikkat etmeni istiyorum... ikincisi arkadaşlarına ve kendi hal ve hareketlerine dikkat etmeni, toplumun kaldiramiyacaği şeyleri yapmamani istiyorum...

üçüncüsü de bunu annene şimdilik söyleme biliyorsun depresyonda dedi... ama ben bir kaç sene sonra anneme söyledim, onun bana tek kelimesi ''Tanrı seni öyle yarattığı için ona sakın kızma olur mu'' oldu ve ben hiç isyan etmedim bu konuda tanrıya... eşcinselliği Tanrının benim eğitimim-gelişimim için koyduğu biraz zor bir ders olarak gördüm hep...

Eşcinsel olduğumu aileme söyledikten sonra ne değişti hayatımda düşünüyorum da iyi mi yaptım söylemekle yoksa kötü mü... kendimi rahatlatmak için bunu onlara anlatarak onları mı üzmüş oldum acaba... ama söylemeseydim de içimde hep bir dert olarak kalacaktı ve onlara karşı dürüst olamayacaktım... sonuç onlara açıldıktan sonra artık bana karşı daha korumacı oldular ve artık bütün erkek arkadaşlarıma bakışları değişti tabi :)


* Coming out of the closets/dolapdan çıkma... bütün dünyada özellikle eşcinseller tarafından cinsel kimliğini saklamama, açılma manasında kullanılır...

05 Mart 2007


Talihsiz Bedevi I

Talihsiz bedevi bilgisayar toplamaya kalkarsa ancak bir ayda toparlar ve başina da gelmedik şey kalmaz....Bütün olay 10 yaşindaki yaşli laptopumun artık emekli olmak istedigini belli etmesiyle başladı...bugüne kadar ilk iki masaüstü bilgisayarımı vestelden ve üçüncüsünü toshibadan kullanan ben etrafında gazıyla toplama yapmaya karar verdim..

kredi kartının hesap kesim tarihi parça araştırması yapılarak beklendi ve internetten 22'' öküz kadar LCD ekranlı çift işlemcili, kamerasından dijital uydu kartına kadar her şeyiyle super bir bilgisayar toplandi...birinci sorun sitede var gözuken bazı parçaların stokta olmamasıyla başladı..

Talihsiz Bedevi II


O ürün stokta yok onun yerine başka birşey seçin, yok o seçtiğiniz üründe firmada kalmamış falan derken...sonuç 10 günde zor geldi bilgisayarım...kuracak arkadaşın müsait zamanını da bir kaç gün bekledik ki haydaa oda ne! anakart bozuk üstelik hepsi markalı ve iyi parçalar...

Anakartın iade gonderilmesi ve iade kabulu, yenisinin gonderilmesini bekle derken bir 10 günde öyle geçti...Allahtan bu arada bir haftalığına Amerikalı bir kız arkadaşım istanbulda misafirim oldu onu gezdirdim, bilgisayarı biraz unuttum..

Talihsiz Bedevi III

Gene birkaç gun kurulumu yapacak arkadaşın boş bir vaktini bekledikten sonra artik anakartta geldi herşey hazır tam kuruyoruz kasanın içindeki guç kaynağı daha kullanmadan gebermiş...yeniden gonderip bir 10 gün daha beklemeyi göze alamadım gidip 30 YTL ye bir güç kaynağı aldım..ve kurduk sonunda bitti ama bende bittim...


Aslında hayatta genelde şanslı bir insanımdır şanslı olmasam Nakhar gibi biriyle tanişamazdim zaten :) internetten bugüne kadar klima bile aldim, ozellikle kardeşim evlenirken evinin çamaşır makinası, buzdolabı, bulaşık makinasını bile internetten sipariş etmiştim hicte bir sorun cikmamişti...ama insanın şansı ters gitmeye görsün talihsiz bedeviyi çölde kutup ayıları değil köpek balıkları bile şeyder valla :)

04 Mart 2007


Karaciğer !

Derimizde gördüğümüz kızarıklıklar daha derindeki, mesela karaciğerimizdeki bir hastalığın belirtisidir ama biz yüzeyle uğraşırız. Ben bir teklif yapıyorum ve tartışmayı gerçek zeminine taşıyalım diyorum.

İslamcı kesim laik olarak adlandırılan karşıtlarına: ‘Sizin savunduğunuz Türkiye modeli, Soğuk Savaş dönemiyle birlikte sona ermiştir. Biz kendi tercihlerimiz olarak değil Dünya şartlarının bir gereği olarak çok kültürlü bir yapıya dönmek zorundayız. Din bu kültürün bir parçası olacaktır. Bazı güçlerin bizi neden desteklediğini biliyoruz. Gelin dünya şartlarını birlikte değerlendirelim ve yapılması gerekenleri birlikte yapalım’ desin ve karşitlarindan şu cevabi alsin:

‘Teklifiniz kabul ediyoruz . Hiçbir önyargı olmadan gerekeni yapmaya hazırız. Ancak siz de bizden başka ortak aramayın. Cumhuriyet böyle kuruldu, Türkiye böyle büyüyecektir’....Mahir KAYNAK

02 Mart 2007


Kedi Kedidir !

"Ben kediyi hiçbir şeye benzetmem. Kedi kedidir.... Çocukluğumda tanıdığım bazı kediler, benimle oturup sokağı ve caddeyi seyretmesini bilirlerdi. Havuza eğilerek benim gibi balık yakalamasını bilirlerdi. Yalnız onlar bu balıkları çiğ yerlerdi.... Kediler en iyi dostum olmuşlardır ve hiç canımı sıkmamışlardır." Asaf Halet Çelebi... ("Kâğıttan Kediler"/ Selçuk Demirel)

Küreselleşme

Doğanın kara mizahını, miniminnacık da olsa görebilenler; özellikle bir türlü "gelişmiş" olamayan ülkeleri ne tür katranlı sürprizlerin beklediğini sezebiliyorlar.

Türkiye'nin siyasal vitrininde gölgeleri oynaşan politikacılardan hangisi, domatesin muzdan daha pahalıya satılacağını öngörebilirdi?

Şu sırada domatesin kilosu 2.20, muzun kilosu 2 YTL. Nedeni de, dünyaya domates ihraç eden İspanya'nın, değişen iklim koşulları yüzünden eski üretimi yapamaması ve Türkiye'de domates ihracatının artıvermesi.....Çetin Altan

Pembe Şampanya !

"Sağlıklı yaşam" ile "iyi yaşam" arasında bir paralellik kurmaya çalışıyorum...Midesi ağrımayan biri, midesini hatırlamaz; dişi ağrımayan biri de, dişlerini...Yaşarken içi sıkılmayan, zamanı unutan biri de; neyi nasıl yaşadığını hatırlamaz...Ola ki "iyi yaşamak", hayatı unutmak anlamına da gelebilir.

İnsan belleği, kötü olayları çok daha derinliğine geçirir kayda. Örneğin yılbaşındaki bir araba kazasını...Lezzetli ve mutlu saatler ise; az yaşandığı zaman geçer kayda...Hayatında tek bir yılbaşı gecesi, pembe şampanya içmiş bir hanım, bir daha asla unutamaz o geceyi...Her yılbaşını şampanyayla değerlendirmiş olan bir hanım ise; hiç hatırlamaz kaç yılbaşında, kaç şampanya içtiğini....Ç.Altan

01 Mart 2007


Budalaca !

1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda, İttihat ve Terakki yönetiminin üç paşası tarafından alınan ve uygulanan Ermeni tehcirinin sonuçlarını dünya bir “soykırım” olarak kabul etmiştir.90 yil önceki bir dramatik olayin bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin başini agritan bir sorun haline gelmiş olmasinin sorumlusu da sadece ve sadece susarak, meseleyi konuşturmayarak ya da “asıl onlar öldürdü” gibi budalaca çıkışlara başvurarak durumu kurtardıkları zannedenlerdir. Yani bizleriz.

Amerikan Kongresi ne karar alırsa alsın, biz bu meseleye bugüne kadar yaklaştığımız gibi yaklaşmaya devam edersek sıkıntılar giderilemeyecek; tam tersine, baş ağrısı artarak devam edecektir.Çünkü bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetiminde bulunmuş çok sayida bilgisiz, fikirsiz ve ufuksuz şahis, en geri ve ilkel politikalarla bu meseleyi “bizim” sorunumuz haline getirmiştir.Amerikan Kongresi’nden Ermeni soykırımı kararının geçmesi belki Ankara’nın mantıklı ve doğru politikalar geliştirmesine yol açarak faydalı bile olabilir...Okay Gönensin