31 Ocak 2007





Şu Hepimiz ......
Meselesi I


Askerlik yapmis ve sunnet olmus tek kadin sanatcimiz Bülent Ersoy' da dahil olmuş "Ermeniyiz" tartişmasina;

Pop Star Alaturka programı...Bülent Ersoy yarışmacılardan birini fırçalıyor. Fırçalarken sivri dilini ırkçılık kavanozuna batırıp çıkarıyor: "Öyle bir söyledi ki, Ermeni üstüme geliyor zannettim" diyor.Sonra da Dink'in cenazesinde atılan "Hepimiz Ermeniyiz" sloganını eleştiriyor. Eleştiri cümlesi şu: "Ben elhamdülillah Müslümanım! Bedenim teneşire de gelse 'Ermeniyim' demem."


Can Dundar





Şu Hepimiz ...... Meselesi II

"Hepimiz Ermeniyiz" meselesin de herkes birseyler soyledi...Basinda bu konuda cikan en toparlayici yazi bence Hadi Uluengin' den geldi ;

Yukarıdaki simgeselliğin kökeni 1943 Ekimine uzanır.Çünkü o tarihte Hitler Almanya’sı, Danimarka halkının ve hükümetinin 1940’taki işgal başindan beri Nazilere teslim etmeyi reddettigi Yahudileri mutlaka toplamak karari aldi.

Operasyonlari kolaylaştirmak için de, gamali haç boyundurugu altindaki diger yerlerde oldugu gibi, ilk iş olarak Musevilerin gögüslerine sari Davudi yildiz yerleştirilmesini istedi.
Berlin özel temsilcisi Werner Best bunu Saray’a bir ültimatom olarak sundu.FAKAT, pes etmek ne kelime ve tam tersine, Kral 10. Kristian derhal meydan okudu.

İşgalci komutana, böyle bir durumda kendisinin ertesi sabahtan itibaren Davudi yıldız dikilmiş resmi üniformayla Kopenhag sokaklarında yürüyüşe çıkacağını bildirdi.Taçlı devlet yöneticisinin yukarıdaki tavrı duyulur duyulmaz da, zaten hiçbir şekilde Nazilerle uzlaşmamış olan ülke ahalisi şu slogan etrafında birleşti:"Hepimiz Yahudiyiz"!


Şu Hepimiz ...... Meselesi III

Örneğin, atmışlı yıllar ortasında, ırkçılığı reddeden Amerikalı beyazlar kara tenlilerin otobüse alınmadığı bir Memphis’te, bir Albany’de, "hepimiz zenciyiz" diye gösteri yaptılar.Yahut, Hintli yazar romanından ötürü "kátli váciptir" fetvásıyla karşılaştığında, fikir ve ifade özgürlüğü savunucusu aydınlar "hepimiz Salman Rüşdi’yiz" rozetiyle dolaştilar.

Nazi artiklari Solingen’de gurbetçilerimizin yaşadigi evi kundakladiginda, "öteki" nefretini lánetleyen Almanlar "hepimiz Türküz" pankarti altinda yürüdüler. O halde, tabii ki, "hepimiz Ermeniyiz" diyebilmek ulusumuzun onurudur. Asáletidir.Buradaki simgesel mesaji; metaforik benzetmeyi ve bilhassa da, "empati" denilen, "kendini ’öteki’nin yerine koymak" dürtüsünü görmemek için kör olmak gerekir.

30 Ocak 2007




Çölaşan Ama

Kalp Aşamayan !


Özdemir İnce, Emin Çölaşan' la aynı çizgi de çok daha sert yazilar yazdiği halde neden çirkinleşmiyor, yazılarında bilgisini kulturunu birikimini paylasiyor bizimle de, Çölaşan Bey' i okuyunca bir Ataturk' cu olarak cogu zaman ondan ve uslubundan utanıyorum her nedense ?


29 Ocak 2007


Karne ve Yönlendirme !

Geçen yıl bir Amerikalı bilişim uzmanıyla konuşurken, şu gözlemini seslendirmişti bana: -Çocuklar ders notlarını evlerine getirdikleri zaman, ana ve babalar hemen zayıf olan notlara takılırlar. Kırık not alınan derslerin takviyesi için özel öğretmenler tutulur. Oysa önemli olan öğrencinin iyi not aldığı ve başarılı olduğu derslerdir.

Aileler, evlatlarının başarılı olduğu derslere de ağırlık verseler, uygarlığa katkıda bulunacak sanatçılar, bilim adamları, sporcular çıkabilir öğrencilerin arasından. İstanbul Hukuk Fakültesi’nin efsaneleşmiş hocalarindan Prof. Schwartz da “Ben sınavda öğrencilerimin bilmediği değil bildiği konuları bulmaya çalışırım” dermiş ya....Mehmet Barlas

28 Ocak 2007


Özgür Kızlar !

"Dikkatinizi çekmedi mi; aşk ideologlarının çoğu aynı zamanda kediseverdir. Üç kere aşk, bir kere de kedi üzerine yazarlar. 'Bağımsızdır' falan diyerek, kediyi ilişkilerin ikonu haline getirirler. Ama, ne hikmetse, bu özgür kızlar Kötü Kedi Şerafettin ile takılıp Varsıl Sarman ile evlenirler." Emre Aköz

27 Ocak 2007





Kurtlar Vadisi ve

Gece Korkan Yavru Kurt I


"Trabzon'da rahip Andra Santoro'yu öldürmek suçundan yargılanan O.A. adlı 'çocuk'la cezaevinde görüşüp konuşan, anlattıklarından aldığı notları daha sonra kitap haline getiren terapist-psikolog Adem Solak ' tan"

Cezaevinde okuduğun kitaplarda altını çizdiğin yerlere bakılırsa sen daha çok Yahudilerden nefret ediyorsun. Oysa papaz Yahudi değildi.

Olsun. O gençlerimizi Hıristiyan yapmak için uğraşıyordu. Trabzon'da yaşadığım ortamlarda Yahudi birisi olsa, elimden gelen her kötülüğü yaparım. Yahudi'nin bu dünyada yaşama hakkı yoktur.

Cesur biri misin sen? Sanırım cesaretliyim ama gece korkarım.

Evde girmeye korktuğun bir oda varmış. Korkuyordum evet. Ben son 1 yılda çok bilgi kazandım. Kendimde çok büyük bir atılım gerçekleştirdim. O giremediğim oda çocukluk odamdı. Oraya girersem kazandıklarım kaybolur, çocukluk duygularıma dönerim diye korkuyordum.







Kurtlar Vadisi ve

Gece Korkan Yavru Kurt II


HRANT Dink'in katili Ogün Samast, Trabzon'daki Yasin Hayal'e telefon açıyor, Agos gazetesinde Dink'i bulamadığını, başkalarının bulunduğunu söylüyor ve soruyor:

- Abi, burada birkaç Ermeni var, onları öldürüp geleyim mi?!

Yasin Hayal, Dink'i öldürmesini tekrarlıyor; öyle de oluyor.
Samast ve Hayal'in ifadelerinde benzer cümleler:

- Gizli saklımız yok! İlan edecektik zaten!..

Çünkü kendi çevrelerinden alkış bekliyorlar!........T.Akyol


Bu çocukcagizlara uzulmemek elde degil...sorun nerde Tanri askina nerede hata yapiyoruz toplum olarak...egitim sart tamamda universite mezunu fasistler magandalar ayilar kurtlar hepimizin etrafinda dolu...Bu yavrucaklari sinsice öne surenler, aramızda dolaşan koyun postuna burunmus esas kurtlar kim?



25 Ocak 2007


Haç

Suadiye yılları...Komşularımız Ermeni’ydi. Arkadaşlarimiz da. Dikran mahallenin şen şişmaniydi. Himbilligiyla kimse dalga geçemezdi; bizdendi çünkü. Dahasi minyatür kale maçlarinin geçilmez kalecisiydi.Izzet bizden büyüktü. Manitaya nasil yaklaşilir, faça nasil düzeltilir, jöle nasil sürülür, nasil cool yürünür gibi hayat 101 kodlu derslerin hocasiydi.

Bir gün boynundaki zincir koptu ve gömleginin arasindan yere düşüverdi. Zincirin ucundaki haçi gördügümüzü fark ettiginde rahatsiz olmuştu, çekinmişti, korkmuştu biraz.O zaman bunun neden oldugunu anlayamamiştim. Sonuçta o Izzet Abi’ydi. Haklı sebepleri varmış demek...Mansur Forutan

90' li yillar da canciğer bir Ermeni arkadasimla Ermeni sorununu konusmak istemiştim, bir Ermeni gözuyle merak ediyordum görüslerini...Bu konu arkadasimi o kadar rahatsiz etti ki anlatamam "Türk' lerde katliam yapti Ermeni' lerde" dedi ve konuyu degistirdi hemen, benim icin bunun en üzücü tarafi arkadasimin benden bile rahatsiz olmasiydi :( Gaykedi

Caiz Değildir !


DİYANET İşleri Başkanlığı fetva yayınlamış: "Bir Müslüman'ın, gayrimüslim ölüler için rahmet dilemesi caiz değildir." Doğrudur, İslam kültüründe böyle olduğunu ben de biliyorum ama elinizi vicdanınıza koyun: Madem yüce yaratıcı tektir, biriciktir, eşi emsali yoktur, 'Bizim Hrant'ın ardından böyle kültürel kaygılar duymadan, "Allah rahmet eylesin" demek çok yanlış, çok mu kötü, çok mu ayıp? Emre Akoz

24 Ocak 2007


Bilmediğim Bir Kaderim Var I

“Benim suçum TC vatandaşi olmak mi?” demişti Dink ve eklemişti: “Önümde benim bilmediğim bir kader var. Ne olduğunu hep beraber göreceğiz.” 2 Ekim’de Hrant Dink ile Agos’taki odasında yaptığımız röportaj... Nagehan Alçı (Akşam G.)

Siz soykırım yerine daha yumuşak ifadeler kullanıyorsunuz. Reuters’e ise “soykırım” kelimesini telaffuz ettiniz.

Ben her zaman konuya yumuşak yaklaşmak gerektigini söylerim ama karşimdaki “sizce bu soykırım mıydı?” diye net bir şekilde sorarsa kendi bildigimi inkar etmem.

Yani Reuters’a “evet bu bir soykırımdır” dediniz.

Evet, aynen böyle dedim. Benim algılamam böyle. Ben bunu her zaman söylerim zaten! Ama elimden geldiği kadar Türkiye içerisinde, özellikle Türklerle konuşurken o kelimeyi kullanmamaya azami gayret gösteriyorum. Biliyorum ki bu kelimenin muhatabı oldukları için üzülüyorlar.

Bilmediğim Bir Kaderim Var II

Muhatabı oldukları için üzülüyorlar derken ne kastediyorsunuz?

Türklerin soykırımı inkar etmelerini anlıyorum, çünkü soykırımlara karşı bir halk ve atalarının bunu yaptığını kabul etmek istemiyor. Ben bunda düşmanca bir duruş görmüyorum. Aksine insanca bir duruş görüyorum.

Soykırımı başka türlü tanımlamaya mı çalışıyorsunuz?


Ben aslında olanın adının o kadar önemli olmadığını, olanın kendisinin çok önemli olduğunu söylüyorum. “Siz buna soykırım deyin” gibi bir derdim asla yok! Aslında bu tip dayatmaların Türk toplumunda çok yanlış olduğuna inanıyorum. Bu toplum idrak etmeli, tartışmalı ve öğrenmeli.

Demecinizde “bu soykırımdır” diyorsunuz ve bu ifadeyi Türklüğü aşağılamaya sokuyorlar.

Ama bakın ben bu bir soykırımdır dedim ama bunu Türkler yapmıştır demedim.

Bilmediğim Bir Kaderim Var III

Kim yaptı?

Çok fazla sayıda Kürt de vardı. 1915’te yaşananlar sadece Türk meselesi degildir. En az Türk kadar Kürt meselesi ve ayni zamanda Avrupa meselesidir de. Zaten o tarihte Türk kavrami yoktu. Osmanli vardi.

Yani bu Türk değil, Osmanlı meselesi diyorsunuz. Peki Avrupa nasıl devreye giriyor?


Onların bu soykırımda çok büyük rolü var. Ben Avrupalılar’a “Ermenilerin başina gelenlerden siz sorumlusunuz. Bunun bedelini henüz ödemediniz” diye bangır bangır bağırıyorum. Ama benim derdim, kimin yaşattığı ile ilgili değil, halkımın ne yaşadığı ile ilgili.

Avrupa’nın suçu varsa son dönemde AB’nin konuya gösterdiği hassasiyet bir vicdan muhasebesi mi?

Hayır, asla değil! Bunun adı doldur, boşalt politikasıdır. Önergeyi yayınlayıp sonra geri çekiyorlar. Bu da Türkiye’deki milliyetçilik refleksini güçlendiriyor. Zaten bunu bilerek yapıyorlar.

Süreci uzatmaya mı çalışıyorlar?

Evet. Ben şunu söylüyorum: “Atalarımızın yaşadıklarını Avrupa ve ABD politikada meze olarak kullanıyor. Ben buna çok üzülüyorum. Bu konunu gerçek sahibi toplum, devletler değil. Bu yüzden devletler aradan çekilsin!”

23 Ocak 2007






Ninni "Oror"

Sevgili Hrant bugun toprağa veriliyor nur içinde yatsın, onu sonsuz uykusuna bir Ermeni ninnisiyle uğurluyorum... Çok sesli yoruma rağmen bizim muziğe oldukça yakın tonlamalara dikkat! işte link  "Ninni-Oror "



DESİLK Konserleri - 2005 Istanbul CRR - Solist: Lida Chakmakchi ....


"Ermeni Pop müziğine hak ettiği değeri kazandırmayı ve bu müziği sevdirmeyi amaçlayan Ermeni cemaatinin tanınmış isimlerinden Bartev, Hagop Mamigonyan ve Karolin Mamigonyan, 2005 yılı Mayıs ayında 3 Konser’den oluşan ortak bir projeye imza atmişlardi. Hagop Mamigonyan şefliginde sahnelenen ve pek çogu sahnelerde ilk kez duyulan 20 şarkilik repertuvara sahip konserlerde, Arakast Orkestrasi, Ermeni Lusavoriç Korosu, Yeraz Dans Toplulugu ve Istanbul Devlet Senfoni Orkestrasi Yayli Çalgilar Toplulugu performanslari ile göz doldurmuştu."


22 Ocak 2007


Cellatlar ve Köleler I


Eski çağlarda güçlü olan zayıf olanın elindekini almak için mızrağını, ya da her ne ise silahı, gırtlağına dayıyor. Aman dilemezse öldürüyor, dilerse zaten insan altı bir konuma düşerek, köle oluyor, nesneleşiyor.

İlle de silahla, taşla-sopayla, fiziksel anlamda bir şey olmak zorunda değil; bugün zengin bir insan sokağa çıktığı vakit karşılaştığı yoksula o geçmişte mızrağı boğazına dayayıp elindekini aldığını ve karşılığında canını bağışladığını hatırlatıyor.

Bugün zenginlik yoksula uygulanan en sakatlayıcı şiddettir. Dün kılıcın yarattığı efendi-köle ilişkisi bugün; piyasa ile, eğitimle, ahlakla, medyayla, v.b kurum ve kurallarla kendisini yenileyerek devam ettiriyor.

Cellatlar ve Köleler II

Kılıcı yada baltayı hatırlatan ve onun işlevini üstlenen göstergeler bugün gündelik hayatın her anında ve alanında şiddeti üretiyor.

Faşizmin gelmesine gerek yok zaten gündelik hayatın içinde her anında var. Bu şiddet ortamı otoritenin uyguladığı şiddeti meşrulaştırıyor. Medya bizi bize satıyor. Bizim yaşadığımız hayatı aynen veriyor.

Sanki bizim seçtiğimiz bir hayat gibi sunuyor. Başka türlü bir hayatın imkanlarını yok sayıyor. Zaten uzun zamandır bu abuk sabuk saçma hayat toplumun ister olduğu bir hayat olarak var. İnsan zaten insan olmaktan çıkmış.

Cellatlar ve Köleler III


Toplum bu verilen, sunulan ve yaşanan adı ne olursa olsun buna uyumlu bir konuma gelmiş. Bir Türk dünyaya bedeldir sözünün anlamına inanan insan insan olmaktan çıkmıştır. İnsanın çok uzağında inanılabilir buna.

Ortaklaşmacı ruh kalmadı. Modern toplumda insan insanın kurdu haline getirildi. Elit kendi içinde kavgalı iken büyük yoksul kitlenin karşısında domuz gibi birleşiyorlar. Sınıfsal bilinci çok yüksek.

Adorno bu bağlamda diyor ki: "Baskı belli bir yoğunlukta, sürekli olursa mazlumun tek kurtuluşu zalime, cellada aşık olmak olur". Küçük insanın hali bu. Efendisi "gibi" yapan küçük insan kendisi gibi olana şiddet uyguluyor.....Prof. Dr. Ünal Oskay

20 Ocak 2007


Gözyaşlarımız Aynı Renk

"Gözlerin rengi, biçimi ne kadar farklı olursa olsun gözyaşlarının rengi aynıdır"....Afrika Atasözü

"Genetik bağlamında bilimsel olarak kanıtlanmış herhangi bir insan ırkı yoktur ama ırkçılık ve ırkçılar vardır. Saf bir Fransız, İngiliz, İtalyan, Alman, İspanyol, Bulgar, Rus, Yahudi ırkı olmadığı gibi 24 ayar bir Türk ırkı da yoktur. Ama bunların ırkçıları vardır!"...Özdemir İnce

Ermeni de olsak Türk' te, Yunan' da, zenci de, beyaz da "Gözyaşlarımız Aynı Renk".... insanlık olarak insan yiyen ırkçı yamyamlara bir kurban daha verdik...ne kadar üzüldügümü anlatmam zor..dün gozyaslarimi tutamadim ve bir Türk olarak ülkemin ırkçılarından bir kez daha utandim....Nur içinde yat sevgili Hrant....

Sevgili Hrant Dink' in editörluğunu yaptigi "Agos" gazetesinde benimde bir köşe yazisinda alinti olarak, eşcinsellik ve askerlikle ilgili
bir yazim cikmisti iste o "yazi"


18 Ocak 2007


İki Penisle Kazak Örülür mü?

Aletlerle ilgili maço hezeyanlara karşı işte iyi bir fikir. “Alet”ini kafasında gereğinden fazla büyüten, hayata “penislerin rekabeti” gibi bakan erkekler bu şekilde tedavi edilebilir:

Kapatıcaksın iki tanesini bir odaya, vereceksin bir yumak orlon, kilitleyeceksin kapıyı... Şiş, tığ mığ yok tabii...

“Hadi bakalım” diyeceksin, “Rekabeti bir yana bırakın. Zaman dayanışma zamanı. O pek marifetli aletlerinizle bir kazak örmeden bu odadan çıkmak yok!” ...Sevim Gözay

Güney

Bush'un ikinci zaferinde özellikle Güney'in küçük yerleşimlerindeki muhafazakar blok belirleyici oldu. Allaha inanç, silaha muhabbet, eşcinsellere nefret, hayvan avına onay anlamında 4G formülüyle (God, Gun, Gay, Grizzlies) sandıktan Bush çıktı.....Hayri Kozanoğlu

17 Ocak 2007





Nietzsche I


Şu söz onun: "Bir şey gereklidir: İnsanın karakterine bir üslup kazandırması. Bu, büyük ve ender bir sanattır."

"Bir şey daha gereklidir: İnsanın kendisinden memnun olması. Kendisinden gayri memnun olan bir kimse bunun öcünü almaya her zaman hazırdır." Şunu da eklemiştir: 'İnsanın tehlikesi gücünün var olduğu yerdedir.'

'Şimdi herkes bilir ki itirazlara katlanabilmek kültürün yüksek bir işaretidir. Hatta bazıları bilir ki yüksek insan kendisine karşı olan itirazı arzu eder.' Sizce de eleştiriye hoşgörülü olabilmek bilgelik değil midir?




Nietzsche II

Çocuklarımız, eserlerimiz bizlerin pusulaları...

Şöyle diyor Nietzsche:

'Ancak evlatları olmak insanı sürekli, bağlamlı ve yetenekli kılar, vazgeçebilmesi için. O en iyi terbiyedir. Ana ve babalar çocukları sayesinde terbiye edilenlerdir, her anlamdaki çocukları sayesinde. En manevi anlamda da eserlerimiz ve çocuklarımız hayatımızın gemisine pusula bağlarlar ve bize büyük yönü kazandırırlar.'

Çünkü O, 'başkalarıyla yaşamaya' inanır, tek başına değil. Çünkü 'değerler, başkaları olmadan yaşanmaz.'

Nietzsche III

Onun metinlerinde hep 'yaşamın gözlerinin içine bakabilmenin' vurgusunu görürüz. Nasıl ki bazılarımız insanların gözünün içine bakamazlar. Hayatın gözlerinin içine bakamayan insanlara kızar, Nietzsche.

O, bizi tekrar tekrar yaşama, yaşamaya çağırır. O, zor bir hayatın, büyük acıların sahibidir. Ama asla hayata lanet okumamıştır. Yaşama daima 'evet' demiştir. Hayata kendimizi tamamen bırakmamızı istemiştir. 'Kendimi yendim' dememizi ister. Hep kendimizi aşmamız için. Aşın kendinizi...İsmail Kucukkaya

16 Ocak 2007


Erkek Zeliha'nın Torunuyum

ben bütün mahallenin dilindeyim
her dedikoduda bulunurum
bir vakitler dükkan işleten
erkek zeliha'nın torunuyum.

ben bazı günler ağacın yanındayım
ahlatların dibindeyim
yüzü ciletle kesilmiş
kötülerin koynundayım.

yağmur yağar da hava bozunca
eve yollanırım çişim gelince
dil döküp şiir yazarım
gönüller şen olunca.

evden çıkarım annem kızınca
para bozdururum tütün alınca
o kahve senin bu kahve benim
bitlenirim kış boyunca

kahve köşelerinde güzel laf ettiler
şiirlerimi benden iyi saydılar
tam yüz kişinin ortasında
anama avradıma sövdüler.

ekmek yedim tuz yaladım
oramı buramı elledim
sabahtan akşama kadar
altmışaltı oynadım.

benim aklım serseri aklı
cebimde pıçaklar saklı
sakal koyvermiş bir de babacığım var
evlat yüzünden ağlamaklı.

Metin Eloğlu

15 Ocak 2007


Tanrı' ya Mektup


Bir zamanlar elime çok hoş bir kitap geçmişti; küçük çocuklara Tanrı'ya mektup yazdırmışlar ve mektupların enteresan olanlarını bir kitapta toplamışlar. Neler var neler!Ama hatırladığım en güzeli ise şu: 'Sevgili Tanrı, kedim dün bir araba tarafından ezildi ve öldü. Eğer bunun sorumlusu sen isen, bana bir açıklama yapmaya ve özür dilemeye mecbursun!'....Deniz Gökce

14 Ocak 2007


Blue Cat
~ Mavi Kedi

Freya, aşk ve güzellik tanriçasi. Boynunda Brisingamen dedikleri kutsal bir kolye ile gökyüzünde arabayla geziyor. Semavi arabasini at degil, bir kedi çekiyor.Bayun masmavi tüyleri olan sihirli daha doğrusu bilge bir kedi olarak anlatılıyor. Kadim Rus edebiyatının önde gelen simgelerinden birisi.

Puşkin' in şiirlerinde bile geçiyor. Şunu da söylemeden geçemeyegim: Rusya' da Arhangel kedisi dedikleri mavi tüylü bir kedi cinsi de var gerçekten. Beyaz Deniz yani İskandinavya' nın doğrusundaki bölgede yaşayan bu kedilerin, kısa, sert, fok balıklarınkine benzeyen mavi tüyleri var. Bölgenin soğuğuna öyle dayanabiliyorlar....Alev Alatlı

Aleviler

AKP Meclis'teki 550 sandalyenin üçte ikisine sahiptir. Bunların arasından bir tek Alevi yoktur..... M.Münir

13 Ocak 2007






Orospu sağlam
para I


Tabii adamlar da normal parayla kurabilecekleri ilişkilerden tatmin olmuyor. Çünkü parayla kurulan her ilişkide adam sadece o ünlü kadını düzmüyor. Rakiplerini de düzüyor. Siz kimi düzüyorsunuz? Karınızı. Tüh Allah belanızı versin. Ben kimi düzüyorum? Gecesi 15 milyar olan orospuyu. Orospu sağlam para. Evdeki bozuk para.

Hayat erkek egemenliğine dayandığı için şunu da söylemek son derece mümkün; erkekler kadın peşinde koşarken, kadını avlamaya çalışırken esas gözündeki av onun yanındaki kıskandığı erkektir. Kadın hiçbir zaman önemli değildir. Erkek arkadaşını gölgelemek, arkada bırakmak için onun karısını düzmek ister...








Orospu sağlam
para II


Aslında erkek erkeği düzer. Eski Atina'ya bakın; neden savaşçılar sürekli beden eğitimi yapıyor? Neden akıllarından çıkmıyor erkek düzmek? Ama sıradan erkeği değil, savaşta esir düşmüş Likya Prensi'ni düzmek. Neden? Çünkü erkek erkeği düzdüğü vakit katmerli zevk alıyor. Gücünü herkese kanıtlıyor. Kendi varlığını kanıtlıyor... Dört duvar arasına koyduğu karısını almak da kolay, yaşamak da kolay, düzmek de kolay...

Bürokrasiye bir bakın, en yukarıdaki kesimler asla başka kadınlara meraklı değildir. Sosyal statüleri bakımından alttakinin değil, üsttekinin karısını düzme çabası vardır. Onun derdi genel müdürün karısını düzmek değil, dolaylı olarak başındaki genel müdürü düzmektir. Bu da çok bilinen bir şeydir...


Prof. Dr. Ünsal Oskay'in Vatan gazetesine verdiği uzun röportajdan...Ben Nur Çintay' in kösesinde okudum...



11 Ocak 2007


Picasso

Geçtiğimiz aylarda Türkiye’ye bir Picasso sergisi getirdiler.. Sabancılar’ın müze olan Atlı Köşk’ünde resimleri teşhir edildi.. Okullar da tutup bebeyi beliği “görgüleri artsın” diye sergiye götürdü.. Çocukların resim hakkında bildikleri de birbirine karıştı..
Picasso sergisini gezdikten sonra izlenimlerini ev ödevi olarak yazan bir ilkokul öğrencisinin tespiti şöyleydi.. “Picasso bir kadını seviyormuş.. Kadını kamyon ezmiş.. Buna çok üzülen Picasso kadının asfalttaki haline bakıp resmini yapmış..” Selahattin Duman

09 Ocak 2007


Fernando Pessoa

"Hepimizin iki yaşamı var: bir tanesi gerçek olan, çocukluğumuzdan beri bir sis perdesinin arkasında düşünü kurduğumuz erişkin olarak da düşünü kurmayı sürdürdüğümüz; bir de yalancı olanı, başkaları ile paylaştığımız ve bir gün tabutta bitecek olan güncel, pratik yaşamımız."

07 Ocak 2007





Cinsel & Dinsel



Amerika'dan Emin Erman' ın yılbaşı Taksim Meydanında ki cinsel taciz konusunda H.Pulur' a gönderdiği mail;

" Esas sorun, toplumumuzda kız erkek ilişkilerinin ve dolayısıyla ahlak seviyesinin içinde bulunduğu çağa uymamasıdır. Siz kapitalist, gelişmiş memleketler gibi onların yaptığı eğlenceleri yapmaya çalışacaksınız, fakat meydanı hayatında kız eline elini değdirmemiş binlerce gençle dolduracaksınız.

Sonuç tabii ki böyle olur. Sorunun kökeni maalesef toplumumuzun büyük kısmını ilgilendiren eksiklik, doymamışlık. Neden AB'ye kabul edilmiyoruz ki? Kıbrıs sorunu, Kürt sorunu. Bunlar bahane, esas problemimiz maalesef bu.

New York'ta neden 2 milyondan fazla insan bir araya geliyor ve tamamı sarhoş olan bu topluluk her zaman sessizce, böyle hadiseler olmadan meydanı terk edebiliyor? Cevap, değişik kültürde kız erkek ilişkileri ve doymuşluk."


Benim bu konuya ekleyeceğim tek şey Atatürk' ün tamamlamaya ömrü yetmediği yarim kalan bu toplumun tamamlaması gerek iki önemli devrim var....

bir....Cinsel devrim....

iki....Dinsel devrim....


06 Ocak 2007


Halk Televole I

Anadolu orta-alt sınıfında, yada İstanbul' un Anadolumsu orta-alt-daha alt sınıfında öyle fırtınalar kopuyor ki kimsenin haberi yok gibi (Siz onları hala kocasını uğurladıktan sonra Esra Ceyhan izleyip akşama pırasa pişiren bir masumiyette görebilirsiniz o ayrı). Ya da haberlenmek istemiyor kimse.

Ara sıra vah vah denilecek böyle bir 3.sınıf 3. sayfa haberi ortaya çıkınca bir sivilce patlamışcasına heyecan oluyor. Ama tabii bu ne son sivilce ne de son çözüm.O aile babaları evlerine hırsla uydu anten takarken akıllarından geçen ilk şey ulusal Tv' lerden bir National Geographic, Discovery channel havası alarak kurtulayım değil, çatır çatır ağız tadıyla bir porno izleyeyim oluyor.

Halk Televole II

Ve sonradan elde edilen bu özgürlük, özgürlük yanlış kelime aslında, enformasyon çokluğu (internet, uydu, sosyal dekadans) diyelim bu bünyelerde overdoz yapıyor. İçindeki porno yıldızının farkına varan Fahriye ablalar, bir kadının klitorisini yalamak istediğini anlayan Şermin hanımlar.

16 yaşında bir erkeğin kollarında huzur bulmak istediğini kabullenen su pompası bayisi Cevat abi, swingerlık müessesini içten içe deneyimlemek isteyen Bünyamin bey bu isteklerini bir şekilde eldeki imkanlarla güpürlü perdeli, Merinos Halılı, Nexstar uydulu, Premier Vcd'li evlerinde gözlerden uzak televizyonun ışığında karşılamaya çalışıyor.




Halk Televole III



Kimsenin kafasının nereye gittiğini, veya kafasının nasıl o hale geldiğini anlayamayız. Belki de suçlayamayız. Ama Türk orta-alt, alt-üst sınıfı öyle bir hezeyandan geçiyor ki, belki aynı anda Nike ayakkabılarla intihar eden Hollywood prodüksiyonu tadında 55 kişimiz olmaz ama buna taş çıkartacak Cronenberg-Lynch filmi tadında binlerce bağımsız hikaye bu topraklardan çıkar.

Hemde nasıl. Daha bunlar hiçbir şey. Şu anki gençliğin ana-baba olacağı 5-10-15 yıl sonrasını düşününce insanın hiçbir şey düşünesi gelmiyor.Nip-tuck tadında hikayeler her zaman Miami condolarında, Philippe Starck sofalarda geçmez, bir 100W ampul, bir çekyat,bir 55 ekran tvde yeterli olabiliyor.Dejenerasyon da sınıf dinlemiyor...

"Antalya’da yeni evli H.A. cep telefonuyla çıplak görüntüsünü çeken komşusu Sabahat Ü’nün kendisiyle lezbiyen ilişkiye girdiğini, sonra da tehditle kocası Nuri Ü’ye peşkeş çektiğini iddia ederek şikayetçi oldu"

Bu haberi eşcinsel sitesi E-disco forumunda tartisirken "Vakanza" arkadasimizin yaptigi muhtesem yorum....





Evlilik

"Mermerden Yapılmış" gibi görünen nice mutlu evliliğin, aslında "Kumdan Kule" olduğuna şahidim. Asla bir evliliğe kefil olmayın....Emre Aköz

05 Ocak 2007


Özal

1979'da Amerika'da 12 yasinda bir kız çocugu Brenda Spencer babasinin ona doğum gununde hediye ettiği silahla pazartesi sabah okula gitmeden önce pencereden saga sola ates ederek iki kisiyi öldürdü. Sonra kendisini kisa ve net olarak bir cümleyle savundu: 'pazartesi günlerini sevmiyorum.'

Bob Geldof' un Amerika'dayken gazetede bu haberi okuyup yazdigi 'i don't like mondays' sarkisiyla ölümsüzlesen bu cümleyi simdi Özal' ın Turkiye de bireysel silahlanmayı kolaylastirmasiyla hatirliyorum...galiba kucuk Amerika ya da Teksas olduk yakinda ögrencilerin bol cinayetli okul baskinlari da baslar :(

Bu konuda supermarketlerin de silah satılan Amerika örnek alınacak bir ulke degil hem silah merakıyla hem idam cezasıyla...Bu lanet konuda daha cok Avrupa' yı ornek almalıyız, özellikle de cocuklar icin oyuncak silahları bile ulkelerine sokmayan iskandinavları....Gaykedi

03 Ocak 2007


Maganda I

Taksim'de bu yılbaşı maganda kurşunuyla gencecik can veren Adem Doğan'ın anısına T.Akyol' dan bir alinti :(

Türkiye de ne köylü ne şehirli; sosyal ve kültürel konrollerini tamamen kaybetmiş bir tabaka oluşuyor! Maganda kırsal kültürün "hürmet"ini yitirdiği gibi, şehir hayatının "görgü"sünü de henüz kazanamamıştır.Güdüleri bütün değer kontrollerinden boşanmıştır!

Maganda, köyün moral ve sosyal değerlerini kaybetmiştir: Çekingen, aşırı saygılı, mütevazı ve haline şükreden köylü değildir artık! Özendiği ve para da kazandığı şehir hayatının görgü kurallarını ve sosyal değerlerini de özümseyememiştir.

Köyün dürüstlük, yardımseverlik, mertlik ifade eden "yiğitlik" kültürü, magandada yozlaşmış, kontrolsüz bir güç güdüsü düzeyine düşmüştür.Kendine göre "koçum"lu, "bacım"lı, "hoop dedik"li, "bizi bozar"lı, "erkek adam"lı, "dağıtırım ulan"lı bir jargonu vardır.

Maganda II

Genelde oğulları babalarını taklit eder, ama ne de olsa okudukları için dillerinde ve davranışlarında bir incelme başlamıştır.Kızları ise babalarının magandalığından utanır, ama ses çıkaramaz, sadece anneye şikâyet eder.

Batılı ülkelerde modern medeniyet "şehir holiganları" üretiyor! Tamamen ekonomik rasyonalizme göre şekillenmiş toplumun bir tarafında kendilerine yer bulamayan gençlerdir bunlar, çetedirler, kriminaldirler.Maganda farklıdır; çete değildir, bireyseldir.

Maganda kriminal de değildir. Aykırılığının sebebi güdülerini dizginleyecek kültürel kontrollerden boşanmış olmasıdır.Hızlı şehirleşme sürecinde magandalık daha da artacak, yıllar sonra azalmaya başlayacaktır.

Khronos...

Bir zamanlar, zamanı Tanrı olarak düşünmüş insanlar. Kronometre sözü, nereden geliyor sizce? Elbette Khronos’tan...Khronos, Yunan mitolojisinde zaman tanrısıydı.

İki çocukları oldu: Kaos ve Ether. Birincisini anlatmaya gerek yok, ikincisi soluduğumuz “hava”yı oluşturdu tabii ki...

Kosmos dahil, evrendeki her gezegen, her yıldız adı ve hatta “astra”dan gelen astronomi jargonundaki tüm sözcükler mitolojik olup, Yunan ve Roma tanrıları, tanrıçalarıdır..... Mine Kirikkanat

02 Ocak 2007





Bir Yıl Daha



Vaktiyle eski meydan saatleriyle, katedral saatlerinin üstünde de Latince şu söz yazarmış: "Vulnerant omnes, ultima necat" Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür; anlamına...

Nabokov' a göre hayat, geniş ve birbirinin aynı iki karanlık havuz arasındaki göz alıcı parlaklıktan ibaretmiş. Doğum öncesi karanlık ve ölüm sonrası karanlık...

ve Irvin Yalom demişki: 'Ölmeden önce bütün hayatı kullanın ve ölüme tortudan, yanıp kül olmuş bir kaleden başka bir şey bırakmayın.'