27 Aralık 2007








Bir İbne Hikayesi !


Alan Turing adı bugün birçok kişiye yabancı gelebilir. İkinci Dünya Savaşı sırasında, nazilerin en büyük gizlilik silahı olarak bilinen efsanevi şifre makinesi "enigma"nın kodlarının kıran Cambridge'li bir matematik dehasıdır.

Parlak bilimsel buluşları, yalnızca İkinci Dünya Savaşı'nın seyrinde değil, aynı zamanda teknoloji devriminde de önemli rol oynamıştır. Burada yarattığı "Bronz Tanrıça" adını verdiği 2 metre eninde, 2 metre boyundaki dev hantal alet, bugün dünyanın ilk gerçek bilgisayarı kabul edilmektedir. Bugün Alan Turing adı, akademik bilişim dünyasının, bilgisayar alanının Nobel'i sayılan "Turing Ödülü" sayesinde anılmaktadır.










Alan Turing bir eşcinseldi ve o yıllarda İngiltere'de eşcinsel olmak bir suçtu. Kimi geceler, Ultra'nın çekirdeğini oluşturan kişilerin sıkı önlemlerle konuçlandırıldığı Bletchey Parkı'nın dışına gizlice çıkıyor, gönlüne göre olan barlarda halktan kişilerle takılıp, kamyon şoförleriyle beraber olmayı seviyordu. Nitekim 1952 yılında o sıralar işsiz olan on dokuz yaşındaki genç bir fabrika işçisiyle yaşadığı suç sayılan "gayri meşru ilişkisi" nedeniyle tutuklandı.

Aşağılandı, kapatıldı, tecrit edildi. Güvenlik belgeleri elinden alındı. Şifre çözme merkezindeki görevine son verildi. Devlet sırlarını açıklama olasılığına karşı, sürekli gözetim altında tutularak ona bir cehennem hayatı yaşatıldı. O artık savaşın gizli kahramanlarından biri değil, yalnızca bir "ibneydi". Devlet Ana ile Devlet Baba' nın "kutsal aile"sine karşı suç işlemiş biri olarak, ağır hapis cezası ile deneysel hormon tedavisi arasında bir seçim yapmaya zorlandı.










Bir deney hayvanı gibi kullanıldı, göğsünün büyük oranda genişlemesine, dayanılmaz ağrılar duymasına neden olan ıstırap verici iğnelere, maruz kaldığı aşağılanmaya daha fazla dayanamayarak, 1954 yılında kendi eliyle hazırladığı siyanürlü bir karışımı zerkettiği elmayı ısırarak intihar etti.

Turing'in kendini öldürme biçiminde, Havva'nın cennetten kovduran elmasını çağrıştıran güçlü bir gönderme olduğu düşünülebilir. Öldüğünde sadece 42 yaşında olan ve yaşasaydı daha kim bilir neler yapacak olan Alan Turing'in cesedi yakıldı, külleriyle birlikte adı, anıları, fikirleri havaya savruldu. Madalya almadı, göğsüne ya da omuzuna yıldız takılmadı, heykeli dikilmedi.










Faşizmin yenilmesinde, İkinci Dünya Savaşı'nın kazanılmasında ve savaşın kısalmasında bu kadar önemli ve büyük katkısı olan bir bilim adamı, sadece bir ibne olarak ve ibne olduğu için öldü. Böyle durumlarda hep denildiği gibi, tarihin bir cilvesi olarak, ölümünden yalnızca dört yıl sonra, İngiltere'de eşcinsel ilişkiler suç olmaktan çıkarıldı.

Konumuz, "Tarihte neler oldu" değil elbette. Ayrıca milattan önceki bir tarihten söz etmediğimiz de ortada. Çünkü, "homofobi" ne İngiltere'de, ne yeryüzünde ortadan kalkmadı. Zaman içinde kazanılan haklara, alınan yollara karşın, dünyanın en köklü, en sinsi, en sistemleşmiş düşmanlık türü olarak varlığını yeni "kostümleriyle" bugün de sürdürüyor.











Bu nedenle, gay'lerin kendini o kadar da güvende hissetmemesi gerekir. Ünün, paranın, gizlenip saklanmanın, sınıfsal konumun koruyamayacağı ve koruyamadığı birçok durumda, çırılçıplak gerçekle karşı karşıya kalıvermeniz, akıldışı düşmanlığın ve nefretin linç nesnesi olmanız bir anlık iştir.

Tarih, anlattıklarından çok sakladıklarıyla tarihtir. Bazı insanları bir kere öldürmeniz yetmez. Onları defalarca öldürmeniz gerekir. Fiziki olarak varlıklarını ortadan kaldırdıktan sonra, hikâyelerini de saklamanız gerekir.İkinci Dünya Savaşı sırasındaki casusluk hikâyelerinin anlatıldığı filmlerde de Alan Turing'e, ya da ona karşılık düşen bir karaktere rastlamanız pek mümkün değildir.









Kahramanlık koltuğu, heteroseksüel'lere ayrılmıştır. Diyelim, vatanı uğruna âşık olduğu sarışın bir Alman kadınını ve aşkını harcayan hayali bir heteroseksüel kahraman klişesi uğruna bütün gerçekler feda edilebilir. Baskıcı heteroseksist dünya, kendi temel ilişki aritmetiğini yeniden üretmek adına, nice kralın, padişahın, tarihte ünlü şahsiyetin cinsel hayatını sistemli biçimde saklamaya, örtmeye çalışır.

İngiliz gizli servisinin üst düzey yetkisi olan ve "Köstebek" diye anılan eşcinsel Kim Philby ve arkadaşlarının, yıllarca Sovyetler Birliği adına casusluk yapmış olmaları Eşcinsel casusların ihaneti olarak defalarca konu edilirken, Alan Turing'in hikâyesinin sistemli bir biçimde saklanması da aynı heteroseksist ikiyüzlülüğün bir parçasıdır.

Murathan Mungan'ın "Bronz Tanrıça" isimli yazısından Gaykedi tarafından kısaltılmıştır.



12 yorum:

Okan Yüksel dedi ki...

İnsan bazen ne kadar yüce, bazen de bir o kadar iğrenç! Zekaların, becerili insanların sadece Türkiye'de harcandıklarını sanıyordum. Meğer en batılı saydığımız İngiltere'de de durum faklı değilmiş. Üzüldüm buna..

gay_yor dedi ki...

bu hayatta bizim gibi insanlar yaptıkları büyük eserler ortaya koyduğu aydın görüşlerle anılmıyor bir eşcinselsen herkes kapıyı kapatıyor yüzüne..bu hayatta bilim adamı olman kimin umrunda bir gaysen hiç bi şeysin homofobi virüsünü taşıyan insalar için..bu hayatta onca pislik varken bir aşk sırf bi erkeğe duyuluyo diye neden bu kadar iğrenç karşılanıyor bunu ömrüm boyunca anlayamıcam..ve ilerde büyük bir zenaatkar olduğumda beni böyle kabullenerek eserlerime bakmalarını almalırını isticem..tıpkı büyük yönetmen ferzan özpeteğinde dediği gibi "evet ben gayim hemde alasıyım"o da zaten türkiyeyi terkedip italyayı seçmedimi..bende büyük bi zenaatkar olduğumda türkiyeyi terkedicem..ve adımı diğer ülkelerde beni anlayan kimliğime önem vermeyip benim gay olduğum için kabul eden ülkelerde..

gaykedi dedi ki...

@okan insan hakları her yerde çok hassas bir konu, ama pekçok batı ülkesi bu konuda oldukça yol almış durumda, ingiltere’de yürürlüğe giren yeni bir yasa ile, eşcinsel`lere karşı nefreti ve ayrımcılığı körükleyenler hapis cezasına çarptıracakmış. Etnik ve dini ayrımcılık yapanlara uygulanan hükümleri içeren yeni yasa, eşcinselleri de korumayı kapsayacak şekilde genişletilmiş. darısı ülkemizin başına diyelim :)


@gay-yor homofobi bazı ülkelerde daha azda olsa dünyanın heryerinde var, ...bizi bırakıp kaçmak yok öyle :)

miso dedi ki...

Ah gaykedi, gerizekalılar her yerde, değil mi? Bir yandan üzülürken, diğer yandan hıyar kaynayan ülkem adına seviniyorum. Yalnız değil hıyarlarımız.

hehehe

marruu

gaykedi dedi ki...

@miso bizde hıyarolog olduk yaza yaza be, ülke ülke değil bostan tarlası anasını satayım ya miso-kedi :)

Günlerin Tortusu dedi ki...

2002 - 2003 sezonunda Tiyatro Stüdyosu tarafından sahnelenen "Sonsuz Döngü" adlı oyunda da Turing baş kahramandı.

Oyunun Turing'i oynayan başrol oyuncusu Mehmet Ali Kaptanlar, Afife, Tiyatro... Tiyatro... ve Avni Dilligil ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu seçilmişti...

gaykedi dedi ki...

çok tesekkurler bilgi icin ben kacirmisim bu bilgiyi :)

kiowa dedi ki...

Ben de yakın zamanda Alan Turing'le ilgili yazmıştım. Aslında sana da göndermeyi düşünüyordum, fırsat olamadı bir türlü.
Linki burada:
Kiowalife Blog

Bizden farklı olanlara tahammül etmemiz için daha kaç bin yıl geçmesi gerekecek acaba? Ki bu daha başlangıç. Sonrasında anlayış gösterme, en sonunda ise saygı duymayı da öğreniyor olmamız lazım. İnsanlık ne kadar yavaş ilerliyor!

gaykedi dedi ki...

@kiowa insanlık pek yavaş ilerliyor, hatta bazen aklıma geriye gittiğimiz bile düşmüyor değil!

Ergin dedi ki...

ben de bir ekleme yapayım.

derler ki, apple'ın logosu Alan Mathison Turing'in kötü günlerini ve başına gelenleri unutturmamak ve ona bir saygı duruşu olarak tasarlanmıştır.

http://blogs.zdnet.com/Stewart/images/apple_logo.jpg

gaykedi dedi ki...

@ergin ilginç bilgi için çok tesekkürler :)

Berna dedi ki...

http://www.number10.gov.uk/Page20571

10 Eylül 2009'da, İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Alan Turing'e yapılanlardan dolayı özür dilemiş.

http://moreleskisehir.blogspot.com/2009/09/ingiltere-alan-turingten-ozur-diledi.html