29 Temmuz 2007




Cinler !

18 Mart 1918'te işgal donanması Çanakkale'yi geçemez ama, Avustralyalı Henry Stocker kaptanlığındaki "AE2" kodlu denizaltı Boğaz'ı aşarak Marmara'ya çıkmayı başarır. Onun açtığı yoldan 9 İngiliz ve 1 Fransız denizaltısı daha Çanakkale'yi geçerler.

İngiliz denizaltıları gemilerimizi batırmakla kalmaz, bir tanesi İstanbul'a saldırarak Tophane'yi torpiller. Bu gelişme üzerine müttefikimiz olan Alman'lar "U21" denizaltısını İstanbul'a gönderirler.

Alman denizaltısını ziyaret eden arkeolog E. Unger, bir kayığı olup olmadığını sorar vatandaşına. Kaptanın "Ne yapacaksın kayığı? Hem her taraf kayık dolu!" demesi üzerine, Alman arkeolog, araştırma yapacağı yerin cinli olduğunu düşünen Türklerin kayıklarını vermeye yanaşmadığını anlatır.







Bunun üzerine kaptan, kayığı olmadığını ama isterse denizaltıda şişme bir bot bulunduğunu söyler. Bu habere çok sevinen Unger, botu kaptığı gibi, çalışma yapacağı mekana doğru yola koyulur. İçi bir arkeoloğun nefesiyle dolu olan o bot sayesinde Yerebatan Sarnıcı'nın ilk planı çıkarılır.


Yukarıdaki satırları Sunay Akın'dan okudum. Bu yazıda ilgimi çeken, denizaltıların, şişme botların yapılabildiği bir dünyada, bir arkeoloğun koca İstanbul'da, cinlere inanan ahali yüzünden, kayık bulamaması oldu. Bu millet halen cinlere, hacılara, hocalara, kadınların saç telinin görünmesinin günah olduğuna, şeytan taşlamaya v.s inanmıyor mu sanki. Çok yazık, pek de ilerleyememişiz, Cumhuriyet'in bütün aydınlanma çabalarına rağmen!


4 yorum:

narsis7ekho dedi ki...

ben geldim ben geldim!
Ayh bildiklerim birbirine girdi bi dakkaaaa! Sarnıcı Almanlar'ın keşfettiğini biliyorum, ama sanki ben sarnıcı bulduklarında içinde su yoktu diye okumuştum. Neyse eheh =) Bakarız.

yass dedi ki...

Cumhurıyet'in bir aydınlanma cabası olduguna ınanmıyorum. eger oyle olsaydı okul egıtımıne ve egıtıcısıne onem verırdı. o zaman kimse abuk sabuk şeylere inanmazdı, inanılan seylere de saygı gosterırdı. ilimle dini karıstırmazdı.

"Denize dek ırmakdır adın..." dedi ki...

aydınlanma denilince aklıma hep kant'ın aydınlanmanın mottosu/ilkesözü olarak belirlediği şu söz gelir "kendi aklını kullanabilme cesareti göster!" insanlar kendi akıllarını kullanmaya cesaret edemiyorlar. ne tür bir çaba ortaya konursa konsun insanlar bizzat kendileri kendi akılları olduğunu farkına varmadıkları sürece eseften başka elimizde bir şey yok.. kalk bir de pencereden SEN BAK!

diagonel dedi ki...

inançlşarımız içinde batıl olanlarınıda barındırıyor bu yüzden olsa gerek hala saç telinin günah bilmemnenin bilmem ne olduğuna inanan kesimimiz oldukça fazla,