18 Temmuz 2007






At Avrat
Reina !



2010 Avrupa kültür başkenti seçilen İstanbul için "ne kültür başkenti İstanbul Avrupalı bile değil" diyen İngiliz GQ dergisinden A. A Gill bakınız daha neler demiş;

Şehirde cazdan metale ve alaturkaya kadar her türlü müziğin dinlenebileceği barlar var. Kentin en ünlü gece kulübü ise Reina. Yüksek sınıf bir eğlence mekanı olan Reina'ya ulaşmak bir kabus! Türkler inanılmaz bir saldırganlıkla araba kullanıyor ve özellikle bu mekanın bulunduğu hatta trafik insanı çileden çıkarıyor.

Reina'nın kapısında ilginizi ilk çeken şey; çift taraflı park etmiş Mercedesler ve sinirli bodyguardlar oluyor. İçeri girerken üzeriniz aranıyor. Bunun nedeni olası bir El Kaide saldırısından çekinilmesi değil, Türk erkeklerinin silaha olan merakı. Geçmişten gelen 'at, avrat ve silah' tutkularından vazgeçemeyen Türk erkeklerinin çoğu silahla dolaşıyor ve onlara karşı dikkatli olunması gerekiyor.








Müthiş bir manzaraya sahip olan Reina'da her türlü içki bulunuyor. Mekanda eğlenen Türk erkekleri Rus bodyguard'lara benziyor. Kadınlar ise sarışın, mini etekli, etine dolgun ve erkekleri tahrik etmek için mutlaka göğüs dekoltesi veriyor! Kadınlar dansöz gibi kıvırıyor. Erkeklerse bir metronun içinde tek elleriyle demire tutunmuş bilinçsizce sağa sola sallanan tipler gibi...

İnsanlar gece boyunca eğlenir gibi yapıp, aslında birbirini kesip sevgili arıyor. Reina'daki şişko erkeklerin yanlarındaki kadınlar için fahiş fiyatlara şampanya patlatması tam bir Ortadoğululuk göstergesi. Türk erkeklerinin hepsi birer John Travolta. Sık sık tuvalete gidip saçlarını ıslatıyorlar, gömleklerinin bir düğmesi açık dolaşıyorlar ve etrafa vurucu bakışlar atıyorlar. Bu halleriyle çok gülünçler.








İstanbul öyle bir kent ki, her yer güvenli ama insanları güvenilir değil! Sokaklarda türbanlı hatta kara çarşaflı kadınlarla transeksüeller birlikte yürüyor. Bazı restoranları New York'unkilerle yarışacak düzeyde ama Ortaçağ'dan kalma karanlık köşeler de var.

Kentte birçok cami var. Bunlar arasında belki de en görkemlisi Sultan Ahmet Camii. Dışarıdan gerçekten harika ama içerisi buram buram ayak kokuyor! Temizlikleriyle övünen Müslümanlar Allah'ın karşısına galiba ayaklarını yıkamadan çıkıyor! Orayı gören her turist böyle düşünüyor.

Gill, yazısında Türkiye'nin bugüne kadar AB'ye girebilmek için boş yere alay konusu olduğunu da belirtmiş: "Türkler kendilerine 'Midnight Express' filminin hatırlatılmasından nefret etseler de Türkiye okumamış gençleri, Kürt terörü ve çingeneleriyle Avrupa'nın içinde bir işçi sınıfı olarak kalmaya mahkum." (Haber; Ece Saruhan)


10 yorum:

Esther dedi ki...

ah keşke john travolta nın tırnağı olabilseler :)... ama reina hakkında yazdıklarına katılmıyorum gayet seviyeli bir yer... eski laila'yla fln karıştırmıştır bu arkadaşımız...

resmen ırkçılık yapmış.. neden cnm güvenilir olmasın türk insanı? gayette misafirperveriz pek çok ülkeye göre.. sıcak ve yardımseveriz.. ha ingilizce bilmediğimiz için işleri zorlaştırıyoruz o ayrı.. ama olsun :)

sultan ahmet camii'yle ilgili doğru tespit yapmış.. orası bir ibadet yeri tertemiz olması gerekirken leş gibi kokmasını kınıyorum.. müslümanları adam akıllı abdest almaya davet ediyorum..

umarım ab bize kapılarını sonsuza kdr kapar

Goddess Artemis dedi ki...

Saptama ve yorumların hastası oldum, çok beğendim! Yazar, sonuna kadar haklı! ;o)

Anna! dedi ki...

işte bu yüzden köprü diyorlar ya Türkiye için. eminim bu terimi kullanmalarında jeopolitik konumun hiç mi hiç etkisi yok. tamamen kültürel bir köprü. kültür çatışmaları yüzünden yıkılmak üzere olan bir köprü...

bliyaal dedi ki...

Valla İngiliz kadın doğru demiş. Dikkat edilirse, Türk erkekleri hakkında yaptığı tanımlamalar tamamıyla doğulu erkeklere mahsus. O dans etmeye çalışan erkekler, insan gibi yürümeye çalışan maymunlara benziyor. Üstelik Türk erkeklerinin önemli bir bölümü yurt dışında yaşasa bile bir türlü “yontulamıyor!”

Kadınlar için sarışın ifadesini kullanmış, ama gerçekte bu onların sarışın oldukları anlamına gelmiyor; sadece saçlarını boyatmışlar – kara saçlı kara kaşlı tipik Türk kızı “imajından” kurtulmak için! İlginçtir, yabancı kadınlar genelde pek az makyaj yapmalarına rağmen, bunlar aşırı derecede boyanıp duruyorlar.

Camiler için denilen de doğru. Hele yaz aylarında o ayak kokusuna ter kokusu da karışıyor. Ayakkabılardan gelen kokular da cabası. İnsan tezeğe batsa bu kadar kokar.

Diğer yandan, Türkler Avrupa’nın işçi sınıfı bile olamaz. Bu kadarını dahi beceremezler. Polonyalıların nasıl çalıştıklarını gördükten sonra, Türklerin Avrupalı işçi olma imkanları yok. Niyetleri de yok zaten.

Çözüm olarak, çok önceden savunduğum üzere, bu tipler için toplama kampları açılmasını ve toplu kısırlaştırmayı öneriyorum. Öncelikli hedef, toplumun bu aşağı kesimlerinin üremesini engellemek olmalı. Böylece geriye sadece ari ırk kalsın. Bu iş için rahmetli Himmler’in SS’leri ve Gestapo’su gibi bir teşkilat lazım.

gaykedi dedi ki...

sevgili Bliyaal walla seni çok sinirli gördüm, bu son türkiye seyahatinde gene bir şeyler canını çok sıkmış olmalı, yakında okuruz blogunda sanırım :)

ted striker dedi ki...

iade - i ziyaret :)

bak yine geciyor zaman.
winampte takili, replay de bir $arki...
kacmali mi? kacmamali mi?
hickirarak yollara du$mek.
cok agladim.
cok cok cok cok...
bitti dedigim zaman biliyordum tekrar ba$ladigini.
kirildim aslinda.
ne Allah affetti beni, ne de $eytan.
kaldiramadilar bildigim gibi yaptigimi.

Adsız dedi ki...

kesinlikle çok dogru saptamalr .helal olsun diyorum

Exxon Valdez dedi ki...

Yazı güzel de, son cümlede dümenini şaşırmış. Avrupa'nın işçi sınıfı nedir yahu? Reina'daki Travolta'lara tuğla mı taşıttıracaklar Berlin'de? Yoksa bizim yazarların "amele bunlar" demesinin İngilizcesi mi?

Neyse, keşke Reina'da yazarın tasvip ettiği türden süper karizmatik insanlar olsaydı, mesela harika dansları ve seviyeli muhabbetleriyle göz doldurup, gecenin bir vakti hepsi birden durup boğazı seyre dalsalardı. O zaman İstanbul kültür başkenti olur, biz de birileri tarafından pohpohlanmışlığın verdiği rahatlıkla yine aval aval sırıtırdık.

Diskosuyla barıyla kültürü ölçmeyi, ayak kokusuna kafayı takıp mimarlık şaheserini gözden kaçırmayı da Türklerden mi öğrenmiş acaba? Çok doğulu bir yorum...

YAŞAMDAN SIZAN...KIYMET dedi ki...

YAZILANLARA KATILMAK İSTEMEZDİM AMA GÜN İÇERİSİNDE YÜZLERCESİNE ŞAHİT OLUNCA :( MALESEF DOĞRULUK PAYI ÇOK YÜKSEK...

monşer tarhana dedi ki...

yazar biraz burnu havada bi oryantalist sokuşturmlara yapmış olsa da haklı olduğu yönler ağır basıyor...