07 Haziran 2007


Çüküm Yasası !

Tüm dünya da, çok profosyonel ve sinsi bir reklam kampanyasıyla millete gazlanan, okuyanı değil ama yazanı ve basanı zengin ettiği anlaşılan, aynı zaman da filme de çekilen Rhonda Byrne' in "Sır" yani "The Secret" kitabına en ilginç yaklaşımlardan biri, hiç beklemediğim birinden Tuğçe Baran' dan geldi, okuyalım;

Endonezya’da dev bir kertenkele çocuk yemiş! Daha önce de bir turisti indirmiş midesine! Sabahtan beri bunu okuyup duruyorum..Bu nasıl bir talihtir yahu!?! Bu nasıl bir sondur!? Kertenkele tarafından yenilmekten daha saçma bir son bir solucan tarafından yutulmak olabilir mi? Çok merak ediyorum: The Secret’in Zobel adayı yazarı sarışın hanımın bu konudaki yorumu ne olabilir acaba?

Bildiğiniz gibi kendileri bizim bin yıldır “ kısmetini çağırmak/itmek” şeklinde özetlediğimiz iyimser düdük makarna felsefesini yeni bir düşünce şeysiymiş gibi paketleyip süper dangalak laflarla fırfırlayıp (çekim çüküm yasası vs) millete de o korkunç kitabını kakalayıp paraya para, röportaja röportaj dememekte.





Ve lakin sorum şu: Bir kertenkelenin midesine inmeyi
“ arzulayan”
tanıdığınız kaç kişi vardır? Bırak arzulamayı, bir kertenkelenin insan yiyebileceğini akıl edebilecek birini tanıyor musunuz? Pirana tarafından yenmeyi falan insan akıl edilebilir de kertenkele yahu! Gerçi kertenkele dediğimiz üç metrelik mini bir dinozor. (Komodo Ejderi diğer ve sanırım daha uygun adı)


Üç metrelik bir hayvanın burnunun dibine girip fotoğraf çekmeye çalışan bir turiste “çekim, çüküm yasasına kapılmış” gibi saçma laflar etmek yerine dümdüz salak desek daha pratik ve gerçekçi olmaz mıyız? Kertenkeleye kahvaltı olan çocuk içinse ne denilebilir bilemiyorum. SIR hanımın değerli açıklamalarına muhtacız....

8 yorum:

D-Chic dedi ki...

The Secret=Sır'daki örnekler v.s. gerçektten çok ilginç gerçekten gerçek mi beni düşündürdü ama gerçek olduğunu varsayıp bizde yol alalım madem millet bişiler başarmışşşş!!Neyse yazını eğlenceli buldum benn ve beni gülümsettiğini söyleyebilirim baştaki resim hariç aaayyy içim fena oldu yaaa nerden buluyorsun bu foto'larıı!!??

chelin dedi ki...

nedense(!) insan hep caresiz kaldıgı zamanlarda bole "sır"lara ihtiyaç duyuyor. bilmiorum belki bir yerlerde gerçekten bole ilahi adaletten söz etmek mümkündür ama sana katılıyorum Amerika yeniden kesfedilemez ki!bir deli kuyuya taş atmış elli akıllı çıkarmaya calısmıs misali, önden biri bole bir kuram var die yazıor, sonra hemen gerisi çorap söküğü gibi geliyor...hem madem onların dediği gibi zaten ne cağırırsak bize o gelecek o zaman onların kitaplarına nie ihtiyac duyalım ki?
Nys ben bu konuda biraz sinirliyim galiba, kendimi kaybettim kusura bakmayın...

Goddess Artemis dedi ki...

Bu tip "bestseller"lara kitabına ayrı, filmine ayrı paçavra muamelesi yaptığımdan, konuyla ilgili hiçbir fikrim yok. Olmasını da istemiyorum. Beynimi ve ruhumu böyle andavallıların fikirimsileriyle kirletmeyecek kadar çok seviyorum kendimi! ;o) Ama ilk fotoğrafın süper çarpıcı ve çok başarılı bir seçim olduğunu söyleyebilirim. Nereden buluyorsun bu mükemmel kareleri alla'sen?

gaykedi dedi ki...

d-chic'cim pozitif düşünce, olumlama, umut falan iyi şeylerde bu dangalaklar abartıyorlar bunu işin suyunu çıkartıyorlar, bak bir sonraki yorumda eklediklerime, ne demek istediğimi anlayacaksın...

sevgili artemiscim bestseller deyince korkacaksın kesinlikle değilmi :) resimler konusunda şunu söyleyebilirim foto-art sitelerinden derlediğim çok sağlam bir arşivim var, artı bazen kendim fotomontaj yapıyorum üşenmessem tabi :)

chelin'cim kesinlikle haklısın bu insanlar modern insanın inançsal ve kültürel boşluklarını çok güzel paraya çeviriyorlar :(

gaykedi dedi ki...

'The Secret'ta para, çok para değil, servet lafı geçiyor daha çok. Dilekler arasında ev değil, malikâne var örneğin. 'Para kazanmak için gerçekten çok çalışmalı ve mücadele etmeliyim' şeklinde düşünenlere, 'yanlış yoldasınız' deniyor. "Kendinize hayali bir çek yazın (bu da siteden indirilebiliyor) ve o 'on yüz bin milyar dolar'ın sahibiymiş gibi düşünerek, o frekansı yayın Evren'e" deniyor. Bazı yerlerde bu servet budalalığının neredeyse pornografik bir anlatımı var: "Hemen ellerinizin üzerine bakın. Gerçekten, ellerinizin üzerini dikkatle inceleyin: Teninizin rengine, lekelere, damarlarınıza, varsa yüzüklere, tırnaklarınıza, tüm detaylara dikkatle bakın. Şimdi gözünüzü kapamadan önce, bu elleri, parmaklarınızı size ait gıcır gıcır bir arabanın direksiyonunu kavrarken görün

Fikriyata göre siz düşüncelerinizin efendisisiniz. Duygu ve düşüncelerimiz normalde otomatik pilotta. Eğer bir farkındalık yaratabilirsek, yaydığımız frekansları da kontrol edebiliriz

Evreni bir katalog olarak düşünecekmişiz. Sayfaları çeviriyoruz "Evet buna da sahip olmak isterim, buna da. Evet bu deneyimi de yaşamak isterim" diyecekmişiz.

Sır, park yeri bulurken de kullanılabilirmiş.

Posta kutusuna "Ah yine fatura gelecek" diye bakarsak sürekli fatura gelirmiş. Fatura dediğimiz şey, tüketilen mal ve hizmetlerin karşılığı değil mi? Nereye gidecek peki bunlar? Rhonda Hanım'a mı?

Pınar Öğünç' ün radikaldeki o güzel yazısından bu alıntılar herşeyi çok iyi anlatıyor sanırım...ve tabi eklemek gerek dünya da yüz milyonlarca yiyecek bile bulamayan insanlar herhalde yiyecek birşey düşünmekten-hayal etmekten acizler :(

Adsız dedi ki...

ya tamam Tuğçe Baran'da kendince haklı da :) bu üslup ne böyle :)

Kıskançlıktan resmen çatırdayarak, elleri titreyerek, ağzından köpükler saçarak yazmış :) lol

ESTHER

Goddess Artemis dedi ki...

"Gerçek Bilgeliğe" dair bir şeyler okumak, öğrenmek isteyenler için:

Başucu Kitaplarım - V

BaL dedi ki...

Bu konuda, bütün düşüncelerine katılmasam da pek çok noktada katıldığım söyleyişleri olan bir arkadaşımın, üyesi olduğum bir grupta yazdığı yorumunu eklemek istiyorum.
Gerçi epeyce uzun; nasıl uygun görürsen Kedicim :)


"""The Secret filmini izlemediysemde kitabı okudum. Çekim yasası
ayrıntılarıyla anlatılıyordu. Yabancı olan herşeye düşkün
olduğumuzdan, çekim yasasını anlatan Türk yazar Nil Gün'ün kitabı
ilgi
çekmemişti, ama yabancı bir yazar yazınca, en çok satanlardan oldu
bu
kitap.
Çekim yasası, ezoterik bilgilere azda olsa erişmiş kimselere yabancı
gelmez. Çünkü insanın yaratıcılığını anlatmaya çalışır ve yaratan
olduğunu anlatmaya çalışır. Bu yeni çağ bilgilerindeki ''BEN
TANRIYIM'' ın karşılığına denk gelir, ama yüzlerce yıl önce bunu
Mansurun ''en-el hak'' diyerek zaten beyan ettiğini unutmamaız
gerekir.
Yani bilgi yeni değildir, sadece bu dönemde tekrar insanların
ilgisini
çekmeye başladıki, buda içinde bulunduğumuz dönemin gereğidir.
Çekim yasası düşüncelerinizi kontrol etmeniz gerektiğini, doğru
düşündüğünüzde, düşüncelerinizi yaratabileceğinizi, imajlarınıza,
fiziksellik kazandırabileceğinizi söyler. Buda yeni bir bilgi
değildir, yeni çağla bilgileri içinde çok sayıda bu tür olmakla
beraber, bir hadiste ''düşüncelerinizdende sorumlusunuz'' der.
Demekki
araştıran akıla yeni bir bilgi yoktur. Yani bu güneş altında
söylenmemiş hiç bir söz yoktur.
Dünyanın en eski mabedi kabul edilen Delfi tapınağının
girişinde ''KENDİNİ BİL'' yazar. Demekki bilgi insanlığın
ulaşabildiği
en eski tarihte bile mevcuttu.
Neden gurulara, murşidlere, yada ruhsal rehberlere ihtiyaç duyarız?
Neden bizim gruplarımızda, bilgiden çok öğreti vermeye çalışan, yeni
çağ tüccarlarının ilanları yayınlanır? Neden evrenin tek olan Kİ
enerjisi, bu günlerde bu tüccarlar elinde nerdeyse yüz taneye yakın
hale gelmiştir? Neden ait olma ihtiyacı duyarız?, neden bazı
gruplara,
sığınma ihtiyacı hissederiz? Neden arayışlarımız hiç bitmez? Neden
bazı sipirutuel öğretmenleri beğenirizde, bazılarına karşı dururuz?
Neden her kötü işimizde şeytanı suçlarda, her iyi işimizde Tanrıya
şükrederiz?
Tek bir cevabı var tabiiki, biz kendimizi bilmiyoruz.
Kendimizi bilmediğimiz için, isteklerimizi arzularımızı karşılaması
için, tanrıya yalvarmaktan başka bir yolda bilmiyoruz.
Bu yeni çağ tüccarlarından birine gidersin, derki ücretim şu kadar.
- peki bana ne öğreteceksin?
- ben sana birşey öğretemem, bütün bilgi zaten sende.
- o zaman neden sana ihtiyacım var?
- çünkü sen bunu bilmiyorsun..
Yeni çağın yeni vizyonu budur, bilgiye aç bir güruh ve bunları
sömürmeye hazır tüccarlar. Neden? Çünkü kendinizi bilmiyorsunuz.
Peki bilmek yeterlimi?
Şimdi birde bu açıdan bakalım, bilmek gerçekten yetiyormu?
Yetmiyor dostlarım, bilmek başka şeydir, içselleştirmek tamamen
başka.
Bu bakmakla görmek arasındaki fark gibidir, her bildiğinizi
uygulamaya
sokamazsınız.
Farzedinki bir gün öğrendiniz, everestin tepesindeki çam ağacının
yaprağından bir tutam koparsanız, bu bütün dertlerinize şifa olacak
bir merhemin hammadesidir. Buyrun, bu bilgidir. Sorunlarınızın
çözümünü biliyorsunuz artık. Peki sorunlarınız çözüldümü?
Bir kere sizin everestin tepesine tırmanabilecek dağcılık
yeteneğiniz
varmı? Var diyelim, o zorlu tırmanışı yapabilecek enerjiniz varmı?
Hadi onuda başardınız, peki o yaprağı merheme dönüştürebilecek tıp
bilginiz varmı? Hepsi varsa, siz Mevlanasınız, İsasınız, en büyük
gurusunuz. Ama yoksa neden ben bunları bildiğim halde, yaşamıma
uygulayamıyorum diye dert etmeyin. Strese girmeyin, başka yeni
gurulara, öğreticilere, tüccarlara koşmayın. Hepimiz aynı
durumdayız,
yalnız değilsiniz, bunu bilin.
Daha önceleride yazdığım gibi, sipirutuel yol, bir kendiliğinden
olma
yoludur, olmadan olmuş gibi davranmak size yarar değil, çok büyük
zarar vereceği gibi, olmanızında önüne geçer.
Bırakın herşey kendiliğinden yavaşça olması gerektiği gibi olsun,
BİR
bilincini içselleştirmek, öğrenmekten çok zordur, zamanla olur,
kendini dinlemekle, meditasyonla, ve talebiniz kadar olur. Gurular,
öğreticiler, hazır reçeteler size zarar verir, yolunuzu keser,
gitmeniz gereken yoldan saptırır. Aslolan sizsiniz, her bilgi
sizdedir, siz göğsünüzü gere gere ''en-el hak'' diyebilirsiniz, ama
bu
sizde sadece bilgidir, bunu bilin ve bırakın zamanla içselleşsin.
O zaman denizdede yürürsünüz, her düşündüğünüzüde
gerçekleştirirsiniz.
Şu an yapamıyorum diye strese girenler oldu, bu yazıyı onlar için
yazdım. Bende yapamıyorum, bilgimmi eksik? Hayır değil, belkide
bilmem
gerekenden fazlasını biliyorum, ama henüz olmadım. Artık ham
değilim,
ama pişiyorum, sonra yanacağım.
Her okuduğunuz bilgi sizi bir anda OL'durmaz, olmanında zamanı ve
geçilmesi gereken işlemleri vardır. OLmanıza kimsenin engel OLmasına
izin vermeyin. Olumlu düşünebilmek en büyük güçtür, ama
düşünemiyorsanızda kendinizi suçlamayın, zamanla düşünebileceksiniz,
sadece zoraki düşünmeye çalışmayın, size bir yararı olmaz, ve zararı
olur. Daha sonra strese girersiniz, olması gereken herşeyi yaptım
ama
olmuyor, demekki herşey yalan demeye başlarsınız. The Secret
kitabını
okuyun, o bilgi sizde olsun, gerçekten yararlı bilgiler. Ama o
bilgileri hemen yaşamınıza geçiremediniz diye kendinizde, yada o
bilgide suç aramayın. Suç zamanlamada. Bilin ve bekleyin, zamanı
gelince hiçbir SECRET kalmaz, ve olamaz dediğiniz herşey siz
istediğinizde olur. Sadece istemeyi yavaş yavaş öğrenin,
kafalarınızı
tekrar gökyüzünden yeryüzüne çevirin, ve istediğiniz herşeyi
yukarıdan
değil, kendinizden isteyin.. Yukarıda sizin için bir dilek
gerçekleştirme mekanizması yok, sadec siz varsınız. İsteyin OLsun..."""