01 Haziran 2007


Arap Gözüyle Türkiye !

Türkiye, bölge için yenilikçi, demokratik bir ülke. Yaşananlar bizim için muazzam bir demokrasi dersi. Türkiye’de seçimlere hile karıştırılmıyor ve ayrıca demokrasinin yerleşik demokratik müesseseleri var. Biliyoruz ki, ABD’nin bir Büyük Ortadoğu Projesi var ve AK Parti buna destek. ABD, Türkiye’yi Ortadoğu’da örnek ülke yapmak istiyor.

Buna karşı çıkanlar ‘laik ülkemiz gidecek, ılımlı İslam projesini getirilecek’ diyorlar. Model ülke sözüne hassasiyet gösteriyorlar. Ama bu imkansız çünkü Arap ülkeleri homojen değil, üstelik Amerika’nın derdinin demokrasi olduğu konusunda herkesin şüphesi var. Türkiye kime örnek olacak?




Müslüman Arap halkı ile Müslüman Türk halkının dil ve din anlayışı farklı. Model olma şansı yok ama nasıl AB, Türk demokrasisi için ilham vericiyse, Türkiye de Arap dünyası için ilham verici olabilir. Şiddetten uzak bir demokrasi modeli yaşanıyor. Bu modeli kaybedersek, “silaha sarıl istediğini yap” diyecekler.

Bu Hamas için, İslamcı radikal partiler için önemli. Çünkü şiddet kültürü Arap dünyasında köklü, Türkiye’de ise şiddet kültürü yok. PKK’yı ayıralım, çünkü o dışarıdan destekli. Türkiye şiddetten uzakta sorunları demokrasiyle çözeriz umudunu veriyordu.

Filistin doğumlu ve yıllardır Türkiye’de yaşayan, bütün dünyada en çok izlenen Arapça yayını yapan El Cezire televizyonu Türkiye temsilcisi Yusuf El Şerif .

9 yorum:

ertank dedi ki...

demek türkiye'de şiddet kültürü yok? allah allah.

gazetecilik böyle bir şey. bir ülkede beş gün geçiriyorsunuz, sonra o günlerde edindiğiniz entelektüel donanımın size bir yazı yazdıracak kadar yeteceğini düşünüyorsunuz. ondan sonra da ortaya böyle salak saçma yarım yamalak yorumlar çıkıyor.

gaykedi dedi ki...

türkiyede ki şiddet kültürü arap ülkeleri kadar güçlü değil anlayabiliriz belki yazdıklarından.

ertank dedi ki...

Bence yine de dediğim perspektif orada kalıyor. Arap ülkelerinde diyelim ki epistemolojik bir şiddet var. Oradaki Yahudi nüfusu baskı altında, ibadetini yapsa da siyaset alanına katılamıyor. Hoş, kimse katılamıyor.

Otoriterlik ile şiddet, birbirne doğrudan bağlı olsa da, aynı şeyler değil. İronik biçimde, otoriter bir toplumda Hıristiyan biri, dinini yayma özgürlüğüne Anayasal hak ile sahip olmayabilir. Hukukun demokratik provizyonlara sahip olduğu Türkiye gibi bir yerde ise bu, anayasa ile güvence altına alınmış, ancak toplum tarafından içselleştirilmemiş olabilir. O zaman birileri Malatya'da üç misyoneri boğazlar. Çorum, Maraş, Yozgat, Sivas, bu noktaları birleştirince, ortaya Murat Begle'nin dediği gibi, türkiye'nin resmi çıkıyor, ve ben bu resmin Arap ülkelerinin şiddet ortalamasından daha az olduğunu hiç mi hiç sanmıyorum.

zihni dedi ki...

Anadoluda bir söz var, içeriği hoş olmasa da, estetiği var hiç olmazsa:

"gavura bakarak kürt müslüman" derler.
O gazeteci ABD'nin kaygıları ve projesi üzerinden bakmaktadır. Onların projesini bilmek ama o kriterleri kendimize göre "değer" kabul etmemek daha yararlıdır bize.

Şiddet kültürünün beslendiği iki kaynak vardır, biri yoksulluk, diğeri eğitimsizlik. Ama asıl olanı YOKSULLUKTUR
Arap devletleri zengindir ama, kaynaklar çok azınlığın elinde olduğundan, halkı yine yoksul sayılır. Buna eğitimsizliği de eklediğinizde, öncelikle 1500 yıl öncenin değer yargılarından kurtulmak kolay değildir.
Günümüzde (ve tarihte) egemen olan sistem sahiplerinin işine de gelmektedir bu kompozisyon.
Şiddet, aynı zamanda bir başka şiddet gereksinimini doğurmakradır.
Komünizmin "proleterya dikdatörlüğünün" mantığı budur. Yoksa, savaşa ve devlete karşı olan bir sistem bağrında şiddet taşır mı.

edi.ben dedi ki...

çok ilginç buldum doğrusunu söylemek gerekirse bu yazıyı. samimi olduğundan şüpheli olsam da değişik bir bakışaçısından görmek güzel, bizler için söylenebilecek olumlu sayılabilen sözleri.
araplarla türkler çok ama çok farklı kültürlerden gelseler de, felsefe, tıp, matematik vs gibi pek çok bilim alanında hatta en başta çeviri bilimi alanında birlikte çok çalışmışlar. özellikle 11.-14 yy alarısındaki arap bilimcilerin aydınların, türk aydınlarıyla yaptıkları çalışmalar, bilime kattıkları yenilikler, pek fazla konuşulmasa da, muazzamlar.
günümüz tarihine yaklaştıkça daha ziyade düşmanlığa dönüşen birlikteliğimizin beni en çok üzen tarafı, "orient" olmayı, gerikalmışlıkla, düşünmekten yoksunlukla, canilikle eş anlama getirmiş olunmasıdır.

zihni dedi ki...

edi.ben'in yorumu eksik bıraktığım bir noktayı açıklamamı gerektirdi.

Haklıdır; elbette. yoksulluk=şiddet değildir bir anlamda. Buna karşılık, zenginlik=hümanistlik de değildir.

Demek istiyorum ki, hiçbir zengin sınıf insanı, öldürme makinesini üzerinde taşımaz. Askerlik de yapmazlar ve de sevmezler askerliği.

Ancak, bu kadar yoksul ve amaçsız bir toplumdan çok kolay sağlarlar bu "gereksinimlerini”.
Hiçbir savaşta ölenlerin yakınları, savaşın getirisinden yararlanamaz. Gazisi de öyle... Her savaşın ganimeti egemen sınıfa kayar.
Savaş kaybedildiği zaman, zengin kesimin insanları kendilerine başka bir vatan bulmakta zorlanmazlar.

Terör t,m,n görev yapan bir subay arkadaşıma sormuştum, “cepheye (karşı gücün mermi hedefine) öncü olarak gönderdiğin asker nasıl bir karakter ve yapıda olmalıdır ya da oluyor?”
Cevap: öncelikle, şehitlik vs. motivasyonuyla “gaza” gelebilenleri tercih ediyorum demişti. Bu yapıdaki askerler zaten mesleksiz, eğitimsiz olduklarından, bu dünyada bulamadıklarını, “şehitlik”le sağlama anlayışındalar.
Yaşamı acılarla dolu insanlara ölüm fazla acı olmaz. Bu yüzden de öldürme tutkusu bir çeşit kendini kanıtlama dürtüsünden başka ne olabilir?

Sovyetlerin Afganistan ile, ABD’nin Irak ile savaşta başarısız olmalarının önemli nedenlerinden biri, askerin ölümü hiçe saymasıdır.
Anlaştık mı edi.ben? Sizinle anlaşamamak bir kayıptır:))

edi.ben dedi ki...

:) sizinle de anlaşamamak NAmümkün :))

Parizyen Ay Lambasi dedi ki...

ay nasil olur da ben burayi daha yeni kesfederim.
bol vakitli zamanlara gecislerimden birinde gelip arsivlere dalmaliyim, evet evet.

BaL dedi ki...

Özür dilerim Zihni arkadaşımızın son yazdığı yorumdaki son kısmı tam anlayamadım sanırım :)

Peki yani terör ya da savaş gibi hallerde, üzerinde yaşadığı toprağı savunan/koruyan ve bu nedenle ölebilen/eksilebilen erler gaza gelen, cahil ve kaybedenler miymiş?

Kastedilen şehtilik ruh hali mi yoksa eğitimsiz/"kaybedenler"in askerlikteki ruh halleri mi?

Ya da kastedilen öldürme tutkusuna sahip askerler, kendi toprağı dışında topraklara gidip saldıranlar mıdır? (ABD askerleri gibi?)