05 Mayıs 2007


20 Milyar Hayvan !

Bilmek zorundayız: Yeryüzünün en büyük düşmanlarından biri et endüstrisi...Yapılan çalışmalar otomotiv endüstrisinden sonra ikinci büyük kirlilik kaynağı olarak gösteriyor et endüstrisini.Son elli yıl içinde yeryüzünde et tüketimi tam 4 kat arttı. Eh, böyle bir tüketim iştahını tatmin edecek besi alanlarına ne dağ dayanır ne de Amazon ormanları!..

Kesim için beslenen hayvan sayısı 20 milyarı buldu. Üstelik işin acı tarafı şu ki, bundan yoksul ve aç halklar hiç yararlanamıyor.Ve bu hayvanların sadece dışkıları bile akıl almaz boyutlarda bir kirlilik sorunu yaratıyor. Havayı, toprağı ve suyu korkunç biçimde kirletiyor. Et endüstrisinin en olumsuz etkisi ise temiz su kaynakları üzerinde gerçekleşiyor.





Amerikan Çevre Kurumu ülkedeki hayvan çiftliklerinin atıklarının yeraltı ve yer üstü su kaynaklarına verdiği zararın diğer bütün endüstrilerin toplam zararından daha fazla olduğunu açıkladı. Bir de aşırı su tüketimi ve kaynakların israfı söz konusu.Nasıl mı?

Şöyle...100 gram çikolata üretmek için 1 litre, bir dergi veya gazete üretmek için 9 litre, 1kg demir üretmek için 100 litre su kullanılıyor.Oysa tek bir inek günde 90 litre su tüketiyor. Bu açıdan hayvan çiftliklerinin su kullanım miktarını düşünürseniz çevrecilerin neden feryat ederek et endüstrisini suçladığını daha iyi anlarsınız.




Et endüstrisi ve çevre sorunları konusu sadece bir örnek...Yüzleşmemiz gereken daha çok şey var.Sistemi kendi başımıza değiştiremeyiz elbette! Doğrusu, sırf bu yüzden bugünden yarına vejetaryen olacak halimiz de yok! Ama hiç değilse etleri hapır küpür midemize indirirken aslında ne halt “yediğimizi” bilelim!..

Yukarıda ki H.Babaoğlu' nun yazısı bana okuduğum daha önceki başka bir yazıyı hatırlattı, o yazıda 10 vejetaryenin rahatlıkla doyabileceği bir tarladan, ancak 1 etobur insanın beslenebileceği anlatılıyordu uzun uzun...

Çünkü aynı ölçüde ki topraktan, suyu ve sebze-tahıl bütün herşeyin çoğunu et verecek hayvanların yemesi gerekiyor! yani etobur birisiyseniz, bir etyemezden 10 kat daha fazla kirletiyorsunuz ve tüketiyorsunuz doğayı haberiniz olsun! bu konuda vicdanım rahat diyebilirim ben zaten ahlaki sebeblerle et tüketmemeye çalışan birisiyim... Gaykedi

Şu vicdani olarak et tüketmeme konusunda daha önce birşeyler karalamıştım "işte o yazım"

18 yorum:

Ezgi dedi ki...

Sevgili Gaykedi,

Bir et yemez olarak bunları uzun uzadıya anlatmaktansa http://video.google.com/videoplay?docid=-1282796533661048967&q=genre%3ANATURE
bu linkteki "Dünyalılar" filmini önerir oldum.

Sonu gelmez argümanlarla baş ağrıtmaya çalışanlarla gerçekten temelinde yatanları öğrenmeye çalışanları ayırt etmek oldukça kolay.

Sözlerin yapamadığını bir film rahatlıkla yapıyor. Film yalnızca et sektörüne yönelik değil, hayvanların sömürüldüğü petshop ve giyim sektörünüde anlatıyor. Bu bahsettiğin sayısal veriler filmde de açıklanıyor.

BaL dedi ki...

Çok mu vahşi ya da düşüncesiz bir varlığım acaba?

Niyazi Bey'in iskenderini ya da Sirkeci'deki Filibeli'nin köftesini düşününce bile karnım acıkıyor...

3 su kaplumbağam bir kuşum var...

Ne berbat bir insanım :D

Öyle miyim?

miso dedi ki...

gaykedi,
çok alakasız olacak ama tepedeki gaykedi yazısına bayıldım. Başı bu tarafa dönük kediyi öper, öper, öperim ben.
marruu

gaykedi dedi ki...

ezgi' cim bu konuda güzel bir belgesel de yıllar önce sinemada ben izlemiştim ismi "baraka", izlemidiysen mutlaka bul izle derim...

sevgili bal, bir inek, koyun,tavuk yada balık görünce direkt ağzımız sulanmıyor ama açıkçası işlenmiş et ürünleri sucuk, pastırma, sosis, hamburger, köfte yada bilimum mangal kokusu herkesi cezbediyor tabi beni de ama çoğu ürünün benzerini soya kıyması ve etiyle yapmak mümkün hem çok daha sağlıklı oluyor hemde ucuz, tabi bu konu da en önemlisi içimin huzurlu olması :)

miso' cum begendigine sevindim yeni logomu, ilk tebrik eden sensin :) sitemin başlığında ki grafik çalışmasını kendim yaptım sadece kedi yerine gaz maskesi takmış bir yüz koymuştum sonra nakhar' ın ısrarıyla kediye çevirdim, tabi siteye yerleştirmesini nakhar yaptı ben orasını becermesini bilmiyorum, o bu gune kadar kendi blogunu 500 kere değiştirdiği için kaşarlandı artık, beni kızdırıp duruyor ben olmasaydım yapamayacaktın diye, bende ona internetten ararştırır yapardım yerleştirmesini, sadece biraz uğraşırdım diyorum, işte öyle tatlı tatlı atışıp oynaşıyoruz oyuncu kediler gibi maruu :)

NaKHaR dedi ki...

hayır efendim eserin tamamı bana ait gaykedi ne anlar sanattan :) vamp kadın kahkasıyla yazımı noktalarken herkesi sevgiyle selamlıyorum... :)

Goddess Artemis dedi ki...

Konuyla alakasız ama, Pazar günü için, iç açıcı, sakinleştiri ve huzur verici müzikler:

Sinema Günleri Vol. VII

diagonel dedi ki...

kuzen yaa
yazını okurken aklıma geldi
eskilerin laflarından
artık özlü söz mü denir herne haltsa işte
bir dirhem et bin ayıp örter
lüp lüp et yiyeyinin löp löp dötü olur

ve bunların varyasyonuydu
herneyse
iyi hoş ama 7/8 milyarda 1 /2
milyon un özverisi vefası çabasıda kar etmiyorbe anacım

tükemtimci bir türüz
kaldıki herşeye vefa
özveri bilmemne insani olan ne vara vermekten
kendi insani değerlerimizde bile yoksun kalmaya başladık resmen ...

bireyselciyim kardeşimmm


rabbena hep bana
hahahaaayytt:)

Elif dedi ki...

Ben bes yil kadar vejeteryandim. Sonra olmadi. Ne yazik ki. Ama eti mutlaka kucuk yerlerden, hem dogaya, hem de hayvana saygili davranildigini bildigim yerlerden aliyorum. Burada o sekilde satilan etler var. Hayvanlar disarida yasiyorlar, vesaire. Tabii oldurulen hayvana saygi mi lazim diye sorabilirsin. Ama elimden geleni yapiyorum iste.

www.elifsavas.com/blog

BaL dedi ki...

Ben girdiğimde henüz yoktu ki başlık grafiği :(( Tebrik etmez miyizzz :'(

:D

Harika bir çalışma olmuş :) Canınıza sağlık ikinizinde...

Kutlu olsun Ederlezi herkese :)

gaykedi dedi ki...

Bal' cığım, ha ha ha, abe bacım gibi oldu bu giriş :) hepimize gelsin uğurlu ederlezz be yaa :)

aklıma çingeneler zamanı geldi, ne güzel filmdi değil mi :)

gaykedi dedi ki...

yaa Elif' ciğim, şu et konusu çok ilginç be, hayvanları öldürüp cesetlerini yiyiyoruz, resmen ölü-kadavra yiyoruz yahu !

insan oğlundan korkulur hayvanları utanmasa canlı canlı bile yer ya aslında, ama ne mümkün tabi :)

Selma Erdal dedi ki...

Sevgili Toprağım; gün gelecek o da olacak, insanlar birbirini "günmüzde ruhen tüketmekteler, yemekteler ya" canlı canlı yiyecekler...Çünkü
kaynaklar kıt, insanlar çok...Bu kıt kaynakları da, ellerine geçirmek isteyen vahşi kapitalizmin oburları / küreselleşmenin doymazlığı tehdit oluşturdukça Dünyamız ve Dünyalılar için; işte o zaman ey insansoyu kendinize ölümlerden, ölüm seçin "insan avı" bağlamında...

Ezgi dedi ki...

Şu Sinema Günleri linki beni benden aldı, bir kere bizim festivalin eski adı diye dikkatimi çekti (Eskişehir Film Fest), sonra soundtrackler...

Hayır neden bu yorumu buraya yazıyorum bilmem.:)

Baraka'yı izledim, Gaykedi müzikleri ne güzeldi değil mi?

Ben bu hususta oldukça aktif çalışmış biriyim, zamanında vejetaryen kitapları vs. bastırıp dağıtmışlığımız var, hatta pc'mde jpg olarak taslağı durur. Mail atabilirim, bir başka yazıda ya da vejetaryenlik konusunda bilgi edinmek isteyenler için kullanılabilir.

Et yemenin sağlıkla ilgisi yok pek, ben hep savunurum: Damak tadından vazgeçebiliyorsan bu beslenme biçimini rahatlıkla seçersin. Bunu 5 yıl öncesine kadar balığa tutkun olan ben söylüyorsam...Alışkanlıklar ve damak tadı, işte bütün mesele bu. Soya eti ve sebzelerden-kimyonsuz olmaz- ne harikalar yaratılır değil mi? Bak yutkundum. :)

Sevgiler...

BaL dedi ki...

Muhteşem bir filmi...
Benim o filmi izlemem biraz geç olduydu... Hmmm sanırım üni. son sınıftaydım... Okulun sinema kulübü uyduruk salonunda gösteriyordu bu filmi..
Belki o salonun uydurukluğu daha da cazip hale getirmişti filmi :)
Bir de yanımda Şarköylü bir arkadaşımın olması...

:)

Muhteşemdi aah ah...

ertank dedi ki...

sevgili bal,

'düşüncesiz' demeyelim; ama 'olabileceğinden daha az düşünceli' diyelim.

bence bir dene, birkaç gün içinde bedenindeki değişikliği gözlemleyeceksin. hele şimdi bahar ki, tam zamanı.

bu arada, ayrıntı'dan çıkan bir kitap var, 'mutfak savaşları' diye, orada besin rejimlerinin tarihsel süreçte ve coğrafyadan coğrafyaya nasıl değişiklik gösterdiğini, ama bazı şeylerin nasıl da aynı kaldığını anlatıyor. çok güzel kitap, öneririm.

narsis7ekho dedi ki...

Simdi bir Adana, Urfa ya da kuzu sis dusununce, salcali sosla hazirladigim dana sosislerin tadi hala damagimdayken...

Delicesine seviyorum ben eti, ama vazgecmek istiyorum.

Simdilik hala yahu kebapcida soya kiymali lahmacun mu isteyecegim yani diye kendimi erteliyorum, bu benim icin dunyanin en zor karari ama umarim bir gun basaracagim.

Aslinda bu canli yememek adina yapacagim bir sey olmayacak sanirim. Yani bitki de canli. Hayvanin guzel gozleri, mooooleyen sesi, ne bileyim oksadigimiz kafasi var diye yemiyorsak bitkilerin de tepki verdigini biliyoruz kasi gozu yok diye onlari ozgurce yemek de ne diyebiliriz abartip.

Su hayvanciklari yemeyeceksem sebebim bu endustri olacak. Ayh ne bileyim bir gun ruyamda gorsem bir hayvan olup kesildigimi falan, belki bu sureci hizlandirabiliriz. fff

gaykedi dedi ki...

Narsis' cim bitkilerin merkezi sinir sistemleri olmadıkları için onlar hayvancıklar gibi acı çekmiyorlar merak etme :)

narsis7ekho dedi ki...

Acidan kasit inlemek degil ki. Hayir ben vej. olmamama bahane aramiyorum da, aciya tepki verdikleri biliniyor yahu.


Bu arada, bu hafta et yememeye calisacagim. Sans dileyiniz, ihtiyacim olacak gibi =)