01 Şubat 2007


Japonya

Japonya'yı İkinci Dünya Savaşı felaketine götürenler, kontrolden çıkmış tam beş ulusalcı askerdi. 1930'larda başlayan militarist sanayileşmenin götürdüğü acı sonu gören aydınlar, "Boğazına geçirilen tasma ile nerelere sürükleniyorsun, ey güneşin ülkesi, ey ana ülke ayağa kalk."diye ağlıyorlardı;

Ancak nafile. Sağlam örgütlenen küçük azınlıklar büyük kalabalıkları, hatta bir milleti esir alabilirlerdi. Japonya'da faşizme direnen bakanlar, büyük işadamları ve aydınlar "hain" damgasını yiyip, teker teker öldürülüyordu. Ulusalcı söylemle yola çıkanlar arkada esir bir millet, ateşlerde yanan milyonlar bırakmışlardı.. İBRAHİM ÖZTÜRK

8 yorum:

Ece dedi ki...

Japonların ulusalcılığı bizimkiler gibi masabaşı ve lafta değil ama!
Her japon uyandığında bugün japonya için ne yapabilirim derken, bizler bugün devlet benim için ne yaptı diyoruz..Hazırcıyız, taklitçiyiz ve tembeliz..

herackles dedi ki...

Kimdir bu İbrahim Öztürk diye bakarken Tokyo'da öğretim görevliliği yapan yani Zaman'da yazan İbrahim Öztürk olduğunu gördüm...

Mesele'ye İbrahim Öztürk'e girmeden, Alev Alatlı'nın aynı gazetedeki yazsını alarak farklı bir boyut getirmeye çalışayım.
Japonya meselesi'ne ise ayrıca değiniriz... Ben Japonlar'ı "birkaç kendini bilmez hayalperest"in savaşa soktuğunu ya da "Çinli kadınlara tecavüz eden askerlerin" bu zihniyetin ürünü ve sonucu olduğunu düşünmüyorum...

Alev Alatlı; (E.Mahçupyan'ı da eleştirmektedir...)

"Gidenle yasını tutan arasındaki bağın muğlaklaştırılabildiğini, matemin marjinalleştirilebildiğini gördüm. Melâli, ne gidenin, ki bu defa giden dostum Hrant Dink'tir, ne de yüzbinlerin döktükleri gözyaşlarını anlatabildiklerini gördüm. Merhumun cenazesi henüz soğumamışken, "...Allah rızası için küsme abi, sana yalvarıyorum... size yalvarıyoum. Zaman'a yalvarıyorum ne olur küsmeyin... Sizin için dua eden milyonlarca insan var" diye çırpınan "Türk" Murat'ı, "...bu toplum güvercinlere hep dokundu... Onları sürdü, kültürlerini ezdi, düpedüz öldürdü..." kurgusuyla uzağa iten, "...bu toplumda olmayan şeyin, samimiyetin sınavı başlıyor şimdi" diyerekten sinsilikle suçlayan, Türkiye'de "sadece hastalık" görebilen, yürekleri mühürlü muhtelif mahçupyanların melâli hükümsüzleştirebildiklerini gördüm. Muhtelif mahçupyanların, nicedir yitirdikleri yüreklerinin yerine müteveffanın "güvercin yüreği"ni yerleştirmektense, kendi "akıl"larına sevdalanmalarını gördüm.

Cenazemize bizi yabancılaştıran...

O "akıllar" ki, kürsüde "Avrupa'daki Ermeni diyasporası"nın oturduğu bir mahkemede yargılanmanın "Türkler"i ne denli rencide edeceğinden bîhaber; 22 Ocak 2007 tarihli naata, "Avrupa'daki Ermeni diyasporası"nın önüne çıkıp, "Türklerin değişebilip değişemeyeceği"ni tartıştıklarını vurgulayarak başlarlar. O "akıllar" ki, salt bu itiraflarının, "biz"i cenazemize yabancılaştırması mukadder yolun taşlarını döşediğinin farkında değildirler.

1095'te Allah'ın "lânetlendiği bir ırk" olduğumuzu ilân eden Fransız Papa Urban'dan bu yana, "Avrupa"nın bin yıllık ve değişmez nobranlığından muzdarip bir halk olduğumuzu görmek istemeyenler, o "akıllar"dır. "Bakın, işte diyasporadakiler haklı çıktılar, siz Türkler değişmezsiniz" mealindeki nispet verici ahkâmı, olsa olsa çocuksu bulup, aldırmayacağımızı hesaplayamayanlar da o "akıllar"dır. Türklerin "uygarlığın getirdiği tüm yenilikler"in insanın insana reva gördüğü vahşeti dindirmeyip körüklediğini bilecek kadar eski, "yeni"nin, "hayırlı"nın eşanlamlısı olmadığını bilen, "biz"den sürgit talep edilen "değişim"in olası sonuçlarını her an irdelemekte olan, deneyimli bir halk olduğumuzu teslim etmeyenler, o "akıllar"dır. Avrupa diyasporasına "'Türkler' diye bir kategoriden söz etmenin yanlış olduğunu" hatırlatmış olmalarının, "biz"im nezdimizde münazara adabının asgari koşullarını yerine getirmiş olmalarından öte bir değeri olamayacağını kestiremeyen "akıl"lardır. Çinli, Arap, Kürt ya da Ermeni, toptancı aşağılamaların, toptancı suçlamaların tüm halklar için abes olduğunu nicedir bilen "biz"leri, "iyi Türkler de var" gibisinden bir üstenciliğin kesmiyeceğini idrak edemezler. Hal böyle olunca, mahçupyanların "babalarımız Türkler adam olmaz demişlerdi ama biz dinlemedik" mealindeki hayıflanmalarının yersizliğini de idrak edemezler."

(devamını merak edenler buyursun;

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do;jsessionid=B16E7D45A0D27FBBD3AF2AC9ABD97401.node2?yazino=490931)

herackles dedi ki...

Sabahın bu erken saatlerinde (ki bana göre gecenin geç saatleri oluyor) Ece Hanım'a bir sataşayım dedim :)

"Her japon böyle diyor" tezinizi çürütmek için bunu demeyen 3 Japon gösterebilirim.

Ne yazık ki küreselleşmenin çirkin yüzü bizde olduğu gibi her yerde kendini gösteriyor, dolayısıyla Japonya'da uyananların bir kısmı o dediğinizi derken (dediğini hiçbirinden duymasam da) bir kısmı da gündelik yaşantının etrafında dönüp duruyor olabilir...

Hazırcı, taklitçi ve tembel olduğumuz fikrine ise hiç katılmıyorum.Bunun için de "Oyun sektörüne giren Türkler" ile ilgili bir yazı yazmıştım.Sadece onlar bile tezinizi çürütmeye yetiyor..

Neyse, Ece Hanım'a değil de bu tarz fikirlere karşı olduğumu belirterek Japon kardeşlerime geri döneyim;

Japonları severim; tarihlerini, kültürlerini ve dillerini merak eder, gücüm,zamanım ve param yettiğince okuyup araştırmaya çalışırım.An itibariyle Japon Kamikazelerin hayat hikayelerini, Ertuğrul Özkök gibi, okuyamasam da bir miktar bilgi sahibi olduğumu söyleyebilirim.

1) O japonlar ki Çinlilerin canına okumuştur ve bu yüzden Çinlilerle Japonlar arasında, Türk-Yunan dostluğu(!) gibi bir dostluk vardır.
Bakın mesela, ben birbirini seven hiç Japon ve Çinliye rastlamadım.Hiç tanımadıkları halde sırf milletleri dolayısı ile büyük düşmanlık besleyen onlarca Japon ve Çinli gördüm.

2) İkinci Dünya Savaşı sonrası toparlanmaya başlayan Japonya, yasaklanan kılıç sporunu geliştirmek için dünyanın birçok yerine bunu ihraç etmiş, okullarına Kendo ve Judo'yu beden eğitimi dersi gibi koymuştur.

3) Birçok zincir e-postada dolaşan; "Japon çocukları daha ilkokuldan Hiroşima ve Nagazaki'ye götürülür.." diye giden şey yalan ve düzmecedir; öyle bir "milliyetçilik" yoktur.

4) Onurlarına düşkün oldukları söylenir; siyaset sahnesinde de benzer örnekleri görülmüştür yakın zamanlarda ama Yakuza denilen çeteler de onların ürünüdür ve ABD filmlerinde "özenilen" şeyler gibi gösterilen bu adamlar bildiğimiz şehir eşkıyasıdır.

....vb
Japonlar "birkaç" milliyetçinin peşinden gitmemiştir.Japonlar bunu isteyerek yapmışlardır.Tıpkı bundan 3 sene önce meclislerinde (Koizimu döneminde) "savunma amaçlar savaş uçakları" ile ilgili görüşmeler yaptıkları gibi.Zira Japonya'nın 2.Dünya Savaşı dolayısıyla silahlanmasının önünde ciddi engeller var ama yavaş yavaş -başka isimlerle- bunu aşıyor.

Kıssadan hisse,
Bence mesele "birkaç" kişinin faşizm meselesi değil, mesele insanlığın "savaşlarla" yaşayan bir tür olması; tıpkı diğerleri gibi...

gaykedi dedi ki...

japonlarin kendi kulturlerinden kopmadan modernleşmeleri ve bati kulturunu özümsemeleri cok ilginc....bugun dunyanin en onemli evrensel muzik edebiyat kultur sanat tuketicilerinden biri....belki ikinci dunya savasında feci cuvallayan fasistlerin belinin kırılmasının da etkisi vardır bunda..cunku biz halen bu irkci denyolarla ugrasip duruyoruz....

birde genel olarak dunya da sevilen bir millet oldugunu dusunuyorum...bunda da asiri saygili gozuken nezaket kurallarindan olsa gerek....babam anlatmisti bir arkadaşı bir japonla evliymiş ve kayinpederi turk damadi biraz saygisiz buluyormus cunku bir jest yada hediye sadece bir kez tesekkur ediyormus oysa japon adetlerine gore defalarca tesekkur etmesi gerekmis :)

herackles dedi ki...

Dünya dediğimiz şeyden AB (15) ve ABD'yi kastettiğimizi düşünürsek sevilmek değil de "nötr" olmak diyebiliriz buna çünkü şuraya fikir beyan edenlerle kıyaslandığında bildikleri tabaklarındaki suşilerinden fazla değildir kanaatimce...

Japonların anayasalarını gelecek 5 yıl içerisinde değiştirmeyi ve dünyanın en donanımlı ordularından birisi durumuna geçebilecek Japon ordusunun "pasif anayasanın" değişmesi ile hareket kabiliyeti sağlayacağını ve bunu da "yeni Japon başbakanının" savunduğunu biliyor musun?

Kısaca, adamlar savaş gücü depolamak istiyor.Peki neden? Ortada bir durum mu var?
Tarihten gelen G.Kore ve Çin sorunun yanına bir de K.Kore'nin nükleer denemeleri eklendi.
Zaten ABD başlı başına düşman!

Kendi kültüründen kopmayıp Batı kültürünü ne kadar özümsedikleri ise biraz tartışmalı bence; "ne kadar Batı" ve "ne kadar Japon" konusu önemli...

Bunun için; İşbankası Yayınları'ndan çıkan "Japon Gücünün Sırrı" kitabına bakılması iyi bir başlangıç olabilir... (sanırım eski bir kitap, 2. ellerde bulunabilir.)

gaykedi dedi ki...

ben de Bozkurt Guvenç' in kalin bir kitabını okumustum yıllar önce Japonya ile ilgili ama aklimda kitaptan cok birsey kalmamis acikcasi ...

herackles dedi ki...

Bakma zaten ben de milletler uzmani degilim aam benim sahamda oynuyorsun bu sefer :)

Bu cekik gozlulerden Japonya nmerkezlilere karsi bir ilgim var.Mesele Cin deseydin Wing Tsung`dan ote bir sey diyemezdim ama Japon dedigin zaman saatlerce atip tutarim sana! Haa, bir de Banglades; onlar da bir baska guzel...

Ece dedi ki...

Herackles selam:)
dün buradan bloğunuza erişmek için tıkladığımda silindi sandım çünkü reklam sayfası çıktı..
Bugün yine tıkladım yerinde duruyormuş..
Şimdi hem size hem de kediciğe link vereyim diyorum..

Japonlar faşist yada değil, bir mucize yaratmadılar mı yarattılar..
Bunu da yatarak değil çalışarak yapmadılar mı, evet..

Peki biz hala bilimde teknolojide taklitçi değil miyiz?
Evet..
Açıkçası bizdeki gibi milliyetçiliği slogan atmaktan öteye geçmeyen bir millet için, japonlar hatta bugünlerde hintliler mercek altına alınması gereken yegane iki millet..

sayg.