10 Aralık 2006


Lanetli Metal


Hiç düşündünüz mü kullandığınız yüzük, küpe, kolye, bileklikteki altının geçmişini?...Karışa karışa, bozdurularak el değiştirerek, eritile eritile, şekilden şekile insanlığın ta barbar çağlarına kadar gittiğini...Küpenizde bir mezar soyguncusunun kerpetenle söktüğü bir ölünün altın dişinden bir parça olabileceği yada nişan yüzüğünüzde bilezikleri için öldürülen, hamile bir kadının gerdanlığından kalıntılar olduğu düşüncesi, belkide vahşice katledilen yaşlı bir ninenin düşmanın ganimeti sayılan kefen parası birkaç altın lirası ?

Özellikle Arap-Hint-Türk yani doğu toplumlarının ve kadınlarının çılgınca altın merakı beni her zaman üzmüş ve düşündürmüştür, zaten yeniden eritilip değerlendirilmese bile topraktan bir gram altın elde etmek o kadar zahmetli, enerji gerektiren ve doğaya zararlı bir süreç, altının değeride toplumlarda büyük oranda psikolojik ki insan üzülmeden edemiyor....Beni bu düşüncelere iten ara sıra taktığım altın bir küpem, çok mu ince düşünüyorum bilmiyorum ama ince düşünmeliyiz insanları ve doğayı seviyorsak öyle değil mi?...Gaykedi

11 yorum:

diagonel dedi ki...

ince düşünmek doğayı bahsettiğin anlamda korumak tabikide saygıyı hakkediyor ama fazla detaycı olup inceliği paranoyaklık sınırlarında bir yürüyüşe davet etmek akıl karı değil

bana hediye edilen bir altın yada gümüş kolyenin işlenmeden önce nereden gelmiş olacağını düşünmek insanır sinirlerini zorlayan bir durum
mutlu olmam gereken anıma bu gibi düşünceleri yer değiştirme sureti ile getirirsem eğer işte ozaman benimde kalkıp o hediyeyi getireni hatta ve hatta dıdımın dıdısını inini cinini araştırıp olayın asıl kahramanını bulup cezalandırmam gibi polisiye sayılabilcek bir olay çıkarmam gerekmezmi?


madem detaycılık ince düşünce
buyur burdan yak ozaman ...

diagonel dedi ki...

eğer bunun adına paranokyaklık denmese
yapılabilitesinin kolay ama cezasının ağır olmayacağı bilinse işte ozmanda başka bir katliam çıkmazmı?

fendalinka dedi ki...

ay içim bir tuhaf oldu.. yani o cesedin altın dişinin yüzüğümde olabileceğini düşününce.. bende bu kadar detaycı düşünmek istemiyorum.. korkarım hem ben..

c3mal dedi ki...

İnsan topraktan geldi toprağa gideceği malumdur da toprağa gitmek demek cesedin toğraga gömüleceği demek değidlir toprak olacagıdır..İnsanı oluşturan hava ateş su toprak parçaları gün gelir özüne döner.Toprağa karışan insan ise zamanlar sulara karışır sular sebzeleri besler insanlar sebze yer..
Alın bir döngü..ya bu konu sadece metal ytakılar için geçerli değildir..
Çok detaylı konular aslında... isteyene detayını yazarım..

zihniorer dedi ki...

Sevgili gaykedi,
bir değer yargısına dikkat çekiyor. Adı üzerende altın da bir değer ölçüsü, hem de enflasıyondan, svaştan ve başka krizlerden etkilenmeyen bir değer malzemesi. Altın her ortamda değerini yitirmeyen bir madde olunca, onu üzerinde göstererk taşıynlar da bu değerle kendilerini özdeşleştirmekteler.
Oysa asıl olan, üzerinde ya da kasanda, hatta tapu kayıtlarında adına yazılı olan dğereler değil,
kültüründe, bilgibirikiminde, üretiminde, yüreğinde..vs taşıdığın değerleri, topluma ve ailene ne kadar sunabildiğinde aranmalıdır.
Bir toplumda hırsız, cahil, (gaykedinin dediği gibi) ölü soyucuları, o altınları üzerinde taşığı zaman DEĞERLİ Mİ olmaktadırlar?
Üstelik, taşıdığı o maddelerin, kendi emeğinin ürünü olmadığını bilerek taşımak insanı nasıl mutlu edebilir? Yoksa mutluluk numarasına yatmakla neyi kanıtlayabilir?

Neverland dedi ki...

benim de bazi takintilarim var kendimi kurtarmaya calistigim, mesela yeni aldigim bir kupeyi yada yuzugu birkac gun denerim mesela ogun ters biseyler oluyormu?is yerinde hic olmadik bisey , bir sorun oluyormu?yada diger iliskilerimde biseyler ters gidiyormu?deneme suresi yani : -)
hersey iyi guzelse tamam, takarim ama kotu biseler olmussa bir daha takmam.Daha dogrusu takmazdim artik kendimi bu saplantidan kurtarmaya calsiyiorum.Sonucta iyi ve guzel olan hersey Allahtan gelir!sadece metallerle insan vucudu arasi pozif ve negatif bir etkilesim mi acaba yoksa tamamen inanmak istedigim seye inanmami zorlayan byenimin kucuk bir oyunumu bu bana, henuz cozemedim.

herackles dedi ki...

Doğaya bakışın açısından güzel ama pek de tarihi temeli, en azından bizim için, olmayan bir düşünce. Şöyle ki, bildiğin üzere eski Türklerde (olayı millileştirmeden söyleyeyim, eski olan her halkta :), demirin değeri daha büyüktü.Çünkü madenin dayanıklılığı, onun kalitesini simgeliyordu. Sonrasında ise değer ölçüsü maddiyattan çok maneviyata kaydı. Bugün elmas & su paradoksu hikayesi bunun çok güzel bir özetidir.

Söylediğin şeyler çok genel ama gittiği yol doğru. Bugün mankenlerin mini etekli şovlarını, donlarının dantelini göstermesini keyifle izleyen bir toplum nasıl çocuk pornosuna zemin hazırlıyorsa, o gün de altına değer verenler ölü soyuculuğuna zemin hazırladı. Lakin bugün altının değeri itibari kaldı, maden değerinin çok üstüne çıktı. Zaten eskisi gibi paranın da karşılığı değil.
Benim de düşündüğüm bir şeydi bu, altının geçmediğini ilan etmek. Lakin bu iktisat felsefecileri başta olmak üzere felsefecilerin işi. Değerli olan bir şeyin, parasal olarak da değerli olmasını beklememiz mi gerekir yoksa değer ölçüsü miktarı mıdır?
Yoksa?...

asliberry dedi ki...

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=206975

bak şimdi, kadının oradan çıkarıp, o bilezikleri bileğine takacak hali yok, bozduracak ve bize de küpe olacak belki.

Neverland dedi ki...

Herackles,senin sitene yorum birakamadigim icin , senin icin buraya not birakiyorum.Yazilarini surekli takip ediyorum ve yazim tarzini gercekten cok begeniyorum ayrica politikadaki analizlerini hararetle okuyorum, okutuyorum.
sitendeki yorum yazamama olayini cözemedim.Ne olabilir acaba?

Adsız dedi ki...

benzeri duyguları balık yerken yaşarım...kimbilir hangi ölen/intihar eden...kadın yada erkeğin cesetini didikleyip yemiştir bu balık diye...
yazılarınızı beğendim...sağlıkla kalın....
seden

Selma Erdal dedi ki...

Bu güzel yazıya, bu ince düşünceye, biraz avuntu olsun diye;

ÖLÜMSÜZLÜK
Ne demiş bilge?
Evrende hiçbirşey yokolmaz,
Yalnızca biçim değiştirir...
Evrenin soluğu
Geçmişi alır, bugüne eriştirir
Bugünü de yarınlara...
İşte bundandır
Benim ölümsüzlüğe kanışım
Toprağın derinlerinde
Binlerce yıl kalışım
Ardından belki bir çiçek
Belki bir böcek
Olurum diye düşlere dalışım...
Selma Erdal/Bursa