22 Ekim 2006


Ermeni ders kitaplarına baktığımızda ya da Ermeni edebiyatına baktığımızda muazzam bir Ermeni devrimciliği öyküsü görüyoruz. Ama o kahramanca yürütülen savaşın Osmanlı'da yaşayanlara bedelinin ne olduğundan hiç söz edilmiyor. Öte yandan soykırım tartışmalarına geldiğimizde bu kahramanca savaştığı söylenen Ermeni devrimci milliyetçi örgütleri hiç yok. Çünkü Ermeni milliyetçi tarihçileri, konu soykırım tartışmalarına geldiğinde yüzde yüz mağdur ve mazlumu oynamak istiyorlar.Bana göre 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım ve Soykırımı Önleme Konvansiyonu'nun getirdiği kıstasları 33 yıl önce cereyan etmiş 1915 olaylarına uyarlayabilirsek, evet bu bir soykırımdır, soykırımın bütün unsurlarını içermektedir.

Öte yandan 1948'in normlarıyla 1915'in tanımlanmaya çalışılmasının çok ciddi bir vicdan ve metodoloji problemini doğurduğunu da eklemeliyiz. Çünkü BM'nin bu konvansiyonu 1915'te mevcut değildi. Yani sadece böyle tanımlanmış bir uluslararası hukuk olmaması da mesele değil, aynı zamanda 1948'in soykırıma karşı etik birikimi de o dönemde yoktu. Tersine 1910-1915'in insanları oldukça vahşi ve saldırgan milliyetçi tutumlara çok fazla inanmakta ve meşru görmekteydiler. Bu nedenle Ermeni milliyetçi tarihçilerinin 'soykırım soykırımdır, soykırım tartışılamaz' diye özetlenebilecek tezlerine sempati duyamam.

2 yorum:

kimbeniyakalicak dedi ki...

o zaman da buraya daha önce belirttiğin, Murat Belge'nin dediği "olay bugün yapılırsa soykırım olurdu" görüşü çok uyuyor....

ezop dedi ki...

Fransa parlamentosunun sosyalist vekilleri mağdurun meşru gücünü doyumsuzca kullanan diasporacıları kayırma gayreti içinde önyargılarla haraket ederken kantarın topuzunu her an kaçırabilir ve mağdurun yer değiştirmesine neden olabilirler. Aslında bu mağduriyet hali sanıldığı gibi tek kutuplu bir durum da değildir. Özellikle gerçeğin ne olduğu muallak olan durumlarda klişelerden medet umarak siyasi çıkar elde etme çabasını sosyalizmin doğasına aykırı bulmakla beraber Adorno ve arkadaşlarının (1950) ırkçı, otoriteryen, kategorik düşüncelerin ürünü olarak tarif ettiği önyargılara dayalı haraket etmeyi de kendisine sosyalist diyenlere yakıştıramıyorum. Türkiye' nin AB' ye girmesini istemeyen pek çok Avrupalı sosyalistin ulus ve din kimliği bağlamında ayrımcılık yaptığı bu nedenle de öncelikle kendi ideolojilerine ihanet ettikleri, etno-milliyetçilik kıskacında kısılıp kaldıkları kanaatindeyim. Tabi sosyal psikolojik bir perspektifle yaklaşmaya çalışırken durumu karmaşık hale getirmiş, neredeyse tüm savaşların ortak nedeni olan "ekonomik çıkar", "pastadan pay kapma" anlayışından uzaklaşmış da olabilirim. Elbetteki hiç bir fenomen içinde sadece siyah ya da beyazı barındırmaz; konun bu şekilde ele alınması 1915' te Anadolu'da yaşananların değerlendirilmesinde çoğu zaman yapıldığı gibi indirgemecilik olur. Anadolu halkı Türk'ü,Ermenisi,Kürt'ü,Rum'u,Süryani'si,Yahudi'si... olarak 1915 ve sonrasında çok acılar çekmiştir. Pek çok kişi habersiz bir şekilde yurdunu, evini, toprağını terketmek zorunda bırakılmış;bu terki diyar sırasında öncesi ve sonrası ile birlikte çok canlar yitirilmiş;birlilte soğan kırıp sofra kuran isanlar birbirine düşman olmuştur...