13 Eylül 2006


Nihat Genc V


ne diyeyim, nasıl anlatayım, bütün arkadaşlarını kaybetmiş bir insan var karşınızda! fikirlerimle yalnız kaldım. gidecek yerim yok. gidecek bir yol yok. dairelerden aşırılmış sarı kâğıtlar vardı; bir de daktilom. hayatta başka şeyim yoktu. pantolonum kilotum dahi yoktu, bir taneydiler, yıkanınca hemen kurutup giyiyordum, ama bütün kitapçı dükkânlarından beni deli eden fikrin, felsefenin, düşüncenin kitaplarını kanımı satıp alıyordum. evet, kanımı sattım; zaten o yıllarda 53 kiloyum, kan sattım kitap aldım... bunu kaç kez yaptım.

bundan birkaç yıl önce, türkiyede, yapılan dünyanın en büyük bayrağıyla dikip guiness rekorlar kitabına girmesiyle ilgili.."bir ülkede hırsızlık, şerefsizlik, namusuzluk ne kadar artarsa, bunu yapanların arkasına sığındığı vatanseverliğin, bayrağın boyutu da o kadar artıyor.

Nihat Genc'ten bir fıkra...ikinci dünya savasi siralarinda karadeniz de bir kasabada belediye baskani olan zat, yokluk zamani oldugundan dolayi erzak dagitma isini deruhte etmistir. özellikle yag konusunda sıkıntı yasanmaktadır. belediye baskani ahaliye pek az yag dagitirken damadina teneke teneke yag göndermektedir. bunu farkeden temel kilikli bir vatandas belediye baskanina,ayıp olmuyor mu sayın baskan, bize bir sey verdigin yok, damadina teneke teneke yag veriyorsun der.belediye baskani ise piskin bir sekilde,o benim damadim cevabini verir,vatandas ise nolmus damadinsa, onun özelligini nedir der,belediye baskani da,o benim kizimi memnun ediyor diyerek vatandasin suratina hafif siritarak bakar.vatandas cevabi yapistirir,sen o yaglari bana ver, ben sülaleni memnun ederim.

Hiç yorum yok: