31 Aralık 2006


Gaykedi' den Mutlu Yıllar
Gaykedi' den Mutlu Yıllar
Gaykedi' den Mutlu Yıllar
Gaykedi' den Mutlu Yıllar



Kurban !


İnsanoğlu sadece kurbanda hayvan kesmediği için Kurban kesilmesin(*) falan, diye saçmalayacak değilim. Ama dişini çektirirken bile uyuşturan insanoğlunun hayvancıkları bayıltarak kesmesini istemek zannediyorum hakkım. Bütün medeni ülkeler bu yöntemi kullanıyor. Diyanetin dinen mahsuru yok diye açıklaması var. Üstelik hayvan bayıltılınca daha rahat olduğu için daha çok kan boşalıyormuş vücudundan..

Yabancı basını takip edenler islami cemaat ve avrupadaki hayvan hakları örgutleri arasındaki mahkeme haberlerini gormuslerdir. Bazi Avrupa ulkelerinde bayıltma zorunluluğu yasalarla korunuyor cunku. Tanrım islam dunyası bu konuda ne kadar duyarsız, yoksa insan haklarının bile tam oturmadığı bu coğrafyada hayvan haklarını düsunmek cok mu daha zor :(



(*) Bu işin modern mezbahalarda değil sokaklarda ehil olmayanlarca yapılması hem hijyenik değil hem normalde hayvanın kanı bağırsakları kemikleri bile değerli ve bunlar israf oluyor yazık...

Gaykedi vicdani gerekçelerle genelde balık dışında et tuketmemeye çalışan bir vejetaryen adayı...

30 Aralık 2006


Domuz Yılı

2007 Çin Takvimine göre “Domuz Yılı.”

“Vermek, almaktan iyidir” Domuz’un hayat felsefesidir. Domuzlar kendi zamanlarını ve dikkatlerini başkalarına odaklamakta rahattır. Domuzlar, aile ve arkadaş çevresinde huzur olması için ellerinden geleni yapar. Domuzlar unutmayı ve affetmeyi bilir… ve şefkatlidir."

Evet, Çin takviminde Domuz’un tanımı bu.Galiba biz Türkçede “domuz gibi” derken kendimizi tanımlıyoruz, domuzları değil.Domuz Yılına uygun bir insan olmaya ne dersin?....Nil Gün

29 Aralık 2006


Meryem' in Hikayesi I

Meryem dünyaya getirdiği oğlunu kundağa sardı ve ahıra götürdü. Çünkü Beytüllahim’de kalacak yerleri yoktu.O sırada civarda koyunlarını otlatmaya çıkarmış çobanlar yanlarında bir melek görünce korktular.

Melek “korkmayın, ben size Kurtarıcı’nın bügün doğduğunu müjdelemek için geldim. Yemlikte yatan, kundağa sarılmış bir çocuk göreceksiniz. Bu size işaret olsun.”

Melek gittikten sonra çobanların içine kuşku düştü. “Haydi gidelim de görelim bakalım, var mı böyle bir çocuk?” diyerek yola düştüler. Meryem’i, Yusuf’u ve yemlikte yatan çocuğu görüp şaşırdılar. Tanrı’ya şükredip dua ettiler.

Meryem' in Hikayesi II

Biraz dolambaçli, biraz çelişerek de olsa Inciller Hz. Isa’nın doğumunu yukarıdaki gibi hikâye eder.Acaba kaç Hristiyanın aklına şimdi Filistin’deki Beytüllahim’de neler olup bittiği gelir?.İki bin yıl önceki doğumu kutlarken bugün o doğumun gerçekleştiği kasabanın halini hiç merak etmemek...Geçenlerde bütün Hıristiyanlara “Hz. Meryem bugün Beytüllahim’e gelse ne olurdu?” diye sordu Independent gazetesi .

Çünkü bugünkü Beytüllahim İsrail’in işgali altindaki Bati Şeria’da bir Filistin şehri. Israil’in etrafına duvar örerek insanlık adına utanç veren dev bir tutukevine çevirdiği bu şehirde acı hiç eksik olmuyor.Dünyanın güçlüleri Hıristiyan devletler. Ama peygamberlerinin doğduğu Beytüllahim, barışın değil, acıların merkezi.

Meryem' in Hikayesi III

Bir mülteci kampında yaşayan ve ilk kez anne olacak Fatma Cemal akşam saatlerinde sancılanıyor. Eşi ve annesi Fatma’yı alıp 20 dakikalık mesafede bulunan hastaneye doğru yola çıkıyorlar. Ama yolu kesen İsrail askerleri “sabaha kadar kimse geçemez, bekleyeceksiniz” diyor.Akşam 17.00’de durduruldukları kontrol noktasında beklerken Fatma Cemal’in kanaması başlıyor.

01.00’de doktor ve hemşire olmaksizin oracikta ikiz çocuklarini dünyaya getirmek zorunda kaliyor Fatma Cemal.Çocuklardan birinin adini Mahmud, ötekinin Meryem koyuyorlar.Fatma, kucagina hiç alamadigi oglu Mahmud’un öldüğünü bir hafta sonra öğreniyor. Filistinli küçük Meryem şimdilik yaşıyor...Haşmet Babaoglu

28 Aralık 2006


Pencerem

Pencerem
boş bahçesine bakar gri bir lisenin
içimde servislere dağılır çocuklar
ve yürüyerek bitirir okulu
küçük esnafın çilli çocukları

pencerem on yıl öncesine bakar
müfredat dışı sevmeler içindir lise yılları
veya kötü şarkılar
ne zaman ıslak bir aşk düşünsem
içime saçların düşer
bir iç’e bir saç nasıl düşer bilmem
bilsem zaten şiir yazmam

suda yürüyebiliyordum bir aralık
her faninin kendi mucizesi vardır
kendini şaşırtır en azından,
herkes biraz elçisidir tanrının
ne zaman ölümcül bir aşk düşünsem
içime allahın düşer
bir iç’e bir allah nasıl düşer bilmem
bilsem zaten şiir yazmam

Yılmaz Erdoğan

Sihr-i Helal

Şiir, dilin doğuşuyla beraber yazıdan önce ortaya çıkmış bir edebiyat türüdür. Kendine ait dili, müzikalitesi, estetik bir etkileme gücü vardır. Eflatun, şiiri tanımlarken "büyülü söz" ifadesini kullanmıştır. Bizde de şiir için "sihr-i helal", yani "helal büyü" tabiri kullanılır. Büyü dinimizde haramdır, ama şiirin büyüsü başkadır.

Şiirin öyle bir cazibesi vardır ki, insanın aklını başından alır, başka bir áleme götürür.Şiir kelimesi dilimize Arapça'dan geçmiştir. "Şuur" kelimesiyle aynı köktendir. Manası, "fehm-i idrak", yani, "anlama, bilme" demektir. Ölçülü, biçimli ifadeler bütünüdür. Şu halde şiirin, bilgi elde etme vasıtalarından biri olması gerekir. Yani şiir, sezgi vasıtasıyla elde edilen bilgi çeşididir...Mehmet Nuri YILMAZ

27 Aralık 2006


Cennet & Cehennem

Oğlumun bir sorusu dönüp duruyor kafamda:

- Baba, sen cehennemdeki alevlerin rengini biliyor musun?

- Bilmiyorum, dedim.

- Öğretmen söyledi, simsiyahmış. Bu alevlerin leblebi kadarı bütün dünyayı delip geçecek kadar kuvvetliymiş. Karacaahmet Mezarlığı'nda, yıllarca önce gömüldükleri halde, yüzlerine jilet atsan kan çıkacak kadar bozulmamış ölüler varmış. Bunlar veli imişler, onun için cesetleri bozulmamış. "Toprağın cinsi yüzünden bozulmamışlardır" demek kafirlikmiş. Cennette herkesin evinin damı, işlediği sevap kadar örtülecekmiş. Üst üste 70 kat elbise de giysen, bir gram ağırlık duymayacakmışsın. Sen bunlara ne diyorsun?

Siz olsanız ne dersiniz?

Ortaokulun 2'nci sınıfında bu çocuk

43 yıl önce yazılmış bir yazı... 29 Nisan 1963 tarihli Milliyet'ten ve "Taş" kitabından...Çetin Altan

26 Aralık 2006


Aşçı Pataklamak

En son moda birtakım mutfaklarda bizim büyük baklava tepsisi kadar tabakların ortasına Reşat altını kadar bir bonfile, yanına da manzara resmi gibi düzenlenmiş asla yenmeyen birtakım garip sebzeler gelince insanın siniri bozuluyor... Aşçıların da sanatçı olma hakları var tabii, ama bu haklarını mutfak dışında kalan saatlerinde kullansalar olmaz mı?...Kürşat Başar' ın "Çok güldük, ağlamayalım"...kitabından

Benimde başıma çok gelmiştir, en az 10-15 YTL verdiğim ana yemeği görünce çok kez aşçıyı pataklamak istemişimdir :)

25 Aralık 2006


Eli Bıçaklı Noel Baba

Dün Ankara'dan bir arkadaşımız aradı. Sabah işe gelirken yolda Çetinkaya Alışveriş Merkezleri'nin açık hava reklamlarını görmüş. Dayanamamış; telefona sarılmış, 'Bunu biriyle paylaşmam gerekiyordu, aklıma sen geldin' dedi. Sonra ekledi: 'Yılbaşı ve Bayram üst üste geliyor ya, Muhafazakarlık ve demokrasi anlayışını yaratıcı bir potada eritmek ve dinler arası diyalogu sağlamak, ancak böyle mümkün olabilirdi!'...

Reklam sloganı şuymuş:'Bu Yılbaşı indirim size kurban olsun!'...Ne çözümleme ama değil mi? Arkadaşımız iyice heyecanlanmış: 'Aklıma şöyle bir tamamlayıcı sahne geldi: Noel Baba eline sağlam bir bıçak almış, Ren geyiklerinden birini kurban etmek üzere besmele çekiyor, hemen yanı başında da geyiğin derisini yüzmek üzere asacağı süslü Noel ağacı duruyor. Nasıl ama?'.....Ali Saydam

24 Aralık 2006


Windows Teletubies I


Hayatta hiç bu kadar kararsız kaldığımı hatırlamıyorum ...neredeyse on yaşında, bugüne kadar tık demeden çalışan Teletubies' lerle beraber çıkan Windows 98 kullanan emektar Toshiba bilgisayarım sizlere ömür...bu yazıyı güc bela yazıyorum....

Artık göçmek onunda hakkı ama ben 19 inç ekranlı 64 bit 4 GHZ civarı bir hızda, 256 yada 512 ekran kartlı bir AMD masaüstü mü alsam?...yoksa; 10-12 inç ekranlı 128 mb ekran kartlı ve benim 3 kiloluk Toshiba' dan sonra tüy gibi gelecek 1,5 kg ağırlığında bir dizüstü mü alsam?...

Windows Teletubies II

Para olarak yaklaşık ikisi de hemen hemen aynı paraya geliyor yalnız masaüstü alırsam aynı paraya bir kaç kat güclü bir sey almış oluyorum , hem yeni başlayan HDTV yayinlari 19 inçlik ekranda odamda super izleyebilirim..

Ama dizüstüde cok rahat oluyor kucağında uzanmış kullanması artı sağa sola taşıması falan ...bir kaç gundur saatte bir fikir değiştiriyorum, çook kararsızım çook :(

bilgisayardan anlayan arkadaşlarımın gülmesi icin bu 2 MB ekran kartli nesli tukenmis Toshiba dinazorun zamanında nice cüzdan yakmış oldugunu , canavarın benim cüzdanımda da 1750 dolar + KDV 'lik bir ısırık izi oldugunu hatirlatirim :)

23 Aralık 2006


İki Yunus Emre

"Türk tarihinde iki büyük Yunus Emre vardır. Birisi Bursalı Yunus Emre, diğeri asıl büyük Yunus Emre. Meşhur “Şol cennetin irmaklari akar Allah deyu deyu” ilahisi Bursalı Yunus Emre’ye aittir. Asıl büyük Yunus Emre bu değildir. Asıl Yunus Emre, Hacı Bektaş’ın çağında, Niğde’ye bağlı Sivrihisar’da yaşamiştır...." Süleyman Ateş

22 Aralık 2006


Tilkiler Sofrası

Uluslararası sistemin bir kurtlar sofrası olduğu genellikle kabul gören bir önermedir. Masadaki yemeklerin miktarı hiç değişmediğinden, giderek sayıları artan kurtlardan hangisinin en büyük parçayı gövdeye indireceği en önemli temel meseledir. Bu sofranın adabı yemeği çatal bıçakla minik lokmalar halinde keserek, küçük parçalar halinde yutmayı, çevrenizdekilere servis yapmayı falan da gerektirmez.


Kaba güç eski etkisini kaybettiğinden beridir, sofradaki kurtlardan en saldırganın değil, en tilki akıllının ne var ne yoksa silip süpüreceği bilinir. O tilkiler ki, artık kurtları bile rakılarına meze yapmaktadırlar, bundan böyle o sofra kurtlar değil, tilkiler sofrasıdır.

Bize gelince, önce şu sofraya oturmayı becermek gerekiyor. Strateji bilene, geleceğe dokunana davetiye hemen geliyor zaten. Sonrası çatal bıçak kullanma, ağzını kapatarak çiğneme işi!......Deniz Ülke Arıboğan

20 Aralık 2006


Beyin I

Herşey orada resmedilir, bütün sesler tınılanır, tüm anılar yeniden yaşanmak üzere depolanır. Şöyle bir düşünürsek, yirmibeşbin günlük insan ömründe, eğer herşeyi resmetseydik, kimbilir kaçbin kilometrelerce uzayacak video kayıtları yapmak gerekirdi değil mi?

Aslında beyin, çok sade ve çok sessiz bir organ gibi görünür. Öyle ya, onun çalıştığını, örneğin bağırsaklarımız ya da kalbimiz gibi hiç duyamayız ya da ciğerlerimiz gibi kabarıp küçüldüğünü hissedemeyiz. Yapısı insana her zaman soğuk ve uzak gelmiştir.



Beyin II



Çok ince bir işçilik var bu işte. Niye derseniz. ondörtmilyar hücreden başka, onların arasında kurulmuş on tirilyonluk ta bağlantı var da ondan. Bu kadar yüksek sayıdaki bağlantıya yirmibeşbin gün boyunca ve yirmidört saat kesintisiz biçimde enerji sağlamak zorundasınız.

Üstelik te bunu topu topu, her dakikada geçen toplam yarım litrelik kanla sağlamak durumundasınız. Bu kadar büyük bir "fabrika"nın kullandığı enerji miktarı, karşılaştırmalı olarak ne kadardır biliyor musunuz?. Bir bilgisayarın kullandığının yanında devede kulak bile kalmaz: 10 wat.....

Tahir M. Ceylan

19 Aralık 2006


Kedi & Köle

İki gece önce, gece yarısına doğru, evimin bahçe kapısından içeri girdiğimde tanımadığım bir kedi, bacaklarıma dolandı. Miyavlayarak aş istedi, ama evde yiyecek hiçbir şey yoktu. Ertesi gün bakkaldan bir torba mama aldım. Kedi karnını doyurdu, kabın içinde kalan yemeğe sırtını dönüp uzaklaştı. Mamasını daha sonra yemek için saklamak veya başında nöbet tutmak gibi bir alışkanlığı yoktu. Aynı durumdaki bir insanın yapacağının tersini yapıyordu. Ve bence, insandan daha akıllı davranıyordu.

Güney Amerika'yı 15. yüzyılda kolonize ettikten sonra Portekizliler, şimdi adı Brezilya olan topraklarda şekerkamışı yetiştirmeye başladılar. Yerlileri kullanmak, Afrika'dan esir getirmekten daha ucuz olacaktı. Onları zincire vurup şekerkamışı plantasyonlarında çalışmaya zorladılar. Ama, yerliler birkaç kamış kestikten sonra duruyor, kırbaca rağmen devam etmiyorlardı. Nedenini öğrenmek kolay olmadı, ama sonunda çözdüler. İnsanın kendine yetecek olanından fazlasını kesmesini yerlilerin aklı almıyordu. Yerliler kedi gibiydiler.....Metin Münir




İçimizdeki Ben



"What the bleep do we know?" (ne biliyoruz ki) filmindeki Dr. Kuantum’la yemek yeme fırsatım oldu.
’Tanrı var mı?’ ya ’bence’ ekleyip, ’var’ dedi. İnsana, bir hücreler bütünü olarak bakınca, içinde herhangi bir yerde ’ben’ denen bir çekirdeğe rastlanamıyormuş.

Hani o, içimizde ben diye çağırdığımız şey var ya, o beyinde de kalpte de değil fiziken. Burda değil yani. Dışımızda demek bu ’ben’ denen. ’O zaman o ’ben’e, Tanrı diyorum ben’ dedi. Bence görsel olarak şöyle o zaman: Içimizdeki ben denen yer boş, hepimizdeki bu boşluktan bir ip geçiyor. Bu ip, bizi ve ’milyonlarca ben’imizi birbirine dikiyor. O iplik, ya da o iğne ya da bu dikişi yapan, Tanrı oluyor.


nerede okuduğumu not almamışım,özür!



18 Aralık 2006





Tanrı



Hepimizin kafasında farklı bir tanrı düşüncesi, algısı var... cezalandırıcı, sevgi dolu, korkutucu, bu liste uzuyor gidiyor... kuzenim 10 yaşındayken ona tanrı kadın mı? erkek mi? diye sormuştum, ağbi o nasıl söz Allah hiç kadın olur mu tabi ki erkek demişti.

Ben mesela Tanrı' nın insanları Cehennemde yakacağına inanmıyorum, hele kendisine tapınılmadı diye asla ! Çünlü insan bile insanı yakmıyor, on kişiyi zevk için öldüren bir seri katil bile olsa dünyanın en acımasız ülkesinde de yaşasa, ya asılıyor, ya kurşuna diziliyor, ya da elekrikli sandalye ve ya zehirli iğneyle idam ediliyor... Peki diyeceksiniz ki tanrının adalet sistemi sizce nasıl işliyor? bu konuyu da bir başka zaman anlatırım kendimce, belki de yarın.




17 Aralık 2006





Seks Pazarı I


Sex pazarında iki tür satıcı var; bir bu işi daha çok para kazanmak için yapanlar, bir de mafyanın eline düşmüş kader kurbanları, yada travesti arkadaşlarımız gibi bu ülke de para kazanmak için başka seçeneği olmayanlar...

Sex alıcıları da iki çeşit; bir kesim evli yada kız arkadaşı ile bir cinsel hayatı olduğu halde açgözlülükten, şehvetten* yapanlar, bir diğer kesim özellikle müslüman toplumlarda çok görülen sekse evlenmeden ulaşamayan insanların bir tür zorunlu yönelişi...



Seks Pazarı II


Eğer demokratik bir toplumda yaşıyorsak bu işi daha çok para için yapanlarla, sırf azgınlıktan yapanlara, iyi eğlenceler prezervatif kullanmayı unutmayın demek ve genelevleri mafya, sağlık, hijyen, güvenlik, vergi, açısından denetlemekten başka yapabileceğimiz birşey yok...

Ama bu işi fuhuş mafyasının zoruyla, yada sadece mecburiyetten yapmak zorunda kalanların kurtarılması...ve zorunluluktan sex satın almaya yönelen insanlarımızın özellikle gençlerimizin ruhsal sağlıkları gereği ihtiyaç duydukları cinselliği yaşamalarına yönelik, toplumsal dinsel tabularımızla devlet ve toplum olarak mücadele edebiliriz....Gaykedi

* Seks oburluğu kunusunda daha önce yazdığım bir
"yazı"

16 Aralık 2006


Fahişe & İmam


Yaşar Nuri Hoca' nın da yanında yetiştiği Cansız Hoca' dan yaşanmış bir hikaye;

Cansız Hoca Diyanet' in bölge müfettişi. Trabzon' un vakti zamanında çok ünlü bir fahişesi ölüyor, camiye getiriyorlar, imam diyor ki " Ben bunun cenaze namazını kılmam" . Cemaat itiraz ediyor, "Olur mu hocam öldükten sonra fahişeliğin önemi mi kalır?" diye.

Hoca nuh diyor peygamber demiyor. Cansız Hoca' ya başvuruyorlar. Cansız Hoca atlayıp geliyor, cami hocasına "Kılacaksın namazı" diyor, diğeri olmaz deyince, "Üsttekinin namazını kılıyorsun da, alttakinin namazını neden kılmıyorsun" diyerek imama çıkışıyor. İmam bu söz üzerine mevtanın namazını kıldırıyor...Ömer Asan "Temel kimdir" kitabının editörü...

Evet toplum olarak altta kalanları, fahişeleri travestileri aşağılıyoruz da, üstlerine şehvetle çıkan insanlara ne yapıyoruz?

15 Aralık 2006


Cem Uzan da Bir Koyayım !

Sayın halkımız Genç parti mitingine tekrar hoşgeldiniz, parti Genel başkanımız Cem Uzan' ın konuşmasından önce, İbrahim Tatlıses' in söyleyeceği son şarkı "Allah cezanızı verecek"
........
Evet bu anlamlı şarkı için ibo'ya teşekkür ediyor alkışlarımızla gönderiyoruz...
.......
Açın türkiyenin arkasını, pardon önünü ve işte karşınızda Genç Partimizin Genç başkanı Cem Uzan........alkışşşşş!


* Her eve göte su sıçratmayan tuvalet yaptıracam ve tuvalet kağıdı artık siz tuvaletteyken bitmeyecek..

*
Ülkeyi parça parça değil tümden çok daha uygun fiyata satacam...

*
Her sevgilinizle en az bir kere yatacaksınız, ama evleneceğiniz insan bakir olacak.

*
Herkes cennete gidecek, huri sayısı 41'e çıkacak...Kadınlara ve gay' lere huri yerine nuri tahsis edilecek...

*
Kadınlar sokakta hanimefendi, mutfakta aşçı, yatakta orospu olacak !!

*
Kızlar da askere alınacak; sevenler birbirinden ayırılmayacak! -olmadı askerlik kaldırılacak
-daha da olmadı erkekler de adet görecek!

*
Her erkek tek hamlede sütyen kopçası açabilecek, artı gayler de istediklerinin pantalon fermuarını tek hamlede indirebilecekler.

*
Beyaz atlı prensler ormandan toplatılıp bekar kadınlara ve gaylere dağıtılacak

*
Ajdar taksim meydanında yakılacak

*
Seloris' in gay sitelere yorum yazması yasaklanacak, eğer yasağa uymassa Ajdar' la beraber oda yakılacak.

*
Yıllık izin hakkı 12 aya çıkarılacak

*
Otobüse binen güzel kız yada yakışıklı erkek, onca boş yer varken sizin yanınıza oturacak!


Ekşisözlük

14 Aralık 2006


Bakmak

"Öğrenmek için bakıyorum, hep bakarak öğrendim çünkü. Baktığımın yüzde doksanından tiksinirim, kalan yüzde onu sevdiğim için bakıyorum. Neyin eksikliğini çektiğimi bilmeden sürekli eksiklik çekiyorum, ondan bakarım, ararım, bir hakikat perest gibi"
Ahmet Güntan...Şair




Yer Yarılsa
!


Sizin de hiç bir şekilde başınıza geldi mi bilmiyorum, ama ben liseye giderken anneme bayağı uygunsuz bir şekilde yakalandım...

Annem yakınımızda oturan yaşlı teyzesine gitmişti ve normalde 2-3 saatten önce asla dönmezdi, tel açtım ve komşunun benim gibi gay oğlunu çağırdım. Tabi o zaman anal seks falan bilmiyoruz..


Aslında biliyoruz tabiki de ama nedense yapmiyoruz, iğrenç mi geliyor yoksa, komik ama, genç kızlar gibi bakirelik namus tripleri mi yapıyoruz bilmiyorum! Sevişiyoruz birbirimize mastürbasyon yapıyoruz, oral yapıyormuyuz onu hatırlamıyorum, çünkü bir zamanlar o da iğrenç geliyordu çoğu şey gibi, tanrım kadar da aptalmışım! Herneyse, annem yarım saat sonra, zannediyorum evde mi bulamadı teyzesini her ne oldu ise eve gelmiş...








Ergenlik işte daha mı çok konsantre oluyoruz ne, biz kendimizi kaptırmışız sevişiyoruz. Annemin eve girdiğini hiç duymamışız. İnsan eve girince hani kim var kim yok diye bakar ya sağa sola. Annem odamın kapısını açtı ve biz yarı çıplak sevişiyoruz. Arkadaşım çığlık attı.. Annem odanın kapısını hiç birşey görmemiş gibi kapattı ve çıktı. Arkadaşım ağlamaya başladı ben evden nasıl çıkıcam .... teyze' nin suratına bir daha nasıl bakacağım diye.

Herneyse bir şekilde evden çıktı gitti. Annemle bir daha bu konuyu hiç konuşmadık. Gay olduğumu 'söylediğim zaman' bile bu olayı hatırlatıp ben o olaydan anlamıştım falan demedi benim canım annem. Ama hani yer yarılsa içine gireyim derler ya, aynen öyle hissettim o an kendi mi, hayatta bir daha bunun kadar utandığım başka bir şey hatırlamıyorum.




13 Aralık 2006


Borat Hava Yolları !

Osmanlı paşası, dalkavuklarına "Özrü kabahatinden büyük bir şey yapın" demiş. Ertesi gün konağının merdivenlerinden çıkarken, dalkavuklardan biri, paşanın kaba etine bir çimdik atmış. Paşa öfkeyle dönüp, "Ne yapıyorsun be gafil" diye bağırınca, dalkavuk kabahatinden büyük özrünü seslendirmiş: - Beni affedin paşam, Sizi hanımınız sanıp çimdik attım...

"11 uçak için ayrı ayrı kurban kesmek yerine Türk Hava Yolları teknik kısmında sadece bir deve kestirdik" lafında da özür, kabahatin kendisi kadar büyük aslında...Mehmet Barlas' tan

Borat filmini izlemediyseniz hiç üzülmeyin, şöyle bir etrafınıza bakmanız yeterli, Serdar Ortaç' ın şarkısında "Binlerce dansöz var" dediği gibi, "Binlerceee Borat varr" ! Gaykedi

Çiğköfte ve Küresel Isınma !

Marketten alışveriş yaparken, rafta çiğ köftelere gözüm takıldı, karnım da aç nasıl canım çekti... küçük bir paket içinde küçük küçük toplasan 6-7 tane köfte var, içeriğini okudum et koymamışlar harika, aldım yarısını afiyetle götürdüm, evde benden başka kimse yemiyor, dolapta diğer yarısı da beni bekliyor...Bu akşam evde bir saat kadar uyuyakalmışım, elimde müthiş bir kaşıntı uyandım, acılı şeyleri fazla yiyince ayaklarımda kollarımda bazen kaşıntı yapıyor herhalde dokundu dedim...

Elimi delice bir iştahla kaşırken birde baktım birşey ısırmış, herhalde böcek ısırdı diye düşünürken, az sonra gözümün önünden bir sivrisinek uçmaz mı...Velhasıl bu küresel ısınma gerçekten ebemizi sikecek arkadaşlar, durum çok ciddi !..yaa aralık ayının ortasındayız neredeyse yılbaşı geldi bu zamanda istanbul da sivrisinek ne zaman görülmüş, geçenlerde de kutup bölgelerin de ayıların kış uykusundan uyandıklarını yazıyordu...bakalım çevrenin içine eden sorumsuz sanayici ayılarıyla, bunların ürettiklerini delice tüketmeyi seven bilinçsiz tüketici ayıları ne zaman uyanacaklar gaflet uykusundan!...Gaykedi

Yani resimde öyle bir denk geldi ki hani, çiğ köfteden kıçı yanan birisini temsil ediyor sanki :)

12 Aralık 2006






Küçük İbo

Küçük Onur
Küçük Emrah
Küçük Hüsamettin


Bu gün ilk defa Youtube' ye bir link vereceğim..."Les Petits Chanteurs de Saint-Marc" korosunun "Kore" konserinden bir parça...bu arada Youtube' yi milletimiz geyik dışında kullanmasını bilmez mi ? diye de sormuş olayım!...bu videoyu İzlerken Atatürk' ün çoksesli müzik konusunda çabaları ve dünyanın en çok klasik müzik tüketen ve müzik aletini de üreten ülkesi japonya geldi aklıma...onlar bizden az mı milliyetçi bir toplum ki evrensel müzikte yerlerini aldılar...

Bizim dincilerimiz milliyetçilerimiz halen klasik müziğe kilise müziği, kapı gıcırtısı diyerek burun kıvırarak baksınlar bakalım...Aslında bunu yapanlar Türk müziğini koruduğunu sevdiğini zannediyor, ama sınırlarımız ve bir kaç komşumuz dışına çıkınca bittiğinin farkında değiller...Türk müziğini ve sazlarını korumak geliştirmek dünyaya dinletmek istiyorsak bunu evrensel çok sesli müzikle sentezlemek, bunun içinde önce nota ve batı müziğini bilmek zorundayız.... "işte size link" esas tema 45. saniyede başlıyor benden söylemesi....



11 Aralık 2006


Hepimiz Çirkiniz I

Güzelleşmeye çabaladığımıza göre çirkiniz demek. Tapınağım olsa, kapısına yazardım: "Çirkinliğini bil!" Daha acısı, hiçbir zaman tam güzelleşemeyeceğimizi! Çirkin yanlarımızla öleceğiz.Her insanın ortadan kaldırılamayacak çirkinliği olduğunu nereden mi biliyorum? Sınırlı deneyimlerimden. Karşılaştığım insanlardan. İnanıyorum böyle olduğuna.

Acı çekiyorum bundan dolayı. Kendim de dahil, çirkin insanların varlığı bana bir kahır! Çirkin, dünyevîdir! Siyasal çalkantıların, spor karşılaşmalarının, televizyon dizilerinin deyimleriyle konuşur. Gündemi hep medya yüklüdür. Çok okunan kitapların, kapalı gişe oynayan tiyatro oyunlarının dilidir, dili.

Hepimiz Çirkiniz II


Komşusuna bakıp, giyinir! Çirkin köşe yazarı, öbür köşe yazarlarına göre yazar. Dedikoducudur. Kurtarıcıdır. Çirkin, ortalığın adamıdır. Yaratılan boşlukları doldurmak için vardır.Çirkin hangi ideoloji, hangi din, hangi görüşte olursa olsun çirkindir.. Bu yüzden insanları şu dinden , bu partiden, şu görüşten diye ayırmak, çirkinlik düzleminde anlamsız. Her görüşün çirkini var. Çok çirkini.Allah adına çirkinleşen, emek adına sömüren!

Ne mutlu onlara ki dostlarına çirkinliklerini gösterirler...Kitaplar!...Sevgili dostlarım kitaplar! Haydi gösterin okurlarınıza çirkinliklerini. Yazım! Göster şu okuyucuya, kasılıp durmasın! "Anasının kuzusu, mâsum güzel bir kızın neresi çirkin amcası?" diye sorabilirsiniz. Bilemem. Belki geleceği. Belki kibiri. Belki bilgisizliği. Kıskançlığı. Saflığı. Saflık da çirkin olabilir.


Hepimiz Çirkiniz III

Televizyonda görüyorum: Ne güzel çirkin mankenlerimiz var! Ağızlarını açınca lağım, ekrandan gözlüklerime sıçrıyor.Çirkinliğin estetik bir değer olarak kaldığını sanmak yanılgıdır. Çirkinlik, ahlakidir, metafiziktir, epistemolojiktir! Çirkinlik eylemlere yansır. Bilgimize. Bildiğini çirkin bilen vardır. Nice profesörler biliyorum; bilgileri çirkindir. Bilgilerindeki güzelliği keşfedemedikleri için. İçlerinin çirkinliklerinden dolayı!

Çirkin olsak, ne yazar? Bence insanlık suçudur bu.Tüm insanlığın önünde çirkinliğimizden kurtulma sorumluluğumuz vardır. Çirkinliğimizin kaynağı, belki Hıristiyanların dediği gibi, ilk günahtan; belki doğadan, belki toplumdan geliyor. Haksızlığı, zulmü yapan insan çirkindir.Kavgama el veren, çirkinliği paylaşan dostlarımın güzel alınlarından öpüyorum. Alınlarının ardında güzeli arayan beyinlerinin olduğunu düşünerek...Felsefe Prof. Dr. Ahmet İnam

Ne dersiniz bu konuda? evet hepimiz çirkin değilmiyiz biraz, kimimiz az kimimiz çokta olsa..Belki her zaman değil ama arada sırada da ortaya çıksa zaaflarımız, çirkefliğimiz, bencilliğimiz, dedikoduculuğumuz, inadımız hani o lanet damarımız !

10 Aralık 2006


Lanetli Metal


Hiç düşündünüz mü kullandığınız yüzük, küpe, kolye, bileklikteki altının geçmişini?...Karışa karışa, bozdurularak el değiştirerek, eritile eritile, şekilden şekile insanlığın ta barbar çağlarına kadar gittiğini...Küpenizde bir mezar soyguncusunun kerpetenle söktüğü bir ölünün altın dişinden bir parça olabileceği yada nişan yüzüğünüzde bilezikleri için öldürülen, hamile bir kadının gerdanlığından kalıntılar olduğu düşüncesi, belkide vahşice katledilen yaşlı bir ninenin düşmanın ganimeti sayılan kefen parası birkaç altın lirası ?

Özellikle Arap-Hint-Türk yani doğu toplumlarının ve kadınlarının çılgınca altın merakı beni her zaman üzmüş ve düşündürmüştür, zaten yeniden eritilip değerlendirilmese bile topraktan bir gram altın elde etmek o kadar zahmetli, enerji gerektiren ve doğaya zararlı bir süreç, altının değeride toplumlarda büyük oranda psikolojik ki insan üzülmeden edemiyor....Beni bu düşüncelere iten ara sıra taktığım altın bir küpem, çok mu ince düşünüyorum bilmiyorum ama ince düşünmeliyiz insanları ve doğayı seviyorsak öyle değil mi?...Gaykedi

09 Aralık 2006





Güdülmeyin,
Kan Kandır !



Biz tarih boyunca sadece bilmemiz istenenleri öğrenmemize izin veren, bunu yaparken de bilmemize izin verilen gerçekleri bile kendi çıkarlarına göre yeniden yazan bir egemenler geleneğinden geliyoruz. O nedenle kimliğimizin temellerinden biri olan İslamiyetin nasıl bizim egemen dinimiz olduğuna dair de bir dizi hurafe ile doldurulmuş durumdayız.

Yukarıda da belirtildiği bağlamda bizler, örneğin Amerikan kıtası yerlilerinin nasıl Hristiyanlaştırıldıklarını biliyor, ama kendimizin ondan geri kalmayan bir vahşetle Müslümanlaştırılmamızın hikayesini bilmiyoruz. Haçlı Seferlerinin nasıl bir barbarlık akını olduğunu biliyoruz, ama Viyana kapılarına dayanan atalarımızın gerçekte onlardan farklı bir iş yapmadıklarını bilmiyoruz.

Ne yazık ki öğrenmekten çok koşullandırılan bir toplumun evlatlarıyız. Bu bizim daha kolay yönetilmemizi sağlıyor, gerçek sorunlarımızın yerine ikame edilen tarihsel masallarla, adeta bir metal yorgunluğuna sokulmuş durumdayız....

Erdoğan Aydın



07 Aralık 2006





Zeki Müren
Fıkrası !



Rahmetli Zeki Müren köşkünün balkonunda oturmuş çayını yudumlarken hizmetçilerin kapıdan kitap pazarlayan çok yakışıklı bir genci içeri almadıklarını görür, hemen haber eder ve o çocuğu benim yanıma getirin der...az sonra çocuk yanındadır...sanat güneşimiz çocuğu bir güzel süzdükten sonra...söyle bakayım yavrucum sen ne iş yaparsın diye sorar...Çocuk üniversite öğrencisi olduğunu kitap seti pazarladığını söyler ve sattığı kitapları tanıtmaya başlar...Zeki Müren çocuğun sözünü keser...Bu kitaplar kaç lira der...çocuk 15 kitaplık setin 100 YTL olduğunu söyler....

Paşa çocuğa, bak güzel çocuğum sana bir teklifte bulunacağım der...Bana bir buse vereceksin ve sana hemen 1.000 YTL vereceğim ne dersin der....Genç adam kızarır bozarır düşünür ve bu paraya ihtiyacı olduğuna karar verip utana sıkıla tamam der...Yavaşça kalkar ve Zeki bey'i dudaklarından güzelce öper ve gider yerine oturur...Paşa bu güzel öpücüğün ardından yavaşca ayağa kalkar ve çocuğun yanına gider, dudaklarına yapışır...çocuk ne olduğunu şaşırmıştır zeki bey öpücükten sonra çocuğa " çok pahalı bir öpücüktü iade ettim" der :)


daha önce yazdığım başka bir "gay fıkra" ve gay fıkralar konusunda "görüşüm"



.... !

''Her yeri boyamışsın, çok güzel, ama burada biraz kan kalmış. Zincir kalmış, kırbaç kalmış. Sahneye çıkan hayvanların büyük uzantılarıyla ayaktasın, çok güzel, ama burada biraz aşk kalmış. Sana dokunduğum günlerde bana 'sevgilim' derdin, şimdi 'ibne' diyormuşsun, çok güzel, ama burada biraz sonbahar kalmış. İhanet kalmış, bencillik kalmış. Korkunç yolculuklar planlardık insanlardan uzağa.


Ellerimizi bırakıp, ayaklarımızı bırakıp gidecektik, çok güzel, ama burada benim çocuksu saflığım kalmış. Aptallığım kalmış düşlerim kalmış. Bu gece benim için en iri şeyi ağzına al ! Evrendeki en iri şeyi: Adımı ! ve sonra tükür onu havaya. Altına geç ve bekle. Çok güzel ! Ama burada biraz herşeye rağmen hala benim sana hasretim, benim senin göğsünü yumruklaya yumruklaya ağlayışım, benim...Benim, senin bana hediyen lök gibi yalnızlığım kalmış ! ...''

Küçük İskender

06 Aralık 2006


Göçler

Göçüyordu içinde yaşadığım şehirler
Ben de göçtüm onlarla
Bir kadının eskimesi daha korkunçtur
Bir kentin eskimesinden
Ruj rengini bayat kılar, rimeller kuru
Döpiyeste çiçek solmuş, atmış dikişler
Saray ve naftalin kokulu düşlerden sonra
Çoktan ölmüş bahriyeli bir gencin
Öpüşleri duruyor boynumun kıyısında...

Arife Kalender

05 Aralık 2006


Sırlarıyla Kadınlar I

Kadinlarin çok büyük kisminin erkeklere asla anlatmadiklari sirlari var.Zihinlerinin özenle kilitlenmis bölümlerinde erkeklere göstermedikleri duygulari, maceralari, hayalleri, hatiralari duruyor.Taa çocukluklarindan beri babalarina, agabeylerine, arkadaslarina yalan söylemek zorunda birakilan, baskilar sonucunda bir tür yalan egitiminden geçen kadinlar iki seyden çok eminler;

erkeklerin onlarin gizledigi bir seyler oldugunu asla anlayamayacagindan ve o koca adamlarin gerçekleri tasiyacak kadar güçlü olmadiklarindan.Bütün dünyayi yöneten, savaslar çikartan, cinayetler isleyen, bin bir entrika çevirebilen, büyük servetleri idare eden, istihbarat teskilatlari kuran erkeklerin, konu kadinlarin sirlari oldugunda böylesine aptallasip saflasmasi insani kuskuya düsürüyor.

Sırlarıyla Kadınlar II

Büyük bir ihtimalle onlar kadinlarin gizlediklerinin pesine düsmekten korkuyorlar.Bu, sadece karsilasacaklarini tasiyamama endisesinden degil.Daha ürkütücü bir baska tehlike var onlar için.Bir kadinin sirrini çözmeye çalisan erkek, o kadinda kaybolur.Yakalamaya ugrastigi sırrın kölesi olur.Erkeklerin pek tanimadigi bir bahçedir orasi.

Bir erkegin kolayca sahip olamayacagi bir bahçe.Kadini o gizli bahçesinin varligini bilerek kabul edebilir mi bir erkek? Kadinlar, kabul edemeyecegine inanir.O bahçeyi saklarlar onun için.Kadinlarin aklindan geçenleri...Hepsini...O sakin kadinlarin rüyalarinda gördüklerini...Bir erkegin giremeyecegi, sahip olamayacagi karanlik bölgeler..Ahmet Altan

04 Aralık 2006


Güzel Soru !


Gelin kendimiz için de küçük bir samimiyet testi yapalım. Müslümanlık, Hazreti İsa ve Hazreti Musa’yı da peygamber olarak kabul ediyor değil mi? Her iki dinin kutsal kitaplarını kabul ediyor değil mi? Peki, bir din adamımız veya siyasetçimiz, Papa’nın yaptığını yapabilir mi?

Mesela bir kiliseye girip "istavroz çıkarabilir miydi?" Hadi bu fazla kaçtı. Hiç olmazsa İsa tasviri karşısında ellerini birbirine yapıştırıp dua edebilir mi? Rakip partililer buna ne derdi? Bizler ne düşünürdük? Mesela, Diyanet İşleri Başkanı aynı jesti bir kilisede yapabilir miydi?...Ertuğrul Özkök

Tempo dergisini Diyanet, Başkanının eline fotomontajla haç verdiği için kınadı...Aklıma Yunus Emre' nin hayatını anlatan bir filmde burası da Tanrı' nın evi diyerek kilisede namaz kılması geldi...ilerliyor muyuz geriliyor muyuz bazen çözemiyorum....Gaykedi

03 Aralık 2006





Komplocu Çatlaklar I


PAPA’nın Türkiye ziyaretinin yapılacağının belli olduğu günlerde bir e-posta bombardımanına maruz kaldım. Eminim ki o mektuplar internetteki e-posta zincirleri yoluyla on binlerce kişiye de ulaştı. Mektup Papa’nın Türkiye’ye gelişinin ardindaki "gizli amaca" işaret ediyordu.Iddiaya göre Papa’nın bu ziyaretinin tek bir amacı vardı:

Ayasofya’yı yeniden bir Hıristiyan mabedi haline getirmek!Bu "sinsi plan" da şöyle uygulanacaktı: Papa, Ayasofya’yı gezerken aniden dua etmeye başlayacak ve amacına ulaşacaktı. Çünkü Katolik inancında Papa’nın dua ettiği yer kilise oluyordu! Papa’yı, televizyonun canlı yayınında Sultanahmet Camii’nde "kıyama durup" dua ederken görünce aklıma ilk önce bu kampanya geldi.




Komplocu Çatlaklar II

Acaba bu kampanyayı yürütenler o anda "Eyvah Sultanahmet de elden gitti" diye paniğe kapıldılar mı, merak ettim.Bu tür kampanyalarla Papa’nın ziyaretinden bir toplumsal paranoya yaratmak isteyenler amaçlarına kısmen de olsa ulaştılar."Papa’nın dua ettiği yer kilise olur" gibi hayali korkular yaratmak isteyenler, bu toplumda amaçlarına kolayca ulaşabiliyorlar.

Uydurdukları yalanlara inanacak çok sayıda insanı bulmakta hiç güçlük çekmiyorlar.Sanıyorum ki zaten en büyük sorunumuz da bu.Duyduğu her türlü komplo teorisine inanmaya son derece meyilli bir halk olduk.Kendine aşırı güvensizlikten kaynaklanan bir tür aşağılık kompleksi içinde öküzün altında buzağı aramaya meraklıların esiri olduk....Mehmet Y. YILMAZ

02 Aralık 2006


Hayat Yaz Boşluk Bırak !

Karşıdan gelecek hamlelere,
Odaklamışsın kendini,
Birinin, işini bitireceğinden korkuyorsun!
Ensende duyduğun soluk tedirgin ediyor seni,
Kılıfının içinde uslu uslu oturuyorsun.

Ortada bırakmıyorsun,
Sana ait şeylerin zerresini,
Ciğerinin okunmasından,
rahatsızlık duyuyorsun.

Ali Erdoğan "Gökyüzünde Yanlış Gezen Yıldızlar" kitabından...

01 Aralık 2006


Koca Papa(z) I


"Papa 1966'da da Türkiye'ye gelmişti. Ben o zaman başbakandım. Papa, Efes'e gitmek istemiş. Ben de o zaman dışişleri bakanı olan İhsan Sabri Çağlayangil'e dedim ki, 'al Papa'yı İzmir'e, oradan da Efes'e götür'..Sabri Bey, Papa'yı İzmir'e götürmüş, oradan da arabayla Efes'e gidiyorlar. Arabanın arkasında sağda Papa, solda da İhsan Sabri Bey oturuyor.Papa özel kıyafeti içinde. Vatandaşı selamlayarak gidiyorlar.

Bazen vatandaşlar durduruyor arabayı. Böyle bir anda bir kadın arabaya yanaşmış, İhsan Bey'e demiş ki: - Koca Papaz hanginiz? İhsan Bey de: - Yahu, kadın demiş, benim papaza benzeyen bir tarafım var mı? İşte Koca Papaz bu, diye Papa'yı göstermiş, sonra sormuş: - Niye soruyorsun Koca Papaz'ı? Ne yapacaksın? "Hiç" demiş kadın: - Kızım hasta da okutacaktım." (Demirel bu anısını bir tv kanalında anlatmış, Ben de Fikret Bila' dan okudum)

Koca Papa(z) II


İşte Anadolu insanının kültürü budur. Hoşgörüsü budur. Din adamına saygısı budur. Halktan seçimlerde güzel bir tokat yiyen Saadet partisi halen ateşe körükle gidiyor...Geçen gün Herkül Milas' ın bir yazısında okudum bir İtalyan gezginin 1788 yılında yazdıklarına bakın; "Londra ve Paris' teki hoşgörüsüzlüğü tatmış olanlar, burada bir kiliseyi, bir cami ile bir sinagogun arasında, bir dervişi bir keşişin yanı başında görünce çok şaşıracaklar.

Kendi dininden böylesine farklı bir dini bu hükümet nasıl kabul eder anlamıyorum...Hele halk arasında ki hoşgörüyü yaşayınca daha şaşırırsınız: Türk, Yahudi, Rum, Protestan, iş ya da eğlence konusunda öylesine uyum içinde sohbet ediyorlar ki, sanki aynı ülkeden ve aynı dindenmişler gibi"....Fazla söze gerek var mı...Neler oluyor bize Allah aşkına?..Gaykedi

diyeceksiniz ki Papa İslam hakkında ileri geri konuştu bütün tantana bu yüzden...ben bu fikre katımlıyorum bana inanın Erbakan ve şeriatçı tayfası bu olay olmasaydı da gürültü çıkartırdı...( Papanın bu konuşması hakkında daha önce bir şeyler karalamıştım "1" , "2" , "3" )

30 Kasım 2006





Bulgaristan' dan Şiir I


Lina' nın Gözleri

Annesiyle gelirdi derslere Lina,
üniversiteden görme özürlü arkadaşım,
birinci sıraya kurulurlardı
ve anneciği not tutarken
cansız yüzüyle dikkat kesilirdi kızı.

(Tıbbi bir hata olduğunu duymuştum.
Hemşire düğmeleri (mi) karıştırmış?
Teknisyen lazerin ayarını (mı) unutmuş?)

Bir keresinde
bakışıyla karşılaşmaya cesaret ettim.
Bir ışık verdim ona gözlerimle.
İnmiş uçağın pistte yönlendirilmesi gibi.
Karşımda örtülü pencereler vardı.
Arkalarında da
karanlığa alışmak umuduyla
volta atıyordu bir mahkum.








Bulgaristan' dan Şiir II


Yolculuk sırasında

Trende
ön dişleri dökülmüş
bir macar kadını
üç çocuğundan ikisinin
nasıl öldüklerini anlatıyordu
en büyük oğluysa

şimdi Amerika' daymış -
işte fotoğrafları,
burada yalnız,
burada ise karısıyla beraber.
Kadın Bulgar sigarası içiyordu,
daha doğrusu -
Budapeşte' den

Bükreş' e kadar uzun bir sigara
ve şöyle dedi:
"Artık yok, niye yaşayayım."
Basitçe,
net ve düz söyledi bunu,
dişleri dökülmüş birinin
onuruyla.

Kristin Dimitrova' nın Horata s Fenerite (Fenerli İnsanlar) kitabından...Çeviren, Hüseyin Mevsim.


29 Kasım 2006


Sirk !


Vatandaş artık iş aramaktan vazgeçmiş, gözünü bizim Mehmet Ali Bey’e dikmiş.. Çarkifelek’ten benim payıma bir şey düşer mi diye bakıyor..Her türlü adli sorununu ise Sabah Programları’na havale etmiş..Umudunu medyaya baglayan akillardan bir seçme:

Kadinin kizi kötü bir evlilik yapmiş.. Damadi daha ilk görüşte gözü tutmamiş zaten.. Kizina “Bu adamdan koca olmaz, bunun peşini birak” demiş..Kiz dinlememiş evlenmiş.. Hatta evliligin ikinci günü de kizini uyarmiş..“Adamın ne mal olduğu ilk geceden belliydi” diyor.. “Kızıma anan, anan diye tutturmuş..” Yanında dikilen küçük kız anasını dürterek uyarıyor..“Anan dememiş anne.. Anal anal..” ...Selahattin Duman

Canlı yayında Seda Sayan leğende cüce yıkamış zannedersem geçen sene, ben bu müthiş perfonmansı görmedim ama Bahadır Boysal köşesinde dumur şekilde bahsetmişti...

28 Kasım 2006


Yeşilçam I

Rivayet edilir ki, bir film çekiminde yönetmen, Filiz Akın'a "Yere bak, bağır!" demiş. Filiz Akın, yere bakıp bağırmış. Çekim bittikten sonra, "Ben neden bağırdım?" diye sormuş. "Neden olacak," demiş yönetmen, "Yerde babanın ölüsünü gördün de ondan." Yakıştırma mı, değil mi, orasını bilemiyorum. Ama benim de tanık olduğum bir olay vardı. Halit Refiğ'le Kasımpaşa'da Eşref Vural'ın kahvesine gitmiştik. Yapımcı Ertem Eğilmez'le konuşmak için. Kahvede İki Gemi Yanyana filminin çekimleri yapılıyordu.

Yönetmen Atıf Yılmaz'la birlikte oyuncular, Orhan Günşiray, Filiz Akın, Altan Erbulak oturmuş bekleşiyorlardı.Yönetmen yardımcısı Atilla Tokatlı'ya sordum: "Niye bekliyorsunuz?", "Kemal ağabeyi bekliyoruz," dedi Atilla. "Kemal Tahir'i." Filmin senaryosunu yazıyordu Kemal Tahir. Biraz sonra geldi. Bir masaya oturdu. Önüne portatif daktilosunu koyup çekilecek planı yazdı. Çekim yapıldı. Daha sonra da bir sonraki planın yazılması beklenmeye başlandı. Öykünün nasıl gelişeceğini, nasıl sonuçlanacağını, değil oyuncular, yönetmenle senaryo yazarı bile bilmiyordu.